Ekonomi12 Mayıs 2005 00:00

Erdemir Satılmamalı - Selim Somçağ

Bu gizli anlaşma şudur:  AKP iktidar başarısını “AB sürecine” bağlamıştır,  çünkü baştan Batı’ya ve IMF’ye teslim olarak iktidara geldiği için halka hiç bir şey vermesi mümkün değildir. Stratejisi  “Sizi AB üyesi yapıyorum,  dişinizi sıkın,  üç vakte kadar AB’den Türkiye’ye para yağacak” diye halkı kandırmaktır. AKP’nin tek iktidar stratejisinin bu olduğunu gören AB de bunu Türkiye’den istediklerini koparak için fırsat bilmiş,  17 Aralık öncesinde AKP ile gizli pazarlıklar yapmıştır.   Bu pazarlıklardan biri de Erdemir’in Fransız çelik devi Arcelor’a satılmasıdır. Pazarlığı bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’la Başbakan Erdoğan yapmış,  görüşmede Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı da bulunmuştur. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle renovation skive renova


Dünyada piyasanın kendi dinamikleriyle sanayileşmeyi başarmış sadece iki ülke vardır:   İngiltere ve Fransa.   Çünkü bu ülkeler 1750’lerden itibaren manüfaktürden sanayi aşamasına geçerlerken karşılarında daha önce sanayileşmiş herhangi bir ülkenin rekabeti yoktu.   Sanayileşme sürecinin bu iki öncü ülkeden sonra başladığı bütün ülkelerin sanayileşmesi “geç sanayileşme” kategorisine girer.   Geç sanayileşmenin iki temel ilkesi ise devlet öncülüğü ve korumacılıktır.   Karşınızda sizin iç piyasanız dahil,  bütün dünya piyasasını tutmuş,  sınaî üretimin tabiatı gereği ilk başta kalite ve verimlilikte yakalayamayacağınız bir düzeye ulaşmış rakipler varken onlara rağmen sanayileşebilmenin,  yani geç sanayileşebilmenin başka bir yolu bulunamamıştır.  1870’lerin Almanyası,  1890’ların Amerikası,  1930’ların Japonyası, 1960’ların Güney Koresi ve Mao döneminden itibaren Çin hep bu şekilde sanayileşmeyi başarmışlar ve başarmaktadırlar.   Türkiye'de de bugün sanayi adına ne varsa bunu önce 1930’ların devletçi sanayileşme hareketine,  ikinci olarak da 1960-1980 döneminin yine kamu ağırlıklı planlı kalkınma dönemine borçlu olduğumuz açıktır.   Eğer Türkiye Cumhuriyeti Batı’nın Lozan’dan itibaren verdiği liberal ekonomi,  kalkınmayı piyasaya bırakma nasihatlarını tutsaydı Türkiye sanayileşme bakımından muhtemelen Arap komşularımız,  en iyi ihtimalle Yunanistan gibi zavallı bir noktada kalırdı.  

Alınan büyük mesafeye rağmen Türkiye henüz sanayileşmesini tamamlamaktan uzak bir noktadadır,  fert başına geliri gelişmiş ülkeler ortalamasının onda birinden daha düşüktür.   Demek ki Türkiye’nin geç sanayileşme süreci devam etmektedir;  dolayısıyla ilke olarak Türkiye’de devletin sanayileşmeye kamu yatırımları ve korumacılıkla destek vermeye devam etmesi gerekmektedir.   Nitekim Özal devrinden itibaren sanayide kamu yatırımlarının hızının kesilmesi,  korumacılığın büyük ölçüde kalkması ve nihayet 1996’da AB ile Gümrük Birliğine girilmesiyle Türkiye’deki sanayileşme süreci büyük ölçüde donmuştur.   20 yılı aşan bu dönem içinde Türk özel sektörü ortaya tek bir yüksek tekonolojili,  büyük sanayi tesisi koyamamış,  bilâkis elinde olanların da büyük çoğunluğunu kısmen ya da tamamen yabancı sermayeye kaptırmıştır.   Bunun başka türlü olması da mümkün değildir;  çünkü Türk özel sektörü teknoloji ve sermaye birikimi olarak hâlâ çocukluk çağındadır.   Arkasında devletin sanayileşmeyi kollayan politikaları olmadığı zaman Batı sermayesine yem olmaya mahkûmdur.   Zaten bu süreç çok büyük ölçüde tamamlanmış,   Türk büyük sermayesi çok büyük ölçüde Batı’nın acentesi ve taşeronu haline gelmiştir.   Bunu TÜSİAD’ın her konuda ABD ve AB politikalarının avukatlığını yapmasından da anlayabiliriz.

