Ekonomi28 Nisan 2005 00:00

Ekonomi Nereye Sürükleniyor? Erol Manisalı

Türkiye, yerli şirketlerini yabancılara terk eden, üretim yerine tüketime yönelen bir kapitalistleşme süreci yaşıyor. Bu sonucu doğuran kanıtlar şunlar: 1) Her yer yabancı alışveriş merkezi doldu. Üretimi unutan bir tüketim toplumu haline geliyoruz. 2) İmalat sanayiinde 100 liralık yerli üretim yaptığımızda 79 liralık ithal girdi kullanıyoruz. Bu oran 1991’de sadece yüzde otuzdu. 3) Tarım sektörü de tamamen dışa bağımlı hale getirildi. buscopan link buscopan plus

- Bir yandan tohumluk girdiler dışa bağlandı.

- Öte yandan ABD ve AB’nin destekli (sübvansiyonlu) ürünleri iç piyasayı doldurdu. Tarım ürünlerinde de dış ticaret açığı vermeye başladık.

4) Dış ticaret açığımız, cari açığımız ve dış borcumuz hızla artıyor; 2004’te rekor dış ticaret açıkları ve cari açıklara ulaştık...

5) Bankacılık sektörü hızla Batı’nın dev tekellerinin eline geçiyor. 2006’da, yabancı tekellerin payının sektörde yüzde 20’yi geçeceği söyleniyor. Eski öğrencilerimden halen bankacı olanlarla konuşuyorum; mevcut trend sürerse 4-5 yıl içinde sektörün yüzde 80’inin yabancı dev tekellerin eline geçeceğini ısrarla söylüyorlar.

6) Bankacılık dışındaki hizmet alanlarında da yabancı tekellerin denetimi artıyor. İletişim, ulaştırma, enerji, sağlık, eğitim ve reklam alanlarında da yabancı tekeller yerleşiyorlar.

7) İMKB’de, yabancıların elinde bulunan bankalar ve mali kurumlar denetimlerini iyice arttırdılar. Bir yabancı banka tek başına yüzde 40 yönlendirme gücünü, daha bugünden eline geçirmiş durumda.

Bu sonuçlar, yadsınmayacak istatistiklerle doğrulanmış durumdadır. Türkiye’de yapay ve halka yansımayan bir büyüme var. Büyümeyi sağlayan ek dış kaynak (dış borç) ve ithalata dayalı pompalama yanında, yabancı şirketlerin iç piyasayı işgallerinin sonucu ortaya çıkan yapay bir rahatlık ve büyüme görülüyor. Ancak bu büyümeden halk değil sadece içimizdeki Danimarka yararlanmaktadır.

İşçiye, çiftçiye, memura, esnafa, yerli sanayiciye yansıyan bir büyüme ve rahatlama kesinlikle söz konusu değildir. Yerli şirketler sıkıntı içinde bulunuyor.

Dışa bağlanmanın ek faturası...

Dev yabancı tekellere ve Batı ekonomilerine bağlanan iç sistem ’’Türkiye’nin geleceğinden kemirerek’’ ayakta durabilmektedir. Gelecekten kemirme meselesi sadece dış borç artışından kaynaklanmıyor: Bunun yanında, ’’yabancı dev tekellerin kurup yönettiği bir maksimizasyon yapısı’’ ortaya çıkmaktadır.

Ancak bu dev şirketler kendi ülkelerinin stratejik çıkarlarının bir parçası durumundadırlar. İktisadi, siyasi, askeri ve kültürel güçlerini bütünleştirerek Türkiye’de (ve bölgede) iş yürütürler. Arkalarında iktisadi, askeri ve kültürel güçleri var.

Dev tekellerin yerleşmelerinin sonuçları sadece iktisadi, ticari veya mali olarak ortaya çıkmaz; siyasi, askeri ve kültürel olarak da görülür.

- Bazen Fener Patrikhanesi’nin bağımsızlığı için el altından çaba gösterirler.

- Bazen de KKTC’de istedikleri adamı başa getirmek için açıktan açığa mücadele ederler.

1991’den yani birinci Körfez krizinden sonra Körfez’e ve Kuveyt’e yerleşen bir dev ABD şirketi adeta ülkeyi de yönetmeye başladı.

Türkiye’de yabancı dev şirketlerin yerleşmelerinin kurumsal altyapısını, 6 Mart 1995’te imzalanan ve Türkiye’nin dış ticaret politikasını Brüksel’in direktiflerine bırakan anlaşma hazırladı. Daha önce de Özal ’cı politikalarla ’’dış işgale açık altyapının önkoşulları’’ gerçekleşmişti.

İktisatta istatistikleri değerlendirirken bu sayısal sonuçların arkasındaki nitel gelişmeleri de birlikte göremezsek hiçbir şey anlayamayız.

Rahmetli hocam Prof. Haydar Furgaç şunu söylerdi; ’’Bir normal yalan, bir de kuyruklu yalan olduğunu sananlar yanılırlar; bir de istatistik yalanı vardır, hem de en katmerlisi...’’