Ekonomi24 Mart 2005 00:00

Yeni Emperyalizmin Ekonomisi - Erinç Yeldan

Yeni-emperyalizmin ayırt edici özelliği, 19. yüzyıldaki gibi üretici/sanayi sermayesine değil, finans sermayesinin hükümranlığına dayalı olmasıdır. Günümüzde finans sermayesi, sanayi sermayesinin önüne geçerek tüm dünyayı sürekli bir deflasyonist ''istikrar'' süreci içine hapsetmektedir. Genişleyici mali politikaların ve sosyal devletin yerini ''faiz dışı fazlalar'' elde etmekle yükümlü ''sorumlu ve etkin'' devlet almış, enflasyon hedeflemesinden başka herhangi bir ekonomik sorunla ilgilenmesinin yasaklandığı ''bağımsız'' merkez bankaları da daraltıcı maliye politikalarıyla bu deflasyonist sürecin başlıca uygulayıcıları haline dönüştürülmüştür.cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan link buscopan plus

Yeni Emperyalizmin Ekonomisi , Yeni Hayat Kütüphanesi Yayınları'ndan yayımlanmış yepyeni bir derleme çalışma. Emine Tahsin ve Murat Öztürk tarafından yayıma hazırlanan bu derleme kitap, 22-24 Ocak 2004'te, Hindistan'da toplanmış bulunan 4. Dünya Sosyal Forumu'nun arifesinde, Uluslararası Kalkınma İktisatçıları Birliği

(IDEAs) tarafından aynı adla düzenlenen bir uluslararası konferansta sunulan bildirilerden oluşuyor. Merkezi Yeni Delhi'de kurulu olan IDEAs, uluslararası düzeyde kalkınma iktisadı üzerine çalışmalar yürütmekte ve çalışmalarını http://www.networkideas.org adresindeki sitede sergilemekte.

IDEAs'ın günümüzün popüler medya yazınında unutturulmaya çalışılan ''emperyalizm'' kavramını ele aldığı bu konferanstaki bilimsel tebliğlerin Yeni Hayat Kütüphanesi'ndeki genç meslektaşlarımızın değerli çabalarıyla Türk okuruna kazandırılmasının son derece önemli bir katkı içerdiğini düşünüyorum. Küreselleşme ve ''yeni'' (kolektif) emperyalizm kavramları arasındaki sıkı ilişkileri açıklıkla ortaya döken bu çalışma, günümüz Türkiye'sinde karşılaşılan birçok sorunun temelinde yatan küresel dinamikleri de gün ışığına çıkarmakta ve küresel ekonominin 21. yüzyıldaki gelişim çizgisi üzerine önemli saptamalar sunmakta.

***

Bilindiği gibi kapitalizmin ''emperyalizm'' aşaması klasik analizini Lenin 'de bulmaktadır. Lenin, 19. yüzyılın sonunda sömürge topraklarının paylaşımının sınırlarına ulaşmış olan kapitalist/emperyalist dünyanın artık kendini sürdüremez noktaya sürüklendiğini vurgulamaktaydı. Bu noktada, eldeki sömürgelerden elde edilen iktisadi artıkla beslenen ve sürekli olarak daha çok sömürgeye ihtiyaç duyan sanayileşmiş kapitalist ekonomiler ''can çekişmekte'' ve emperyalist bir çatışmanın içine sürüklenmekteydiler. Kapitalizm, 19. yüzyılın sonunda yaşadığı sermaye birikimindeki tıkanıklığı, iki dünya savaşı ve sonrasındaki sosyal devletin genişlemeci politikalarıyla aştı. Ancak söz konusu dönemeçte artık eski sömürgeler birer birer bağımsızlıklarını kazandılar ve emperyalist metropollere sömürgelerden aktarılan artığın aynı koşullarla sürdürülmesi imkânsızlaştı. ''Yeni'' -emperyalizm olgusu işte bu dönemde, eski sömürgelerden elde edilen artıkların gelişmiş kapitalist ülkelere transferine olanak sağlayan yeni dönüşümlerin gerçekleştirilmesi sürecinde ortaya çıktı.

Yeni-emperyalizmin ayırt edici özelliği, 19. yüzyıldaki gibi üretici/sanayi sermayesine değil, finans sermayesinin hükümranlığına dayalı olmasıdır. Günümüzde finans sermayesi, sanayi sermayesinin önüne geçerek tüm dünyayı sürekli bir deflasyonist ''istikrar'' süreci içine hapsetmektedir. Genişleyici mali politikaların ve sosyal devletin yerini ''faiz dışı fazlalar'' elde etmekle yükümlü ''sorumlu ve etkin'' devlet almış, enflasyon hedeflemesinden başka herhangi bir ekonomik sorunla ilgilenmesinin yasaklandığı ''bağımsız'' merkez bankaları da daraltıcı maliye politikalarıyla bu deflasyonist sürecin başlıca uygulayıcıları haline dönüştürülmüştür.

***

Günümüzde emperyalist güçler kendi aralarındaki sömürge paylaşımına dayalı çatışmaları göreceli olarak çözmüş gözükmektedir. Bunun yerine, üçüncü dünyanın azgelişmiş ülkelerinin, dış ticaretlerinin serbestleştirilmeye zorlanması sonucunda birer ithalat ve ucuz işgücü deposu haline dönüştürülmesi; ''özelleştirme'' ve ''doğrudan yabancı yatırım'' fetişleri altında bu ülkelerin kamusal varlıklarına yok pahasına el konulması ve ''bağımsız üst kurullara dayalı denetim ve yönetişim'' uygulamalarıyla ulus ötesi şirketlerin ve uluslararası finans sermayesinin doğrudan denetimi altına sokulmasına dayalı ''yeni sömürgeleştirme'' biçimleri geliştirilmiştir.

Dolayısıyla küreselleşmenin yeni-emperyalizm aşamasında gelişmiş kapitalist metropoller, ulus ötesi şirketler ve uluslararası finans kapital, bir kolektif güç olarak , üçüncü dünyanın azgelişmiş ekonomilerini tahakkümü altına alma savaşımı içinde gözükmektedir. Samir Amin ve Prabhat Patnaik gibi iktisatçılar tarafından ''kolektif emperyalizm'' diye tanımlanan bu sürecin yürütücülüğünüyse Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası üstlenmiş durumdadır.

Dünya Bankası'nın yeni başkanlığı görevi için Irak harekâtının en önemli ideologlarından ABD Savunma Bakanı Yardımcısı Paul Wolfowitz 'in önerilmesi de bu bağlamda değerlendirilmelidir.

(Cumhuriyet 23.03.2005)