Ekonomi14 Mayıs 2005 00:00

Endüstriyi ver, çöplüğü al...

"Devletlerarası Yüksek Sermaye", Türkiye'den "yeni imtiyazlar" istemektedir. Giderek "kapitülasyon ihyasının" peşine düşmüşlerdir. Halbuki Türkiye, Osmanlı İmparatorluğu'nun çökertilmesinde de önemlinin ötesinde rol oynayan kapitülasyonları Lozan'da reddetmiş ve bunu zamanın "müstemlekeci devletlerine de" kabul ettirmiştir. Ancak, Devletlerarası Yüksek Sermaye'nin ve "yeni müstemlekeciliğin" "yeni imtiyazlar", "yeni kapitülasyonlar" arayışı siyaseti de bitmemiştir. new prescription coupons free prescription cards discount online cialis coupons

Üstelik bu yeni taleplerini ortaya koyarlarken "tehditçi bir tavır" da sergilemektedirler. Tabii ki, yabancı sermaye olacaktır, ama mesele "olması gerekenin" dışına çıkarılmakta, yeni imtiyazlar, yeni kapitülasyonlara doğru sürüklenmek istenilmektedir.

Demir-çelik ve öteki endüstriler...

Demir-çelik, dünyanın en önde gelen endüstri koludur. "Demir- çelik medeniyettir" denilmiştir. Cumhuriyet'in ilk önem verdiği endüstri dallarındandır. Türkiye bu yolda önemli adımlar atmıştır. Şimdi bugün elimizdeki tesislerden birisi ERDEMİR'dir. Ancak yabancı demir-çelik şirketleri bu "kamu malının" peşine düşmüşlerdir. Ve öyle bir hava yaratılmıştır ki, "özelleştirme sanki gökten zembille" inmiştir. Yani kamunun, milletin kar eden bu muhteşem kuruluşunu milletin elinden alıp yabancılara satmak şart mıdır? Peki Seydişehir'de neler olmaktadır? Orada da millet ayaktadır. Ama ortalıkta bununla ilgili haberlere pek rastlanmamaktdır.

Nerede Cumhuriyet'in felsefesi...

Bakınız Cumhuriyet'in ilanından sonra şu esaslar da getirilmiştir. 1. Müstahsili himaye (yani üreticiyi korumak), 2. İhracat ticaretini himaye, 3. Milli sanayi ve milli sanayi işçisini korumak, 4. Milli tarımı geliştirmek, köylüyü ve müstahsili himaye, 5. Demiryolları siyaseti. Cumhuriyet'in felsefesi milli endüstriye en üst değeri vermek olmuştur. 4 Mart 1924 yılında Sanayi Teşvik Kanunu çıkarılmıştır. O dönem millici bir iktisat felsefesi, savaştan yeni çıkmış bir Türkiye'nin önünü açmıştır. Kapitülasyonlardan, imtiyazlardan kurtulmuş olan Türkiye'nin o dönemdeki endüstriyel hareketi ile ilgili olarak yabancı basında şu görüşlere rastlanmıştır: "Türkiye bunu nasıl başarıyor?" Şimdi ise Cumhuriyet'in ve onun felsefesinin ortaya koyduğu muhteşem stratejik kİt'ler yabancılara satılmaktadır. Yabancılar da onların peşindedir.

Asıl övünmek...

