Salakça Satıcılık - Mümtaz Soysal
Bu gidişle nereye varılacağı ortada: Yalnız ekonomi değil, artık cumhuriyetin bağımsızlığı da gitmekte, ülke sömürgeleşmekte. Konu, salaklığı da aşıp düpedüz haince bir rezilliğe dönüşmüştür. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Yapılan işin tüccarlık olmadığı belli; çünkü tüccar böyle salakça satıcılık yapmaz. Salaklık, yalnızca ''altın yumurtlayan tavuklar'' ın elden çıkarılışından, kamunun büyük gelir kaynaklarından ilelebet yoksun bırakılışından ibaret değil. Bundan sonrası için ekonomiyi yönlendirmek, ulusal çıkarları akıllıca kollamak ve toplumun geleceğini güvence altına almak açısından yararlı olabilecek araçlar da devletin elinden çıkıp başkalarının emrine girmektedir.
Bu gidişle nereye varılacağı ortada: Yalnız ekonomi değil, artık cumhuriyetin bağımsızlığı da gitmekte, ülke sömürgeleşmekte.
Konu, salaklığı da aşıp düpedüz haince bir rezilliğe dönüşmüştür.
Görüntü, gerçekten utanç verici, hatta kahredici.
Şu en son örneğe bakın: Bir ülke, yıllardır süren çabalar ve özveriler sonucu Erdemir gibi bir büyük kuruluş yaratıyor ve tam onun öncülüğünde ekonomik kalkınmanın lokomotif gücü olan demir-çelik üretimini derleyip toparlayarak gerçek bir sanayi atılımına hazırlanıyor ve siz tam bu sırada o kuruluşu satışa çıkarıyorsunuz. Tek neden, borç batağından çıkmak için nasıl olursa olsun birazcık hazır paraya konmak.
Olacak iş mi şu: Yüzde 46 hissesini blok halinde satmaya kalkıştığınız kuruluş, 2004 yılı sonunda yaklaşık 600 milyon dolar net kâr sağlamış. Yine de gemi, otomotiv ve beyaz eşya sanayiinin ana maddesi olan yassı çelik üretiminde gereksinimin henüz yarısı karşılanır ve eksiği kapatmak için Erdemir gibi birkaç kuruluş daha kurmak gerekirken bu satışı yapıyorsunuz. Hem de ne satıcılık? Yenisinin ancak 6 milyar dolara yapılabileceği hesaplanan kuruluşun yarıya yakın hissesi satılınca ancak bir milyar dolar civarında gelir gelecek.
Bu paranın hemen gelip gelmeyeceği ve borç ödemeye gidip gitmeyeceği de belli değil. Büyük olasılıkla, daha önceki örneklerin hep ortaya koyduğu gibi taksitler gecikecek ve belki iç edilecek. Çalışıp işini düzeltmek yerine baba malını satmaya kalkan mirasyedinin doğru hesap yapabildiği görülmüş müdür?
Yalnız Erdemir'in değil, Petkim'in, TÜPRAŞ'ın, Türk Telekom'un ve THY'nin satışında da hep aynı yaklaşım: Önce anonim şirket görünümlü kuruluşun hisselerinden küçük bir bölümünü çocuk aldatırcasına sözde ''halka arzetmek'' , sonra da kalanı ''blok satış'' a çıkarıp birilerine peşkeş çekmek.
Bu arada, bataktan çıkmanın akıllıca yolları üzerinde düşünmek büsbütün unutulmuştur. Zaten borçları konsolide edip zamana yaymak gibi çarelerin başkalarına inandırıcı gelmesi için, ortada bir rasyonelliğin, geleceği akıllıca planlayan bir yaklaşımın bulunması gerekir.
Şu salakça mirasyediliği yapanların aklına kim inanır?