Liberalleşmek mi, tekelleşmek mi?- Uğur Hüküm
Dünya kapitalizmi 1980'li yıllardan beri ustalıkla kullandığı paranın gücüyle medyada daha çok söz sahibi olmak istiyor.Sahte ve tek boyutlu liberalleşme dalgaları basın yayın alanında lafta kamu tekellerinin gerçekte kamu çıkarlarının yıkılmasını ve özel tekellerin kurulmasını hedefledi. Büyük şirketlerin ortaklığına yeşil ışık yakan Le Monde, Le Figaro, Liberation gibi gazetelerin çalışanları bağımsızlık için mücadele ediyor. abilify link abilifymicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Uzmanların verileri doğruysa bütün dünyada parayla satılan gündelik gazeteler her yıl yüzde 2 okur kaybediyor. Okuyan ve düşünen bireyleri çoğaltmak yerine, bön ve boş (TV) bakan kişileri, yalnızca tüketen gövde ve mideleri arttırmayı hedefleyen dünya kapitalizmi, 80'li yıllardan beri ustalıkla kullandığı neoliberalizm kaldıracıyla her alanda olduğu gibi medyada da tekelleşmesini bir adım geri, iki adım ileri taktiğiyle gerçekleştiriyor.
Özel tekellerin kurulması hedeflendi
Azıcık sosyal bilimlerden nasibini almış bir kafa, her şeyin akla kara olmadığını, ''liberal'' yaklaşım ve dünyaya bakışın her taşın altında ''şeytan'' gizlemediğini, tam tersine yarının özlediğimiz dünyasının kuruluşunda zorunlu bir katman olduğunu bilir. Ama özellikle 80'li yıllardan sonra hızlanan sahte ve tek boyutlu liberalleşme dalgaları, örneğin basınyayın alanında özgürlüklerin sağlanması adına, lafta ''kamu tekellerinin'' , gerçekte ''kamu çıkarlarının'' yıkılmasını ve ''özel tekellerin'' kurulmasını hedefledi. Türkiye gibi zaten daha ''kamu çıkarının'' ne olduğunu henüz kavramamış bir ülkede, ''gazete veren gazeteleri'' yok etmek için, eskiden kullanılmış eşya, teneke, şişe, gazete kâğıtlarıyla mandal, plastik kap değiş tokuşu yapan ''eskicilerin'' yerine doğan ''gazete de veren promosyon malzemeleri'' yaratıldı. Arada bir de iğneyi buralara batırmak gerekiyor.
Fransa'da basının halleri
Bakın ''kamu çıkarlarının'' kalelerinden Fransa'da bile basın-yayın ne hallere düştü. Fransızlar zaten değil gelişmiş denen dünyanın, tüm dünyanın en az gündelik gazete okuyan toplumlarından. Ancak dergi ve süreli yayın okurluğunda son 10 yılda çoğu zaman dünyada birinciler. Bu arada ''20 Minutes'' isimli bedava gündelik gazetenin 2 milyon, ''Metro'' isimli diğer bedava yayınında da 1.6 milyon kişi tarafından okunduğunu da ekleyelim. (Ayıptır söylemesi ama bu iki gazetenin Türkiye'de tirajı 'en' yüksekler arasında yer alan bir iki 'kazete' den daha kaliteli olduğunun da altını çizelim.) Fransa'nın tarihi gazetesi, muhafazakârlığından pek kimsenin endişe etmediği Le Figaro son yıllarda merkez sağ fakat modern, zengin ve farklı görüşlere açık içerikli, kaliteli bir çizgiye oturmuştu. Anlaşılan birileri rahatsız oldu. Bir süredir basın-yayına girmeye niyetlenen Fransız savunma sanayi devi, Mirage savaş uçaklarını üreten Dassault'nun patronu, senatör, Essonne Belediye Başkanı Serge Dassault, Mart 2004'te aralarında Le Figaro, haftalık l'Express, iki haftalık l'Expansion gibi prestijli organların olduğu 70 yayınlı Socpresse grubunun yüzde 82'sini alıverdi. Bazı yazı ve haberleri beğenmediğini duyurdu. Gerek içerden, gerek dışardan örgütlü ve ilkeli tepkiler gecikmedi: ''Patron gazeteyi satın aldı. Bizi değil. Gazete ve dergilerimizin bağımsızlığına dokunulamaz.'' Mösyö Dassault şimdilik sesini kısmak zorunda kaldı. Mücadele sürüyor...
