Ekonomi18 Mayıs 2005 00:00

Türkiye'nin Üniter Yapısını Koruyabilmesinin Şartı Uygulayacağı Ekonomik Programa Bağlıdır.

Bu çok iddialı lafı ederken birkaç dayanak noktasından yola çıkıyoruz. İlki elbette Cumhuriyetimiz’in kuruluş yılları. Atatürk, Lozan Antlaşması daha imzalanmamışken topladığı İzmir İktisat Kongresi’nin açılış nutkunda (Şubat 1923)  bakın ne diyor: “... Efendiler, tarih milletlerin yükseliş ve düşüş sebeplerini ararken birçok siyasi, askeri, toplumsal sebepler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu sebepler toplumsal hadiselere tesirlidirler. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselişiyle, düşüşüyle alakadar ve münasebettar olan, o milletin iktisadiyatıdır. Tarihin ve tecrübelerin tespit ettiği bu hakikat, bizim milli hayatımızda ve milli tarihimizde de tamamen tecelli etmiştir. Hakikaten Türk tarihi incelenirse bütün yükseliş ve düşüş sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı derhal anlaşılır ...” (Kaynak yayınları Atatürk’ün Bütün Eserleri Cilt 15 Sayfa 139)levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo

Bugünlerde ise maruz kaldığımız ahval herkesin malumudur. Tesadüfe bakın ki bu noktaya gelirken yakın zamanlarda iki büyük kriz ekonomimizi vurmuştur. Neydi bu krizlerin –özellikle sonuncusunun- sebebi: Spekülatif sermayenin bir anda ülkeyi terk etmesi, neden terk etmişti, çünkü verdiği borcu faiziyle tahsil edemeyeceğini düşünmüştü. Şu anda bizi, asgari ücretin düşürülmesi ve yeni vergiler konusunda sıkıştırıyor. (Özelleştirme ile sağlanacak gelirlerle ancak birkaç yıl borç ödersiniz. Borcun ödenebilirliliğini sürekli kılmak için asgari ücretin düşürülmesinin istenmesi bundan) Zira düşük ücret şirket karlarını artıracak, bunlar da vergi olarak devlete verilecek (bu arada vergiler de artacak kuşkusuz), devlet de bu adamların borcunu ödeyecek. Yabancı sermayenin ülkede kalması için istenilen bu, yoksa kriz.

Özel sektörde asgari ücretle çalışanların, eğer sigortalı iseler, “şanslı” sayıldığını bilmem belirtmeye gerek var mı. IMF ve DB politikaları hem sanayici hem de emekçiler için koşulların daha da zorlanmasını dayatıyor. Bu noktada durarak şu soruyu sormak gerekiyor. Ahlaki değerlerin çökertildiği, gençlerin zehirlendiği, tv dizileriyle sürekli tüketime yönlendirilen, güçlünün kutsanıp bunu nasıl elde ettiği sorgulanmadan, para kazanmanın yolunun namusuyla çalışmak ve yardımlaşmak yerine birtakım politik oyunlar ve kirli ilişkilerden geçtiği pompalanan toplumun nasıl kendine gelmesini beklersiniz? Orman kanunlarıyla mutlu azınlığın içinde yerini alma yarışını engellemek ve kaybedilen değerleri geri getirmek kuşkusuz eğitim sorunudur ancak tepemizde sallanan “ekonomik kriz” sopası varken bunu beceremeyiz. Bu prangadan kurtulmak zorundayız.

Bütün bunlar gündemdeki yeni Sevr’in ayak sesleridir. Günümüzün Sevr’i ülke insanın eliyle hayata geçirilmek üzerine kurgulanmış gözüküyor (bakınız, rengarenk devrimler). Maddi zorluklar içindeki, emperyalistlerin şöyle yaparsanız refaha kavuşursunuz telkinleri ile kandırılmış halkın Türk Devletiyle ilişkisi kesilerek umutlarını başka odaklara bağlamaları, dolayısıyla ordumuzun direncinin zayıflatılması planlanmakta; böylece ülkemize karşı fiili müdahaleye hem iç hem de dış destek sağlanması amaçlanmaktadır. Belirtmekte yarar var ayrışmanın etnik, mezhepsel ya da bölgesel temelli olması farketmez. Bugün etnik grup öne çıkar, yarın da bölgesel (Doğu-Batı ya da Kuzey-Güney) ayrılıklar gündeme gelir.

Sonuç olarak ayrıştırma operasyonunun “müttefiklerimiz” eliyle cesaretlendirildiği hatta teşvik edildiğinin basına yansıdığı bugünlerde yapılması gereken, derhal ekonomimizi uluslararası tefecilerin elinden kurtarmaktır, iç pazarı canlandırmaktır. Bunun nasıl yapılacağı ise I.M.F.’den ve Dünya Bankası’ndan emir almayan Türk iktisatçılarının yazılarında bellidir. İktidar olmaya aday her partinin ekonomi programı bu yönde ve gayet net olmalıdır. Elden giden Türk Milleti’nin asırlardır yaşattığı, İslamiyet’le pekiştirdiği değerlerimizi canlandırmak için ekonominin halkın mutluluğu ilkesinden yola çıkarak düzenlenmesi gerekir.