Ekonomi13 Nisan 2005 00:00

Ekonomimiz üzerine değerlendirmeler

Korkut Boratav  Neresinden bakarsak bakalım, dış borçlarla ilgili gelişmeler gösteriyor ki, rehavet ve umursamazlık yanlıştır ve tehlikelidir. Yiğit Bulut Sonuç: Türkiye ’sıcak para’ girişi devam ettiği sürece bir sorun olarak görmediği, göremediği bu borç yapısı ile uzağa gidemez... Borç sarmallarında ’finanse edildiği sürece sorun çıkmaz’ tezi, çözüm değil tuzağın kendisidir... Selim Somçağ Bugün Türkiye’de IMF programını savunan herkes bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin BOP çerçevesinde emperyalizmin maşası haline getirilmesine,  bunun sonucunda parçalanıp yok olmasına hizmet etmektedir.  discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisescitalopram i alkohol go escitalopram i alkohol

Korkut Boratav (13.4.2005 tarihli yazısından)

Peki, dış borç stokunun düzeyi ve artış hızı ne zaman baş ağrıtır? Dış dünyada veya Türkiye'de finansal belirsizlikler patlak verdiğinde, yabancılar Türkiye'den çıkmaya ve sadece cari getirilerini değil, ana-paralarını da toparlamaya karar verdiklerinde... Özellikle kısa vadeli dış borçların toplam içindeki payı ve Merkez Bankası rezervlerine oranı artmakta ise, tehlike işaretleri söz konusu olur.

Kısa vadeli dış borç/rezerv oranında yüzde 100'ü kritik eşik olarak görenler vardır. Türkiye'de 2002 oranı yüzde 61'dir; 2004 oranı ise yüzde 89'a yükselmiştir. Son iki yıl içinde kısa vadeli dış borçların yıllık artış hızı ise yüzde 40'a yakındır.

Neresinden bakarsak bakalım, dış borçlarla ilgili gelişmeler gösteriyor ki, rehavet ve umursamazlık yanlıştır ve tehlikelidir.

Yiğit Bulut (12.4.2005 tarihli yazısından)

- 2000 yılının ocak ayının hemen başında yani Türk borsasının tarihi 3.7 cent rekorunu kırmasından hemen önce 150 milyar doların altında olan ülkemin borç stoku, yaşanan spekülasyonlar, ’Allah razı olsun Derviş’ten’ cümleleriyle alınan büyük borçlar, batan bankalar ve son hükümetin ’aşırı borçlanmayı’ seven tutumu ile 2005 yılı başında iki katını da aşarak 300 milyar doları fazlasıyla geride bırakmış...


- 57. hükümetin IMF ile anlaşmasından hemen önce 2 bin 200 dolar olan kişi başı borcumuz, 2005 yılının başında 4 bin 400 dolar seviyesine gelmiş (dikkat ederseniz dolar bazında ikiye katlanan bir kişi başı borç var).
Aynı dönemde kişi başına düşen gelirimiz ise 2 bin 830 dolardan 4 bin 100 dolar seviyesinin üstüne çıksa bile borç kadar asla artamamış...

- 2000 yılında 25 milyar dolar civarında konsolide faiz harcaması gerçekleştiren Türkiye, 2004 yılında bu rakamın da yüzde 100 artmasına engel olamamış ve 2004 yılı sonunda 50 milyar dolar üstünde faiz harcaması gerçekleşmiş...
Sonuç: Türkiye ’sıcak para’ girişi devam ettiği sürece bir sorun olarak görmediği, göremediği bu borç yapısı ile uzağa gidemez... Borç sarmallarında ’finanse edildiği sürece sorun çıkmaz’ tezi, çözüm değil tuzağın kendisidir...

Selim Somçağ

“Ücret Gelirleri 2004’te de Geriledi” yazısından

Daha geniş bir perspektifle bakarsak 2004 sonu itibarıyla imâlat sanayiinde çalışanların eline geçen ücret toplamının 2000 yılındaki düzeyinin  tam % 25 altında olduğunu görüyoruz.   Bir grup olarak sanayi çalışanları IMF programı ve IMFci hükümetler sayesinde 4 yıl içinde gelirlerinin dörtte birini kaybetmişler.   Müthiş bir yoksullaşma!

Şimdi 2003 yılı sanayi ücret gelirlerini değerlendirirken sorduğum soruyu güncelleştirerek tekrar soruyorum:  Türkiye’de GSMH % 9.9 arttığı halde sanayideki ücret gelirleri % 3 azalabilir mi?   2000-2004 döneminin tamamına bakarsak,  Türkiye’de GSMH % 15 arttığı halde sanayideki ücret gelirleri % 25 azalabilir mi?

Millî gelirin bu kadar artttığı iddia edilirken ücret gelirleri rekor düzeyde azaldığına göre kârlarda ve bankacılık gelirlerinde patlama olması gerekir ama,  ortada öyle bir şey de yok.  O halde bu nasıl iş?   İstatistik ve ekonomi bilip de DİE’nin hem büyüme rakamlarına,  hem de ücret geliri endekslerine aynı anda inanmak mümkün mü?   

 

“Büyüme Sahtekârlığı Sürüyor” yazısından alıntı

Buna rağmen DİE hâlâ yukarıdaki grafikte görülen akla ve mantığa aykırı tabloyu üretmek pahasına Türkiye’nin millî gelir rakamlarını şişirilmiş,  hormonlu olarak açıklamaya devam etmektedir.   Burada bir kasıt olduğu açıktır.   Kastın amacı,  Türk ekonomisini bir yandan sürekli artan iç ve dış borçlara ve sürdürülemez cari açığa mahkûm ederken,  bir yandan da büyümenin önünü kesen IMF programını başarılı göstermek,  böylece IMF vesayetinin devamını sağlamaktır.   Türkiye’nin IMF boyunduruğunda tutulmasının da Türkiye’yi zaafa düşürüp,  kontrol altına alarak ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin bir piyonu haline getirme planının bir parçası olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.   Bugün Türkiye’de IMF programını savunan herkes bilerek veya bilmeyerek Türkiye’nin BOP çerçevesinde emperyalizmin maşası haline getirilmesine,  bunun sonucunda parçalanıp yok olmasına hizmet etmektedir.   DİE de 2002’den beri yapılan bütün eleştirilere ve bunları göğüsleyememesine rağmen hâlâ büyük bir pişkinlikle bu saçma sayıları millî gelir tahmini olarak önümüze koymaya devam ederek bu plana hizmet etmektedir.   Bunun basit bir siyasî otoriteye veya IMF’deki büyüklerimize yaranma çabası mı,  yoksa daha bilinçli bir operasyon mu olduğunu zaman gösterecektir.   Her halükârda Türkiye’nin lehine veya aleyhine yapılan en küçük bir işin bile tarihin hükmünden kurtulamayacağı iyi bilinmelidir.