Liberation'ın durumu
Fransız basınının yaramaz çocuğu, 68 Mayısı'nın meyvesi eski Maocu, bir başka Serge, bu kez Serge July ve bu yıl doğumunun 100, ölümünün 25. yılında anılan 20. yüzyılın başkaldırı simgelerinden Jean-Paul Sartre' ın kurucuları olduğu Libêration gazetesi uzun zamandır ciddi mali zorluklar içindeydi. Gazeteyi çoktandır sol liberal bir güzergâha oturtmuş olan July ve arkadaşlarının sermaye aradığı biliniyordu. Aralık 2004'te, sağcılığından hiç kimsenin kuşku duymadığı Rothschild hanedanlığı veliahtlarından Edouard de Rothschild gazetenin yüzde 40'ını satın alarak 1. ortak oldu. Her kararda veto hakkı veya ''bloke edici azınlık'' tabir edilen yüzde 33.34 paya sahip Libêration gazetecileri, Le Figaro'daki meslektaşları gibi gerilim içindeler. Mücadele sürüyor...
Le Monde'dan ortaklığa yeşil ışık
Ve son olarak geçen çarşamba Fransa'nın ülke düzeyinde ikinci(*) en çok satan ve ancak en çok okunan, abartmasız dünyanın en saygın gazetelerinden Le Monde'un Denetleme Kurulu toplantısı vardı. Kurul sermaye artışıyla birlikte iki yeni büyük, bir de küçük ortağa yeşil ışık yakıyordu. İtalyan basın grubu La Stampa yüzde 3 ile Le Monde ailesine katılırken Airbus gibi ileri teknolojilerden, Hachette gibi Fransız yayıncılığının devlerine geniş bir yelpaze de faaliyet gösteren Lagardere şirketler grubu da, bünyesinde 40 kadar yayın barındıran Le Monde SA'da yüzde 16.7 hisse sahibi oluyordu.
İlginç başka bir ortak ise 25 milyon Euro ile İspanya'dan geliyordu. İktidardaki Sosyalist İşçi Partisi'ne yakınlığıyla tanınan İspanyol Prisa grubu artık Le Monde SA'nın yüzde 14.5 paylı ortağıydı. Prisa yüzde 0.8 gibi bir payla aslında bir süredir Le Monde ile organik ilişkiye geçmişti. Farklı kaynaklara göre, İspanya'nın en büyük veya ikinci basın-yayın grubu olan Prisa siyasi çizgisiyle merkez sol tanınan Le Monde'a çok yakın.
İlk kez promosyon
Grubun lokomotifi el Pais gazetesi geçen yıl uyguladığı promosyon politikasıyla kitap, DVD, ansiklopedi gibi ekler vererek gazetenin net kârını yüzde 70.4 arttırmıştı. Bilindiği gibi Le Monde ve Le Figaro tarihlerinde ilk kez 2004'te 2-3 Euro'luk ek ücretlerle okurlarına film DVD'leri dağıtmaya başladılar. Hatta Le Figaro 11 Euro karşılığında her hafta bir cilt (hafifletilmiş) ansiklopedi veriyor. Ancak sonuçlar şimdilik İspanya'daki kadar parlak değil. Bir de, Le Monde'un ''daha az liberal'' Genel Yayın Yönetmeni Edwy Plenel 4 ay önce sorumlu görevlerinden istifa edip, sade gazeteciliğe döndü. Plenel'in yakın çalışma arkadaşları da birer ikişer görevlerinden uzaklaşmış durumdalar. 1944'te kurulan Le Monde'un ''çetin çekirdeği'' kabul edilen, 417 aktif ve emekli gazeteciden oluşan ''SRM'' yani ''Le Monde Yazarları Topluluğu'' 8 Mart'ta toplanmış ve yüzde 63.5'le şirket sermayesinin arttırılmasına ve yeni ortak katılımına onay vermişti. Bağımsızlıktan taviz vermeyeceklerini ifade eden bazı SRM üyeleri, gazetelerinin 2004 mali yılını 11 milyon Euro açıkla kapatması karşısında, daha liberal ortaklara açılmanın bir zorunluluk olduğunu teslim ediyorlardı.
Hassas dengeler
Her ne kadar SRM, Le Monde SA'yı oluşturan diğer kardeş yayınların paylarıyla grubun yüzde 60'ını denetlemek olanağına sahip olsa da, yine endişeli. Zira çevrelerinde yoğunlaşan tekeller, liberal bir Avrupalılaşma sürecinde çeşitli yollardan mevcut son derece hassas dengeleri her an kendi lehlerine çevirebilirler. En taze örnek Serge Dassault'nun sahibi olduğu Socpresse'te son bir yılda yaklaşık 260 gazetecinin işine son verilmiş olması. Rakam grupta çalışan gazetecilerin yaklaşık yüzde 10'una eşit. Yazar ve gazeteci Ramon Chao' un bir sohbetimizde dediği gibi: ''Liberalleşmek belki sosyalizmin anti tezi değil, ama tekelleşmenin panzehiri hiç değil. Yalnızca basında değil, her alanda bitmez tükenmez bir mücadele anlayışı yerleşmediği sürece zafer, liberalliği ideolojik bir silah gibi kullananların, yani her gün büyüyen tekellerin olacak.
(*) En çok satan ulusal gazete, spor gazetesi l'Equipe.