Ekonomi26 Nisan 2005 00:00

Geçmişten geleceğe - Mahir KAYNAK

İnsanların sağlık için harcadıkları paraların ne kadarının gerçekte sağlık için gerekli olduğu ne kadarının sırf kazanç için icat edilmiş gereksiz işlemlere sarf edildiği sorgulanacak mı? Eğitimin insanların yeteneklerini geliştirmek için değil, onları sistemin bir parçası ve robotu haline getirdiği fark edilip soran ve sorgulayan insanlar haline getirilmesi sağlanacak mı? Bir din haline getirilen serbest rekabet ekonomisinin aslında hiç de serbest olmadığı, belli odaklar tarafından yönlendirilip yönetildiği anlaşılacak ve ekonomiler prangalarından kurtarılabilecek mi? coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Geçmiş dipsiz bir kuyu gibi görünmez. Yakın sanmamız belki de sondan uzak olduğumuz duygusunu yarattığı için bu yanılsamayı kabulleniriz. Ama bir çok şeyin değiştiğini ve bugüne hiç benzemeyen bir dünyada yaşamış olduğumuz da bir gerçek. Farklılık sadece maddi dünya ve teknoloji ile sınırlı değil. Duyguları, düşünceleri, değer yargıları, davranışları benzeşmeyen yepyeni insanlar arasında gibi hissederiz kendimizi.

Eskiden gelir düzeyleri ya da hiyerarşi içindeki yerleri bizden çok yukarda olan insanlara daha kolay ulaşabildiğimizi, onların bizden biri olduğunu anımsarız. En zenginin ya da en üst yöneticinin çocuklarıyla aynı okullarda okuduğumuzu, birlikte oynadığımızı, aynı mekanları paylaştığımızı hatırlarız.

Geleceğe ait hayaller de başkadır. İyi bir meslek ancak eğitimle sağlanabilir ve toplumda gözde insanlar, bugünkü gibi, işletmeci veya girişimci değil, teknokrat ya da bürokratlardır. Siyasetçiler bile bu zümreler arasından çıkar. Devlet tecrübesi olmayan birinin devleti yönetmesi düşünülemez bile.

Sözlerim ne geçmişe bir özlemin ifadesidir ne de nerede o günler anlamındadır. Değişme mukadder ise bu günler de yakında eskiyecek ve yerine bambaşka duygu ve düşüncelerin egemen olacağı günler gelecektir. Bugün önemli sandığınız her şeyin anlamsız, hiç düşünmediklerinizin de çok değerli olacağı bir zamana hazır mıyız? Böyle bir dünyayı anlatmamızı isteseler neler söyleyebiliriz?

Bugün din ya da etnik farklılıklar nedeniyle birbirini boğazlayanlara, bırakın yüzyıllar sonrasını, gelecek nesil nasıl bakacak? Herkesin maddi refah peşinde koşması, hatta sadece müreffeh olmak için değil üstünlük güdüsüyle yarışması kutsanacak mı?

Demokrasinin halkın iradesini yönetime taşıdığı, en doğru ve meşru kararların seçimler sonucu ortaya çıktığı masalı anlatılmaya devam mı edilecek yoksa halkın iradesini kimin belirlediği sorgulanıp, düşünce dünyasını para sahiplerinin egemenliğinden kurtaracak bir yol bulunacak mı?

İnsanların sağlık için harcadıkları paraların ne kadarının gerçekte sağlık için gerekli olduğu ne kadarının sırf kazanç için icat edilmiş gereksiz işlemlere sarf edildiği sorgulanacak mı?

Eğitimin insanların yeteneklerini geliştirmek için değil, onları sistemin bir parçası ve robotu haline getirdiği fark edilip soran ve sorgulayan insanlar haline getirilmesi sağlanacak mı?

Bir din haline getirilen serbest rekabet ekonomisinin aslında hiç de serbest olmadığı, belli odaklar tarafından yönlendirilip yönetildiği anlaşılacak ve ekonomiler prangalarından kurtarılabilecek mi?

Bütün bunları insanların düşünerek çözmesinin mümkün olmadığını söylemek zorundayız. Sansür sadece hukuki değil fiili yasaklarla gerçekleştirildiği için bu konular tartışma dışına çıkarılmıştır. Sistemin kendisi eleştirilemez ama sistem içinde kalarak istediğiniz kadar ahkam kesebilirsiniz. Size her zaman kıyasıya eleştireceğiniz hatta küfür edeceğiniz alanlar bırakılacaktır.

Suyunuzun akmadığını, gelirinizin yetmediğini ve günlük hayatla ilgili şikayetlerinizi söyleyebilirsiniz. Siyasi alanda, aslını astarını fazla kurcalamadan, her zaman savaşacağınız düşmanlar bulmanıza imkan verilecektir.

Ama bu hiçbir şeyin değişmeyeceği anlamına gelmez. Her sistem bir gün sınırına varır ve kendini tahrip eder. Yaşadığımız günler yeni bir oluşumun doğum sancılarına benzemektedir ve eski günleri sadece hatırlamakla kalacağımız bir çağa yaklaşıyoruz. Önde olmak ne bir tesadüftür ne de bir kaderdir. Maddi verilerle ölçtüğümüz güç ve refah aslında düşüncenin bir ürünüdür ve yaratıcı düşünceye sahip olmayanın hiçbir iddiası olamaz. Biz eskidiğinin bile fakında olmadığımız düşünce kalıplarıyla sürünün bir yerlerinde kalmaya mahkum olacağımızı bilmek zorundayız. Gelecek onu fark eden, anlayan ve yönlendirenlerindir. Parayı en büyük güç sayanlar onun sanal bir araç olduğunu ve bir gün hiçbir değerinin kalmayabileceğini düşünebiliyor mu?