Ekonomi6 Nisan 2005 00:00

2004 Büyümesi Mercek Altında - Korkut Boratav

Birincisi, 2004’te milli gelirdeki artışın yüksek oranlı olduğu anlaşılıyor. Bu, elbette iyi bir şeydir. Rakam tartışmalı olsa bile, ’’yüksek’’ büyümeyi olumlu karşılamamız gerekir. Ancak, istihdam, reel ücret ve tüketim kalemleri üzerindeki veriler, milli gelir artışlarının gelir bölüşümünü düzeltmeden (büyük ihtimalle bozarak) gerçekleştiğini gösteriyor. İkincisi, milli gelirdeki yıllık hareketlerin giderek artan boyutlarda yabancı kökenli ve özellikle ’’sıcak’’ sermaye hareketlerine bağımlı hale geldiği bu köşede birkaç kez yazıldı. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilobuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluskamagra link kamagra geloxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

2004 milli gelir istatistikleri yayımlandı. Bir yanda coşkulu değerlendirmeler: ’’Bir yıl hariç Türkiye rekoru; 2004’te dünya rekoru; Türkiye kabına sığmıyor...’’ Öte yanda, en azından ihtiyata davet edenler: ’’Hormonlu, sıcak paraya, ithalata dayalı, istihdam yaratmayan büyüme...’’

Ben de bu yazıda 2004 büyüme rakamları üzerinde birkaç kısa vurgulama yapmak istiyorum:

Birincisi, 2004’te milli gelirdeki artışın yüksek oranlı olduğu anlaşılıyor. Bu, elbette iyi bir şeydir. Rakam tartışmalı olsa bile, ’’yüksek’’ büyümeyi olumlu karşılamamız gerekir.

Ancak, istihdam, reel ücret ve tüketim kalemleri üzerindeki veriler, milli gelir artışlarının gelir bölüşümünü düzeltmeden (büyük ihtimalle bozarak) gerçekleştiğini gösteriyor.

İkincisi, milli gelirdeki yıllık hareketlerin giderek artan boyutlarda yabancı kökenli ve özellikle ’’sıcak’’ sermaye hareketlerine bağımlı hale geldiği bu köşede birkaç kez yazıldı.

2004 büyümesinde bu etkenin belirleyici olduğunu ve benzer bir ivmenin 2005 ve sonrasında sürdürülememesi durumunda tablonun tamamen değişeceğini burada tekrar vurgulamış olayım.

Üçüncüsü, milli gelirdeki yıllık artışlar iyidir ama, orta dönemde yüksek bir büyüme potansiyeline ulaşılması, bizim gibi bol emek rezervlerine sahip olan bir ekonomide sermaye birikim oranına bağlıdır.

Milli gelir verilerine bu açıdan bakalım. Görüyoruz ki, 1998’den beri aşınmakta olan sermaye birikimi/GSYİH oranı 2004’te yükselmiştir; ama hâlâ altı yıl öncesinin çok altındadır. Sözü geçen oran cari fiyatlarla 2004’te yüzde 17.8’dir; 1998’de yüzde 24.6 idi. Sabit (1987’ye ait) fiyatlarla da 2004 oranı, altı yıl öncesinin beş puan gerisindedir. Kısacası, 2004’teki canlanmaya rağmen Türkiye ekonomisi hâlâ tasarruflar ve sermaye birikimi bakımından dinamik bir gelişme sürecine kavuşmuş değildir.

Son olarak, son yıllarda ve 2004’te milli gelir ve büyüme verilerinin abartılı tahmin edilmekte olduğuna ilişkin ciddi belirtiler vardır. Biraz da bunun üzerinde duralım.

***          

Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE) milli geliri, üretim ve harcamalar yöntemleriyle ayrı ayrı tahmin ediyor. Farklı sektörlerin gayri safi üretim rakamlarını katma değere dönüştürerek elde edilen üretim tabanlı GSYİH toplamının, harcamalar yöntemiyle tahmin edilen GSYİH’ye tanım gereği eşit olması gerekiyor.

Harcamalar yöntemiyle hesaplanan GSYİH’nin ana kalemleri, özel ve kamusal tüketim; sabit sermaye birikimi ve mal/hizmet ihracatıyla ithalatı arasındaki net farktan oluşur. Bunların toplamına stok hareketleri (stoklardaki artışlar ’’artı’’ , azalmalar ’’eksi’’ ile işaretlenerek) eklenir.

İşte, son yıllarda milli gelir tahminlerinde ortaya çıkan sorun, stoklar dışındaki ana harcama kalemleri toplamının, üretimden kaynaklanan GSYİH toplamının altında kalmasından kaynaklanıyor.

Öyle anlaşılıyor ki, aradaki tüm fark stoklar yükseltilerek gideriliyor ve iki GSYİH tanımı böylece eşitleniyor. Bu konuyu gündeme getiren meslektaşımız Selim Somçağ ’ın vurguladığı bir saptamayı güncelleştireyim: 1990-2001 arasında üç aylık dönemlerin sayısı 48’dir.

Stok hareketleri bunların 27’sinde (azalış ifade eden) eksi işaretlidir; artı işaretlerse üç aylık dönemlerin 21’inde gözlenmiştir. 2002-2004 arasındaki 12 adet üç aylık döneme gelince, bunların tümünde stoklar artmış gösterilmekte; böylece stoklara ’’artı’’ harcama değerleri atfedilerek milli gelir yukarı çekilmektedir.

2002-2004 yıllarında GSYİH’deki birikimli yükselişin yüzde 48’i tek başına stok artışlarından kaynaklanmaktadır.

Farklı bir ifadeyle artılı-eksili stok hareketlerinin net bilançosu sıfır olsaydı, 2001 krizini izleyen üç yılın ortalama büyüme hızı yüzde 7.5’ten yüzde 3.7’ye inecekti. Keza, stok değişmeleri sıfır olsaydı 2004’teki GSYİH artışı yüzde 9’dan yüzde 7.9’a inecekti.

***

Milli gelir hesaplamalarında DİE, gerçekçi stok tahminleri içermek koşuluyla harcamalar yöntemini esas alsaydı ve üretim-tabanlı GSYİH toplamını ona uyarlasaydı, son üç yılda daha güvenilir milli gelir rakamlarına ulaşabilirdi.

Milli gelir düzeyinin yüksek tahmin edilmesi, ’’masum’’ , düzeltilebilir bir yöntem kusuru olabilir. Buna karşılık milli gelirdeki yıllık artış oranlarının her yıl gerçeğin üzerinde tahmin edilmesi çok farklıdır ve ’’iyi niyet karinesi’’ zedelenebilir.

Milli gelirin büyüme hızını sürekli olarak yukarı çeken bir ’’sapma’’ fazla sürdürülemez. Sonunda birileri, ’’Otuz altı aydan beri sürekli birikip duran bu stoklar nerede duruyor?’’ diye sorabilir.