Ekonomi3 Mayıs 2005 00:00

Türkiye, IMF ve AB-D politikaları ile yeni bir ekonomik krize gidiyor!

Mart ayında Türkiye’nin dış ticaret açığı yine 3,726 milyon dolar gibi rekor bir seviyede gerçekleşti.   Bu Türkiye’nin Aralık 2004’teki 4 milyarlık dolarlık dış ticaret açığından sonraki en yüksek ikinci aylık dış ticaret açığı.   Görüldüğü gibi IMF’nin,  IMF güdümündeki bürokrasinin ve sıcak paracıların birbuçuk yıllık iddialarının tersine Türkiye’nin dış ticaret açığı artmaya devam etmektedir.discount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Bizim hep söylegeldiğimiz gibi, Türk Lirası dövize karşı bu aşırı değerlenmiş seviyesini korudukça,  başka bir deyişle döviz kurları bu kadar düşük kaldıkça Türkiye’nin dış ticaret açığının azalması mümkün değildir.   Aşağıdaki grafikte Türk Lirasının döviz sepeti karşısında reel olarak değerlenmesiyle dış ticaret açığındaki artış arasındaki yakın ilişki açıkça görülmektedir.

Mart ayındaki 3,726 milyon dolarlık dış ticaret açığıyla Türkiye’nin 12 aylık dış ticaret açığı USD 35.5 milyardan USD 36 milyara yükseldi.   Türkiye’nin 12 aylık cari açığının da buna bağlı olarak USD 16 milyar mertebesinden USD 17 milyar mertebesine doğru yelken açması şaşırtıcı olmayacak.

Mevcut kur politikası sebebiyle Türk ekonomisinin dış açığı tam 37 aydır sürekli artmaktadır.   Bu durum bir yandan Türkiye’de işsizlik,  yoksullaşma ve durgunluk yaratırken, bir yandan da Türkiye’nin dış borçlarını arttırmaktadır.   Bu dönem içinde Türkiye’nin dış borçları 115 milyar dolardan 162 milyar dolara yükselmiştir.   Yani üç yılda Türkiye’nin dış borcu üçte bir oranında artmıştır.   Bu Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir borç artışı temposudur.

Bu gidişin sonu yoktur.   Türkiye ekonomisi sürekli olarak cari açığını ve dış borcunu arttırarak yaşayamaz,  çünkü dış açığı ve dış borcu sürekli artan bir ülkeye kimse sonsuza kadar borç vermez.   Türkiye bir an önce bu çılgın gidişe dur demelidir.   Bu aptalca politikanın gerekçesi olarak gösterilen yüksek kamu borçlarını ve bunu taşıyan finans sistemini yüzdürme hedefleri de gelinen noktada anlamını yitimektedir;  çünkü olağanüstü boyutlara ulaşan dış açığın er geç yaratacağı bir kriz karşısında kamu borçlarının piyasa mekanizmasıyla çevrilmesi hayal olacak,  bu borçları yüklenmiş olan finans sistemi de enkaz haline gelecektir.   Türkiye yol yakınken kamu borçlarını yeniden yapılandırarak sıcak paraya olan bağımlılığından kurtulmalı,  ardından sıcak paraya yol vererek döviz kurlarını yükseltmek suretiyle dış açığını kapatmalı,  dış borç artışına dur demelidir.   Aksi takdirde Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı Devletinin son döneminde olduğu gibi iç ve dış politikası borç para karşılığında dış güçler tarafından yönlendirilen bir ülke haline gelmesi kaçınılmazdır.