Ekonomi7 Mart 2005 00:00

Varoluşumuzu ne kadar erteleyeceğiz? - Yiğit Bulut

IMF, BDDK'nın hazırladığı taslağın 'yabancıların Türkiye'deki paralarını garanti altına alır şekilde' değiştirilmesi ve bankaların tasfiye halinde yeniden Fon'a devredilmesini istiyor. Özellikle çok ağır bir sıcak para yükü ile karşı karşıya olduğumuz süreçte bütün Türk vatandaşları bu oyuna karşı uyanık olmalı. Lütfen konuya sahip çıkalım. Ses çıkarmazsanız sıcak para balonu patladığında 'sırtınızda yeni borçlar' ile uyanabilirsiniz.

Ekonomik dinamikleri, sanata, edebiyata, felsefeye yansıyan bir kavram olan 'varolmak' ile birleştirelim ve ana direği 'durumu devam ettirmek' üzerine olan hayatımıza ilişkin şu soruya cevap arayalım; sürdürülebilir dinamik kırılmasın diye gerçek varoluşumuzu daha ne kadar ertelemeye devam edeceğiz?
Soruya kapsamlı cevap ararken; sürdürülebilir dinamiği yani bugün ortaya çıkan tablonun detaylarını tanımlayalım...
-Bütçemizin yüzde 40 -50'si faiz ödemesine gidiyor.
-Sağlık ve eğitime ayrılan pay faiz ödemesine ayrılan payın 1 /3'ünden dağa az.
- Haftada en iyi ihtimalle 700, en kötü ihtimalle 1 milyar dolar faiz giderimiz var.
-GSMH'mız kişi başı Yunanistan'ın dörtte biri.
- Dış borcumuz son 4 yılda dolar bazında yüzde 50'ye yakın oranda artmış.
- 20 milyon açlık sınırının altında.
- Çalışabilir toplamın net olarak yüzde 10'u işsiz.
- 7 milyon vatandaşın geliri 1 doların altında.
Detayları daha da sıralayabilirim. Bu noktada 'sürdürülebilir borç dinamiği, varolan yapının korunması, yeni programa devam edilmesi' gibi kavramları ortaya atanlara ve sizlere sormak istiyorum; bizim ömrümüz bir hırka, bir masa ile bütçemizin yüzde 50'sini borca ayırarak yani varoluşumuzu 'aman varolan bozulmasın' diyerek yani erteleyerek mi geçecek? Hayatın amacı bu mu?
Sevgili dostlar, yukarıdaki soru bana göre her Türk vatandaşını ilgilendiren ve geleceği sorgulayan herkesin cevap bulması gereken en önemli dinamik. Detayı size bırakıyor ve bu noktada konu hakkında düşünenlere yardımcı olmak için bazı alt kavramları soru-cevap yöntemiyle tartışmak istiyorum.
Soru 1: Varolan yapıda, bütçemiz yolunda ilerlediğimizi düşündüğümüz çok meşhur AB standartlarına uyuyor mu? Sizce bir ülkenin harcama-gelir dengesi içinde en önemli pay nereye gitmeli? Cevap herkese göre öncelik sırası değiştirmesine rağmen, ilk üç seçeneğin şöyle oluştuğuna eminim: Sağlık, milli eğitim, savunma.
Peki Türkiye'de böyle mi oluyor? Durum hepimizin bildiği gibi açık ve net: Olmuyor, olamıyor... Neden? Nedenlerine geçmeden 2004 bütçesinden örnek vererek en büyük kalemi not alalım: 2004 bütçemizin yüzde 46- 50 arası bir bölümü faiz harcamasına gidecek. Ne kadar korkunç bir tablo: 70 milyonluk dev bir ülke ve yıllık bütçesinin yarısı faiz denen, reel ekonomiye girmeyen bir kaleme gidiyor. Peki bu faizi alanlar, parayı ekonomik çarka sokup, ülkeye yarar sağlayamazlar mı? Sağlayamazlar. Neden? Sebebi gayet açık; 70 katrilyon faiz kalemini cebe indiren sadece 3-5 bin tüzel ve gerçek kişi de ondan.
70 milyon/ 3-5 bin: bu oranın yüzde 50'lik bir pay aldığı bir ortamda ekonomiye giren, yatırıma dönen paradan söz etmek mümkün değil. Bu noktada bir soru; AB kriterlerini sadece toprak satmak, varolan yapıyı bozmak olarak algılayanlar acaba bütçesinin yüzde 50'sini faiz kalemine ayıran bir AB ülkesi bulabilirler mi?'
Soru 2: Son günlerde SSK hastanelerinin devri ile gündeme gelen ve çok tartışılan sağlık harcamalarımızı detaylandırabilir miyiz?
İşte çarpıcı veriler;
- 150.5 katrilyonluk 2004 bütçesinin 66.2 katrilyon lirası faize giderken sağlığa ayrılan pay sadece yüzde 2,9'a denk düşen 4.7 katrilyondur. AB'de sağlık harcamalarına ayrılan pay bütçenin yüzde 10'udur. Türkiye'de kişi başına sağlık harcaması 150 -200 doları geçmezken, Fransa ve Almanya'da 2 -3 bin dolardan fazla...
Soru 3: Sağlık böyle, diğer önemli kalemler farklı mı? Değil. İşte örnekler; eğitim yüzde 10-12, savunma yüzde 4 -5, hizmet yüzde 8-8.5. Kısacası: diğerleri de farklı değil. Zaten nasıl olabilir ki; faiz harici kalan yüzde 50'nin içine ülkenin tamamı sığmak zorunda. Eğitim, sağlık ve savunma paylarının toplamı yüzde 19, diğer bir ifadeyle faiz payının yüzde 42'si. Daha fazla söze ihtiyaç var mı?
Son söz: Varolmak 'günü geçirmek ve gördüğümüz, üzerine zorla bindirildiğimiz çarkı çevirip aman durum bozulmasın' demek değildir. Daha fazla 'var olmaya' hakkımız var. Ve herkes şunu bilsin ki; daha fazla var olacağız.
Not: Varoluşumuza yeni engeller çıkarmak isteyen IMF, BDDK'nın hazırladığı taslağın 'yabancıların Türkiye'deki paralarını garanti altına alır şekilde' değiştirilmesi ve bankaların tasfiye halinde yeniden Fon'a devredilmesini istiyor. Özellikle çok ağır bir sıcak para yükü ile karşı karşıya olduğumuz süreçte bütün Türk vatandaşları bu oyuna karşı uyanık olmalı. Lütfen konuya sahip çıkalım. Ses çıkarmazsanız sıcak para balonu patladığında 'sırtınızda yeni borçlar' ile uyanabilirsiniz.

 

(Radikal 07.03.2005)