Ekonomi4 Nisan 2005 00:00

EKONOMİK BÜYÜME : ULUSAL BAĞIMSIZLIĞIN KİLİDİ- Türkel Minibaş

''Büyümenin de ulusalı mı olurmuş! Ulusal bağımsızlıkla ekonomik büyümenin ne ilgisi var!'' demeyin. Her ne kadar liberal ekonomi öğretisi ekonomik büyümeyle ulusal bağımsızlık arasındaki bağlantıyı kurmasa da... Tarih, ekonomisi hızlı büyüyen ama ulusal bağımsızlığını yitirmiş ülke örnekleriyle dolu olsa da!..  Kapitalist sistem, ekonomik büyümeyi sağlayan kaynakların ülke içinde ve dışında yönetim ve denetimine sahip ülkelerin, sistemin egemeni olduğunu da göstermektedir. new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cardskamagra link kamagra gel

Bu, petrolden tarıma, topraktan işgücüne üretim kaynaklarının hangi ülkede olduğuna bakmaksızın paylaşıldığı ve yönetildiği bir egemenliktir.

Zira, bir ülke ekonomisinin büyümesi o ülkede bir yıl içinde üretilen mal ve hizmet üretiminin parasal karşılığının bir önceki döneme göre artmasıdır. Dolayısıyla üretimde kullanılan kaynakların nasıl ve hangi çıkar grupları adına kullanıldığının ayrıcalıklı bir önemi vardır.

Eğer bir ülkede üretimi yaratan toprak, maden, enerji kaynakları, emek ve teknoloji, ulusötesi güçlerin istemleri doğrultusunda yönetiliyorsa ülke ekonomisi hızla büyüyebilir ama.. Ekonomik büyümeye katkıda bulunanların, ortaya çıkan geliri hangi mekanizmalarla paylaşacağına karar verilemez.

Çünkü, bu noktada Nasreddin Hoca kuralı işler: Sermayeyi veren yani yatırım kararını yöneten düdüğü çalar!

Malum, ekonomik büyümenin tek kaynağı üretim değil. Üretimin yanı sıra harcamalar da büyümenin kaynağını oluşturmakta. Yani, başka ülkelerde üretilen mal ve hizmetlerin de ortaya çıkan üretim de katkısı var.

Gelin görün ki, bu katkı her zaman üretimi dolayısıyla ihracatı arttırmayabilir. Özellikle de döviz kurlarının düşük tutulduğu dönemlerde!

Düşük kur politikası, ithal malları iç piyasada cazip kıldığından kısa bir süre sonra:

* Küçük ve orta ölçekli işletmelerin iflasına neden olarak işsizliği arttırmakta..

* Ülkeyi ithalatçı firmaların cenneti haline dönüştürmekte...

* Sermaye hızla el değiştirmekte..

* Ülke, sanayinin girdisi olan ara ve yarı malların ithalatında zorlanmakta!..

* Uluslararası çıkar gruplarının bağımlılık ilişkilerini kabul etmek zorunda kalmaktadır.

Sonra bir de bakarsınız ki... 1980'den beri süregelen Türkiye örneğinde olduğu gibi, gazete manşetleri ülkenizin refah liginde bir üst sınıfa yükseldiğini müjdelerken ülkeniz ulusötesi sermayenin cenneti haline dönüvermiş!..

Her ne kadar yurtseverler bu durumu işgal olarak yorumlasa da!.. Şekerden tütüne, sütten çikolataya, giysiden ev eşyasına kadar marka marka oluşturulan bu cennete ülke halkının sessiz kalarak rıza gösterdiğini de kabul etmek gerek!

Nasıl kabul etmesinler ki!.. Ekonomi yüzde 9.9 büyürken doğal olarak kişi başına düşen gelir de büyümekte ve... Düne kadar 2 bin 500 doların üstüne çıkamayan kişi başına gelir 2003'ten 2004'e 789 dolar artarak 4 bin 172 dolara çıkıvermekte!

38 yılın büyüme rekoru

Her 100 kişiden 27'sinin yoksulluk sınırının altında olduğu ülkemizde kişi başına düşen gelirin 4 bin dolara yükselmesine kim sevinmez ki... Ne var ki, kişi başına düşen gelirdeki artışa karşın orta ve alt gelir grupların harcamaları düşmekte! Çünkü, gelirdeki yükselişin temelinde düşük kur politikası var.!

Zira, döviz kuru düşük olduğu sürece ülkenin o kurla ifade edilen milli geliri de büyümekte! Örneğin Türkiye'de üretimde büyük bir artış olmasa da dolar kuru 1.3 YTL civarında kaldığı sürece milli gelir yüksek gözükecek. Dolayısıyla 2004'te 299 milyar 475 milyon dolara ulaştığı söylenen GSMH rakamına gerçekçi yaklaşmak gerek!

Kaldı ki, yüzde 9.9 büyüme hızının son 38 yılın rekoru olduğu iddiası ancak tarihi yok varsaymakla mümkün. Yani?

* 1966'nın, kapitalist sistemin bugünkü krizinin belirtilerini taşıdığını görmezden gelirseniz...

* 1966'nın, Türkiye'nin pahalılıkla baş etmeye çalışıldığı bir yıl olduğunu,

* Süleyman Demirel 'in, yurtdışında çalışan işçilere bile tasarrufta bulunmalarını önerdiğini unutarak, son 38 yılın en yüksek büyüme hızına ulaşmış olmamızla övünmenizi kim engelleyebilir ki!

Hatta, Türkiye pembe sana çok yakışıyor diye türkü bile yakabilirsiniz. Haydi hayırlısı!..