Ekonomi4 Mayıs 2005 00:00

Uzaklardan Bir Ses - Korkut Boratav

"Bugünlerde geçerli olan model, küreselleşmenin, DTÖ'nün, serbest ticaretin, yabancı yatırımların gücünü ve meziyetlerini vurgular: Buna göre iç piyasalara değil, dış piyasalara odaklanmak gerekir; bu nedenle de uluslararası rekabet gücünün yükseltilmesi öncelik taşır: Bu da ücretlerin baskı altında tutulmasını ve emek veriminin yükseltilmesini gerektirir: Ancak, burada emek veriminin yükseltilmesi halk için daha fazla mal ve hizmet üretilmesini sağlayacak bir amaç değildir; sadece uluslararası rekabet gücünü yükselten bir araçtır: Bu tür emek verimi artışları da işten çıkartmalar ve özelleştirme gibi yöntemlerle hayata geçirilir."

Bu hafta, bu köşede, uzaklardan bir iktisatçı konuk... Önce sözü ona verelim:

"Çok sayıda umutsuz, yoksul ve marjinalleşmiş insanı barındıran bir ülkede hızlı büyüme, yükselen bir borsa ve uluslararası finans kuruluşlarının yüksek puanları, seçimleri kazanmaya yetmiyor: Hükümetler ayakta kalmak istiyorlarsa, iktisat politikalarının piyasa dostu değil, halkın dostu olması gerekiyor:"

"Bugünlerde geçerli olan model, küreselleşmenin, DTÖ'nün, serbest ticaretin, yabancı yatırımların gücünü ve meziyetlerini vurgular: Buna göre iç piyasalara değil, dış piyasalara odaklanmak gerekir; bu nedenle de uluslararası rekabet gücünün yükseltilmesi öncelik taşır: Bu da ücretlerin baskı altında tutulmasını ve emek veriminin yükseltilmesini gerektirir: Ancak, burada emek veriminin yükseltilmesi halk için daha fazla mal ve hizmet üretilmesini sağlayacak bir amaç değildir; sadece uluslararası rekabet gücünü yükselten bir araçtır: Bu tür emek verimi artışları da işten çıkartmalar ve özelleştirme gibi yöntemlerle hayata geçirilir. "

"Bu tür bir ihracat fazlası sağlama yaklaşımı, tüm ülkelerce izlendiğinde açmazlara sürüklenir: Maliyetleri rekabetçi olarak aşağıya çekme çabasında herkes kazançlı çıkamaz. Zira, bazılarında ihracat fazlalarının oluşması, ancak diğerleri dış ticaret açığı verirlerse mümkün olacaktır: Gelişmekte olan ülkelerin çoğu benzer türde mallar ihraç ettiklerine göre, kimileri bu yarıştan yenik çıkacaklardır: Böylece ülkeler, sıradan emekçi insanların hayat koşullarını aşağıya çeken bir yarışa girmiş olacaklardır: "

"Özel çıkarların toplumsal çıkarlar üzerinde sağladığı en kesin zafer uluslararası sermaye piyasalarında gerçekleşir. Borsası küçük, ulusal parası zayıf olan bir ülke, az sayıda spekülatörün başlattığı bir sermaye kaçışı karşısında tepe üstü inişe geçebilir: Kamu açıklarının biraz arttırmaya, kurumlar vergisini yükseltmeye, borsa işlem hacmi üzerine vergi koymaya niyetli hükümetler sermaye piyasalarındaki aktörlerin kendileri aleyhine dönüşeceğini bilirler. Elleri-kollan bu nedenle bağlanır. Siyasetçilerin, iktisatçıların ve medya yorumcularının büyük çoğunluğuna göre, ekonominin sağlık derecesini ölçen barometreyi borsa sağlar. Barometreyi yükseltmenin güvenceli bir yolu da, kârlı kamu işletmelerini satarak sermaye girişi sağlamaktır. "

"Yoksullara aşırı yüklenmenin dışında, uluslararası kapitalizmin sürüklediği bu modelin bir başka güçlüğü de vardır: Büyükçe bir ekonomide, ücretleri bastırarak ve işçilere yol vererek maliyetleri düşürmek, alım gücünü ve iç piyasayı da daraltır: Bazılarına göre alım gücündeki daralma, ihracat fazlasında ve yatırımlardaki artışlarla telafi edilecektir: Milli gelir içinde ihracat ve yatırımların ağırlığı, tüketimin gerisinde olduğuna göre, bu iddia dayanaksızdır. Maliyetler sözü geçen yöntemle aşağı çekildikçe, iç pazara dönük üreticilerin karşılaşacağı talep daralması da giderek ırlaşacaktır."

               

"Buna karşılık, ülkenin yoksullarını ve marjinallerini de kucaklayarak genişleyen bir iç pazarın avantajlarından yararlanmak gündeme getirilmelidir. Bu tür alternatif bir modelde uluslararası rekabet gücünü artırmak için ücretleri ve maliyetleri aşağıya çekme saplantısının yerini, iç pazarda istihdamı ve talebi kamçılamak alır. Dış ekonomik ilişkilerin yönetilmesinde, en azından başlangıçta, sermaye hesabı üzerinde sıkı kısıtlamalar ve yabancı portföyleri üzerinde bir işlem vergisi uygulanabilir."

"Çözüm yolu, bir yandan yoksulların iç piyasaya dönük alım güçlerini, öte yandan da üretken kapasiteyi genişleten iki yönelişi akıllıca birleştirmekten geçer. Alım gücünün genişlemesi, kamunun altyapı yatırımlarıyla başlatılabilir. Atıl kapasitenin kullanılmasına dayalı Keynes-gil bir talep yönetimi değil, küçük-orta boyutlu yatırımlarla sağlanacak kapasite genişlemesi söz konusu olmalıdır. Ancak, ilk açılımın gerçekleştirilmesinde gerekirse geçici ve büyük bütçe açıklarından kaçınmamak gerekir."

Konuğumuz, Hindistan'dan ünlü bir iktisatçı, Amit Bhaduri idi. Biraz serbestçe çevirip kısaltarak, Kalküta'da yayımlanan Economic and Political Weekly dergisinden (22 Ocak 2005) aktardım.

Bhaduri, yazısını, Hindistan koşullarına da değinen (ve çeviriye almadığım) gözlem ve önerilerle zenginleştiriyor. Aktardığım görüşlerin Türkiye sorunlarına da ışık tuttuğunu düşünüyorum.

Adım adım "aykırı" düşünmeye yönelmemiz gerekiyor. Önce, bugünün egemen düşünce biçiminin sınırlarını; giderek kurulu düzenin parametrelerini de zorlayarak...

Bhaduri'nin yazdıkları, birinci tür bir "sınır zorlaması". Umarım, sizler de, yararlı bir başlangıç olarak okumuşsunuzdur.