Demek ki Türkiye daha zengin ve daha güçlü olma iddiasından vazgeçmeyecekse  devletin sanayileşmeye aktif destek vermesinin ve sanayideki kamu varlığının,  kamunun öncü rolünün devam etmesi şarttır.   Nitekim bugünlerde hükümetin % 46 hissesini satmaya hazırlandığı Ereğli Demir Çelik İşletmesi Türk sanayileşmesinde kamu yatırımlarının öncü ve kilit rolünün en önemli örneklerinden biridir.   Bu işletme Türkiye’nin çelik sektöründeki tek yassı mamûl üreticisidir.   Özel sektörün çok sayıdaki küçük ölçekli,  eski, hatta hurda teknoloji kullanan çelik fabrikasının ürettiği mal sadece uzun mamûl,  yani esas itibarıyla inşaat demiridir.   Bu çok kirli ve katma değeri düşük altsektör uzun süreden beri gelişmiş ülkeler tarafından Brezilya,  Türkiye,  Uzakdoğu gibi sanayileşmekte olan ülkelere terk edilmiş,  ikinci sınıf bir alandır.   Aynen tekstil gibi...   Yassı mamûl ise çelik sektörünün zirvesidir.   ABD,  Almanya,  Fransa,  Japonya gibi sanayi devlerinin at koşturduğu bir alandır.   İşte Türkiye devletin bu yöndeki kararı sayesinde  bu yüksek teknoloji alanına girebilmiş,  zengin ülke kategorisinde olmayan ender ülkelerden biridir.   Türkiye’nin yakın çevresinde yassı mamûl üretebilen çelik sanayii yalnızca Ukrayna’da vardır,  onun da kalitesi Erdemir ürününün çok altındadır.   Türkiye’de bugün boru,  gemi inşa,  beyaz eşya,  otomotiv sanayileri belli bir düzeye geldiyse bunu Erdemir’e borçluyuz.    Erdemir’in pazar ve kârlılık sorunu da yoktur.   Bugün için Türkiye’nin yassı mamûl ihtiyacının ancak yarısını karşılayabilmektedir.   Fakat eski teknolojili İskenderun çelik fabrikasını devralmıştır;  orada uygulamaya koyduğu dönüşüm projesiyle İsdemir de yassı mamûl üretmeye başlayacak,  2010 yılında Erdemir grubu Türkiye’nin bütün yassı mamûl ihtiyacını karşılayacak hale gelecektir.   Kısacası,  Erdemir Türk ekonomisi açısından,  Türkiye’nin sanayileşme süreci açısından son derece stratejik bir işletmedir.

Böyle bir tesisin satılması için hiç bir ekonomik gerekçe bulmak mümkün değildir.   Bu olayda ne zarar eden KİTlerden, ne fazla istihdamdan,  ne geri teknolojiden,  ne sermaye yetersizliğinden söz edilebilir.   O halde Erdemir gibi stratejik ve kârlı bir kuruluş neden Türkiye’nin 10 günlük cari açık finansmanına veya  Hazinenin bir haftalık faiz ödemesine denk gelen bir bedele satılmak istenmektedir?   Erdemir’in satışını Hazineye gelir sağlamak mantığıyla bile açıklamak mümkün değildir,  çünkü satışın adresi bellidir:   Fransa,  Arcelor.   Hükümet ikili görüşmelerde % 46 hissenin yerli veya yabancı başka alıcılara satılmayacağını açıkça söylemektedir.   Demek ki burada bir gizli anlaşma söz konusudur;  ticaret, ekonomi mantığı geçerli değildir.

Bu gizli anlaşma şudur:   AKP iktidar başarısını “AB sürecine” bağlamıştır,  çünkü baştan Batı’ya ve IMF’ye teslim olarak iktidara geldiği için halka hiç bir şey vermesi mümkün değildir.   Stratejisi  “Sizi AB üyesi yapıyorum,  dişinizi sıkın,  üç vakte kadar AB’den Türkiye’ye para yağacak” diye halkı kandırmaktır.    AKP’nin tek iktidar stratejisinin bu olduğunu gören AB de bunu Türkiye’den istediklerini koparak için fırsat bilmiş,  17 Aralık öncesinde AKP ile gizli pazarlıklar yapmıştır.   Bu pazarlıklardan biri de Erdemir’in Fransız çelik devi Arcelor’a satılmasıdır.   Pazarlığı bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’la Başbakan Erdoğan yapmış,  görüşmede Erdemir Yönetim Kurulu Başkanı da bulunmuştur.   AKP hükümeti AB’den 17 Aralıktaki uydurma müzakere kararını çıkartabilmek için birçok siyasî tavizin yanısıra Fransa’ya gereksiz Airbus alımı ve Erdemir’in hediye edilmesi gibi iki büyük ekonomik taviz de vermiştir.   Buna halk arasında peşkeş çekme denmektedir.   Bu peşkeşin engellenmesinin en kolay yolu muhalefet partilerinin biraraya gelerek yapılan işin peşkeş olduğunu,  meşru olmadığını,  iktidara geldiklerinde bu hisseleri Arcelor’dan aynı fiyata geri alacaklarını ilân etmeleridir.   Böylece yapılan muhalefetin “Dostlar alışverişte görsün” kabilinden olmadığı,  muhalefet partilerinin gerçekten Türkiye’ye sahip çıkma sorumluluğuyla hareket ettiği de Türk halkı karşısında ispatlanmış olacaktır.    Derhal bu doğrultuda harekete geçmek muhalefet için hem millî bir görevdir,  hem de halkın AKP'ye verdiği destekteki hızlı erimeye rağmen üzerlerinden kalkmayan ölü toprağından silkinmek,  Ereğli üzerinden bütün Türkiye’ye yeniden doğmak için büyük bir fırsattır.