Büyüme kandırmacası!
Türkiye, bu büyüme hızı ile “dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi” konumuna yükselirken, diğer taraftan da işsizlik ve yoksullukta rekor bir hız yakaladı. 2003 yılında yüzde 9.4 olan işsizlik oranı 2004 yılında yüzde 10.3 olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi 2004 yılında yüzde 9.9 büyüdü. Ancak bu rekor büyüme ithalata dayalı olarak gerçekleşti ve düşük dolar kuru ile yüksek faize dayalı sıcak para girişini azdırdı. Enflasyon bu kadar düşüyorsa, büyüme bu kadar yüksekse bu neden sokaktaki vatandaşa, bizlerin ceplerine yansımıyor, refahımızı artırmıyor? cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne
EKONOMİ SERVİSİ
Türkiye ekonomisi, 2004 yılında yüzde 9.9 büyüme hızını yakalayarak, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi konumuna yükseldi. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, Gayri Safi Milli Hasıla artış hızı yüzde 9.9, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artış hızı yüzde 8.9 olarak gerçekleşti. Türkiye böylece 1966 yılından bu yana en yüksek büyüme hızını yakalarken, yıl sonu büyüme hızı itibariyle dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi konumundaki Çin’i geride bıraktı. Çin, yüzde 9.1 büyüme göstermişti. Kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla da (GSYH) 3 bin 412 dolardan 4 bin 187 dolara çıktı.
Hazine’den sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye’nin yakaladığı büyüme hızının 1966 yılından bu yana en yüksek düzeye çıktığına işaret ederken, yüksek büyüme hızının yakalanmasında özel sektör yatırımlarının hızlı artmasının etkili olduğunu ifade etti.
İşsizlik ve yoksulluk rekor kırıyor
Babacan, Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde bir rekora imza attığını söylerken, diğer taraftan işsizlik, ücret düşüklüğü ve yoksulluk da rekorlar kırmaya devam ediyor. Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) açıkladığı ‘Hanehalkı İşgücü Anketi 2004 Yılı Sonuçlarına’ göre, işsizlik oranı 2004 yılında 10.3 olarak gerçekleşti. İşsiz sayısı ise 2.5 milyon kişiye yaklaştı. 2003 yılında işsizlik oranı yüzde 9.4 olarak tespit edilmişti.
Dünya Bankası’na göre günde 1 dolarlık gelir yoksulluk sınırı olarak kabul ediliyor. Bu yöntem Türkiye’ye uygulandığında yoksulların toplam nüfusa oranı yüzde 2.5’te kalıyor. Bu oranı 2000 yılı nüfusuna uyarladığımızda, yoksul sayısı 1.6 milyon olarak çıkıyor.
Temel gıda maddelerinden oluşan bir sepetin Türkiye’deki satın alma maliyeti dikkate alınarak hesap yapıldığında ise yoksul nüfusun oranı yüzde 7.3 olarak çıkıyor. Buna göre ülkemizde halen 4.8 milyon yoksul var. Sepete gıda dışındaki temel ihtiyaç maddeleri de dahil edildiğinde ise yoksulların toplam nüfusa oranı yüzde 36.3’e fırlıyor. Ancak bu durumdakiler tam yoksul olarak değil, “ekonomik yönden zayıf’ olarak nitelendiriliyor. 2000 yılı itibariyle Türkiye’de ekonomik yönden zayıf insanların sayısı 23.7 milyonu buluyor. Zira, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de Türkiye’de 1 milyon kişinin mutlak, 18 milyon kişinin ise göreli yoksul olduğunu itiraf etmişti.
Sıcak para ana besin kaynağı
Önceki çeyreklerdeki büyüme oranlarının revize edilmesiyle elde edilen yüzde 9.9’luk büyümede etkili üç kalem olduğu belirtiliyor. Büyümenin yüzde 2.7’si sanayiden, yüzde 2.9’u ticaretten, yüzde 1.9’u ise ithalattan geldi. Türkiye, 2001 krizinden sonra sıcak paraya dayalı bir büyüme politikasını uygulamaya koydu. 2003 yılının 2. yarısında iç pazara yönelmeye başlayan Türkiye, 2004 yılında ise tamamen iç pazara yöneldi.
İktisatçı Mustafa Sönmez, büyümenin ana besin kaynağının sıcak para girişi olduğunu söylüyor. Sönmez’e göre, sıcak para girişini özendiren ise düşük dolar kuru ve sıcak paraya verilen yüksek faiz. Sönmez, “Kuru düşük, reel faizi besili tutup sıcak para çekildi. Bankalar kredi kartları ve tüketici kredileriyle tüketim kışkırtması yaptı. 2002’ye kadar sinmiş otomotiv ve beyaz eşya sektörünün patlatılmasıyla ertelenen taleplerin hepsi canlandırıldı. Çarklar böyle döndü ve büyüme buradan gerçekleşti.” görüşünü dile getiriyor. Sönmez, sanayinin üretim yaparken düşük dolar kurundan yararlanarak ithalat gerçekleştirdiğine işaret ederek, “Yine düşük dolar kurundan ihracat için üretim girdisi ithalat yoluyla yapıldı. Ve böylece ihracata dönük üretimle de rüzgar sağlanmış oldu.” yorumunda bulundu.
Bedelleri ödenecek bir büyüme
Düşük kur nedeniyle 300 milyon doları bulan ekonomiye ulaşıldığına dikkat çeken Sönmez, şöyle devam etti: “Dolar kuru reel bir dolar kuru olsaydı rakam buraya ulaşamayacak ve kişi başı gelir de bu rakamları bulmayacaktı. Bu büyüme tam bir istihdam düşmanı bir büyüme. Tamamen düşük ücret üstüne kurulu, emeği daha çok sömürerek gerçekleştirilmiş bir büyüme. Reel ücretlere baktığımızda, büyüme için borçlanmış, tüketici kredisi almış, kredi kartı kullanmış tüketim cephesinden büyümeye katılmış. Buna karşılık toplumun borç yükü artmış. Böyle sıhhatsiz bir büyüme sürdürülebilir değil ve bedelleri ödenecek bir büyüme.”
Ertelenmiş tüketim ve ithalat
Dünya Gazetesi Yazarı Tevfik Güngör de, büyümenin ertelenmiş tüketime ve ithalata dayalı olduğunu söylüyor. Güngör, harcamalar itibariyle milli gelir rakamından anlaşıldığına göre, yılın ilk aylarında ertelenmiş tüketim etkisinde dayanıklı tüketim malları talebinin patladığına dikkat çekerek, “Bu talep patlaması, sanayi üretiminde ve özel sektör yatırımlarında artışa yol açtı. İşte sanayi üretimindeki ve yatırımlardaki artış büyümeyi etkiledi. Fakat son üç aylık harcama rakamları dayanıklı tüketim malı talebinde ve yatırımlarda duraklamayı gösteriyor” diye konuştu. Güngör, büyümenin gelir dağılımındaki çarpıklık nedeniyle halkı olumlu etkilemediğini kaydederek, halkın gıda harcamalarının sadece yüzde 2 arttığına işaret etti