IMF ve AB-D politikalarının sonucu: Cari açık 16.4 milyar dolar!
Geçen hafta Martta 12 aylık dış ticaret açığının 36 milyar dolara yükselmesini değerlendirirken bu gelişme sonucunda Mart cari açığının da 16 milyar dolardan 17 milyar dolara doğru yelken açabileceğini belirtmiştim. Nitekim Cuma günü Mart ayı cari işlemler açığının 2,573 milyon dolar olarak açıklanmasıyla Türkiye’nin 12 aylık cari açığı 16 milyar dolardan 16.4 milyar dolara yükseldi. fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnearcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupondiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
Cari açıktaki artış sürerken iç piyasada yaprak kıpırdamadığına dikkatinizi çekerim. Uydurma büyüme rakamlarına rağmen ekonominin aslında büyümediğini herkes biliyor. Gerileyen ücret gelirleri ( Bu konuda “Ücret Gelirleri 2004’te De Geriledi” başlıklı yazıma bakınız) ve reel vergi gelirleri (Vergiler 2004’te reel bazda % 2 geriledi) gerçek durumu gözler önüne seriyor. Türkiye artık 2000-2002 dönemi Arjantin’in rotasına girmiş durumda: Ekonomi durgunluk içine girdiği halde büyük bir dış açık vermeye devam etmektedir. Büyüyemeyen ekonomide vergi gelirlerinin düşmesiyle, tasarrufların azalmasıyla bütçe açıkları büyür, kamu borcunun çevrilmesi güçleşir, yeterli yatırım yapılamadığı için işsizlik artar, sanayinin dış rekabet gücü azalır. Böylece içeride finansal kriz ihtimali artarken derinleşen ekonomik sıkıntının yarattığı sosyal gerginlik siyasete yansır, iktidarı zorlamaya başlar. İçeride durum gün geçtikçe kritikleşirken dış cephede de bir türlü kapanmayan cari açık Demokles’in kılıcı gibi asılı durur. Şu anda risk-getiri dengeleri icabı sizin uydurma büyüme rakamlarınıza inanır gibi görünen sıcak para, cari açığınızdaki ve dış borç stokunuzdaki artışın durmaması karşısında muhakkak günün birinde sizi borçlarınızla baş başa bırakmaya karar verecektir.
İçeride durgunluk, dışarıda buna rağmen büyüyen cari açık. Böyle bir tablo ancak ve ancak yerli paranın aşırı değerlenmiş olması halinde ortaya çıkabilir ve bu tablonun sonu büyük bir krizdir. Ya vakit varken kamu borcunu yapılandırıp devalüasyonu kontrollü olarak siz yaparsınız ve asgarî bir fatura ödeyerek ülkeyi bu darboğazdan çıkartırsınız, ya da kasabın gelmesini bekleyen kurbanlık koyun gibi oturup devalüasyonu başkalarının başlatmasını, ülkeyi Arjantinleştirmesini beklersiniz; bu arada ikitidarda üç gün daha oturabilmek, bürokrasiye üç beş adamınızı daha yerleştirmek için Erdemir’i Fransa’ya peşkeş çekmek, sınırlarınızı tanımayan Ermenistan’a sınır kapısı açmak, hatta hayalî soykırımı tanımaya hazırlanmak, KKTC’yi Rum’a yedirmek gibi “hayırlı” işlerle uğraşır, itiraz edenlere de “Ama çok dış borcumuz var” dersiniz. Şu anda Türk ekonomisinin, dolayısıyla Türk dış politikasının, dolayısıyla Türkiye’nin önünde sadece bu iki seçenek var; bir üçüncüsü yok.