Ekonomi16 Nisan 2005 00:00

Söylediğinize İnanıyor musunuz? - İzzettin Önder

''Tesisleri alıp götürecekler mi?'' moda söylemi ile yabancılara satışları meşrulaştıran yaklaşımı tartışmak istiyorum. Kârlı bir tesisin bir yabancı yatırımcıya satılması, ileride elde edilecek olan potansiyel gelirin şimdiki değerinin dövizle değiştirilmesi demektir. Bu işlem ekonominin üretim kapasitesinde bir artışı değil, ulus varlığının bir miktar döviz karşılığında elden çıkarılmasını ifade eder.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada

Özelleştirme akımının ilk yıllarında, eski, verimsiz ve zarar eden işletmelerin satılacağı, böylece yan faaliyetlerden kurtarılacak olan devletin eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerinde daha etkin olacağı söyleniyordu.

Zaman geçtikçe amacın öyle olmadığı anlaşıldı. Bugün zarar eden kuruluşlar değil, tam tersine, kâr eden kuruluşlar satılmaktadır. Diğer taraftan, özelleştirme uygulaması yanında kamu kesiminin de küçültüldüğünü, devletin sağlık ya da eğitim gibi çok temel hizmetlerden de çekilmeye yüz tuttuğunu görmekteyiz. Demek ki, bunlar tam bir aldatmaca imiş! Zaten söylenenler kapitalizmin işleyiş yasasına aykırı idi. Bu yazıda, verimlilik ve kârlılık kavramlarının ne anlama geldiği, kamu kuruluşlarının nasıl çökertildiği, bir zamanların özelleştirmelerden sorumlu devlet bakanının özelleştirilecek kurumları geliştirmeye yeltenen kurum yöneticilerini görevden alacağını söylemesi gibi, bir ulusu çökertici beyan, uygulama ve saptırıcı ifadeleri bir tarafa bırakıp özelleştirme karşıtlarına yönelik olarak son günlerde sıkça dillendirilen, ''Tesisleri alıp götürecekler mi?'' moda söylemi ile yabancılara satışları meşrulaştıran yaklaşımı tartışmak istiyorum.

Çok yönlü böyle bir konuyu bir yazı boyutuna indirgeyebilmek için, sadece bir kamu kuruluşunun yabancı bir yatırımcıya satışını ele alacağım. Önce önemli bir saptama yapalım. Bir kuruluşun (sermaye) değeri, onun gerçekleştirdiği üretiminin belirli zaman içindeki değerinin faiz haddine bağlı olarak bir şekilde yansımasıdır. Üretimin değersizleşmesi durumunda, kuruluşun sermaye değeri de değersizleşir. Bu yaklaşımla özelleştirme/yabancılaştırma, tabii ki fiziksel olarak binaların değil (halkı kandırma adına, lütfen, komik olmayalım!), üretimin ekonomik değerinin kamu yerine yabancıların cebine akıtılma kanalının açılması demektir. Hiçbir müteşebbis ya da ülke, salt bina ya da makine fetişi ile yatırım yapmaz, söz konusu binalar ya da makinelerle yaratılacak gelire ulaşmak için böyle bir faaliyete yönelir.

Kârlı bir tesisin bir yabancı yatırımcıya satılması, ileride elde edilecek olan potansiyel gelirin şimdiki değerinin dövizle değiştirilmesi demektir. Bu işlem ekonominin üretim kapasitesinde bir artışı değil, ulus varlığının bir miktar döviz karşılığında elden çıkarılmasını ifade eder. Bu işleme Dünya Bankası yazımında ''borç/özvarlık değişimi'' adı verilmektedir. Özelleştirme cinayetine ilaveten, bir de özelleştirme/yabancılaştırma işlemlerine ekonomik sıkıntı dönemlerinde girişilmesinin ya da özelleştirilecek işletmelerin çökertilmesinin ulusal ekonomiye yönelik nasıl bir katliam olduğunun takdirini okuyuculara bırakıyorum. Böylesi işlemlere meydan veren siyasilerin vicdan muhasebesi yapmadıklarını düşünüyorum. Siyasilerin ve onlara hizmet eden bürokratların böyle bir muhakemeye girmelerini de önermem! Şimdi gelelim şu moda söylem olan, binaların veya makinelerin götürülme meselesine. Gelen yabancı yatırımcı tabii ki binayı söküp götürmeyecektir. Peki, yatırımcı niye gelmektedir? Yatırımcı mantığı, bu soruya şöyle yanıt verir: Amaç, getirilen her birim sermaye üzerinden, belirli sürede toplam olarak yatırımın değerini fersah fersah aşan kâr sağlamaktır. Diğer bir deyişle gelen yatırım sermayesi, yatırım süresi boyunca yatırımın sermaye değerine ilaveten, yatırımın net getiri fazlası üzerinde de mülkiyet hakkı oluşturmaktır. Bu hak, yabancı yatırımcıya, sadece ulusal ekonomi üzerinde söz söyleme yetki alanını değil, aynı zamanda, ekonomik haklarının korunabilmesi adına siyasal otorite üzerindeki yetki alanını da genişletir. Yatırımcının ekonomik hakları ise genel olarak toplumun ve emekçilerin ekonomik hak ve çıkarları ile çatışmalıdır. Kârlı bir kamu kuruluşunu alan yabancı yatırımcı, çok büyük bir olasılıkla ilk olarak eleman çıkaracak ve yaratılan katma değerin giderek büyüyen bölümünü kâr olarak elde edecektir. Böylece, özelleştirilen/yabancılaştıran kurumların katma değerinin görece ufak bir bölümü ücret ve yabancı elemanların yurtiçi harcamaları ve bazı girdi alımları bedeli olarak ekonomide kalırken büyük miktardaki kâr, güvenlik ya da başka nedenlerle yurtdışına transfer ediliyor olabilir.

Kısacası, tabii ki, binalar sökülüp yurtdışına götürülmez, ama o binaların ve makinelerin suyu sıkılarak elektronik transfer hızıyla yurtdışına taşınır. Zekâ parıltısı bu gibi savları ileri süren insanlar, nasıl oluyor da büyük şirketlerin, bazı derneklerin ya da meslek kuruluşlarının başına geçerek idareci olabiliyorlar, gerçekten anlayamıyorum!