Şimdi orada klasik bir siyasi laf vardır, zaman zaman da duyulmaktadır: "Seksen senede yapılmamış işler yapılmışmış." Şimdi bakınız savaştan çıkmış, Cumhuriyet'i ilan etmiş Türkiye, o yoksulluklar içinde ilk yıllarda 2500 fabrikayı hayata geçirmiştir. Peki şimdi son yıllarda Türkiye'de kaç endüstri kurumu harekete geçmiş, üretime katılmıştır? Bütün umutlar yabancılara bağlanmıştır. Tabii öyle olunca da geçmişin müstemlekeci zihniyeti Türkiye'den yeni imtiyazlar, yeni kapitülasyonların talebinin peşine düşmüşlerdir. Baskıcı bir şekilde Türkiye'nin bütün milli endüstri kurumlarının kendilerine verilmesini istemektedirler. Şimdi şu ERDEMİR için öyle bir "lobi" hareketi vardır ki... TEKEL parçalanmaktadır. Seydişehir gibi bir tesis üzerinde lobi hareketleri yaşanmaktadır. Erdemir'e talip Corus'un CEO'su Varin "Erdemir bizim gözbebeğimiz" demiş. Erdemir Türkiye'nin de gözbebeğidir. Anlaşılan bunlar bizim gözümüzü yuvasından çıkarmaya uğraşmaktadır.

Tuzak üstüne tuzak

Şimdi bakınız, Türkiye'nin endüstriyel kaynaklarının, enerji kaynaklarının peşinde koşan Devletlerarası Yüksek Sermaye onları eline geçirmek, ama onun yanında Türkiye'yi bir kullanılmış mallar çöplüğü haline getirmek istemektedirler. İki önemli talepleri olmuştur: 1. Kullanılmış ikinci el makinaların ithaline izin verilmesi, 2. Kullanılmış otomobil ve otobüslerin ithaline izin verilmesi. Bu tam bir endüstri çöplüğü arayışıdır. Daha çok da "Müstemlekeci iktisat politikalarının" gereğidir. Türkiye'de öyle olaylar yaşanmaktadır ki böylesine hayati ve tarihsel yeni tuzak ve talepler gözden kaçmaktadır.

Yabancılaşma...

Türkiye tam bir endüstriyel, tarımsal, finansal yabancılaşmaya doğru itilmektedir. Böylesine bir siyasetin sonucu, 1. İşsizliktir, 2. İktisadi teslimiyettir. 3. Bu iktisadi teslimiyetin ileride siyaseten kullanılması da sözkonusudur. 4. Bütün finansal yapının yabancı finansal imparatorlukların eline geçmesi sözkonusudur. Onun da getireceği, siyasi ve iktisadi yaptırımlar sözkonusu olacaktır. Şimdi dikkat edilirse, Türkiye'deki "milliyetçilikten, millicilikten, ulusalcılıktan" en çok şikayet edenler arasında da bunlar bulunmaktadır. Mustaf Kemal Paşa'nın başlattığı Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali'nin siyasi ve iktisadi tam bağımsızlık felsefesinin ortadan kaldırılması politika ve talepleri de yeni bir müstemleke Türkiyesi arama siyasetinin ta kendisidir.

IMF ve Dünya Bankası...

IMF VE Dünya Bankası ilişkilerinin bugün geldiği hal ortadadır. Türkiye'nin iktisadiyatı hatalı politikalarla adeta onların kontrolüne geçmiştir. Tabii bunun siyasi etkileri de olacaktır. Yabancı sermaye ilişkileri "olması gereken" şartlardan çıkarılarak, Devletlerarası Yüksek Sermaye'nin yeni kapitülasyonlar ve yeni imtiyazlarının taleplerine evet haline getirilirse bu Türkiye'nin siyasi, iktisadi, toplumsal geleceğini de etkileyecek şartlara dönüşecektir. Son günlerdeki beyanlara ve açıklamalara bakılırsa, artık Türkiye'den "yatırım getireceğiz şalı altında" tam bir iktisadi teslimiyet istenilmektedir. Türkiye'nin geleceği ile ilgili bu taleplerle ilgili olarak siyasi partilerin önemli bir tarihi sorumluluk dönemi de sözkonusudur. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan "Özelleştirmede yabancı ayrımı yapmak ülkeyi tehlikeli noktalara götürür" demiş. Asıl tehlike olan hatalı kararlarla stratejik kamu kuruluşlarını yabancılara satmaktır.