Mücadele Büyüyor - İzzettin Önder
''Telekom Vatandır; Vatan Satılamaz'' . Banyoda kullandığımız geleneksel markalı sabundan, sofralarımızda yediğimiz yoğurda varana dek en temel ürünlerin üretiminin dahi yabancıların eline geçmiş olmasından hiçbir ders almayan siyasetçiler, artık çok temel kaleleri emperyalistlere devretmeye hazırlanmaktadır. Bu meş'um hazırlık, IMF'nin stand-by dayatmaları altında, ekim ayındaki görüşmelere endeksli olarak sürdürülmektedir. cialis forum cialis bez recepta cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Haber-İş Sendikası'nın aileleri ile yapmış oldukları anlamlı toplantıda ilginç bir slogan dillendirildi: ''Telekom Vatandır; Vatan Satılamaz'' . Banyoda kullandığımız geleneksel markalı sabundan, sofralarımızda yediğimiz yoğurda varana dek en temel ürünlerin üretiminin dahi yabancıların eline geçmiş olmasından hiçbir ders almayan siyasetçiler, artık çok temel kaleleri emperyalistlere devretmeye hazırlanmaktadır. Bu meş'um hazırlık, IMF'nin stand-by dayatmaları altında, ekim ayındaki görüşmelere endeksli olarak sürdürülmektedir.
Geçen yıl devlete iki katrilyon liranın üzerinde kâr aktaran Telekomcuların sloganı çok anlamlıdır; Telekom vatandır, Tekel vatandır, TÜPRAŞ vatandır, Ege bölgesinde çökertilen pamuk üretim alanları, doğuda bitirilen hayvancılık vatandır, çökertilen her alan, her sektör vatandır. Oysa, böyle bir vatan kaygısı olmayan sermaye bilmiyor ki, gelişmiş ekonomilerdeki sermaye zamanla onu da proleterleştirecek ve yoksullaştıracaktır.
Küreselleşmenin sonuçlarına ve çeşitli ekonomilerde oluşturduğu tahribata, küreselleşmeden yarar sağlayan ve bizzat ''küreselleşme'' kavramının ortaya atıldığı ülke olan ABD'deki bilim insanları ve ekonomistler dahi karşı çıkarken ülkemizde yaşanan yoksullaşmaya ve işgale kulaklarını tıkayan insanların ve siyasetçilerin tavrını ve inatla sürdürdüğü politikaları anlamak mümkün değildir!
Türkiye ilginç bir dönemeçten geçmektedir. Ekonominin yeni yapılanma aşamasında emekçiler de yeni bilinçlenme ve mücadele aşamasına girmektedir. İşsiz kalarak ve yoksullaşarak sosyal haklarının geriletildiği konusunda bilinci yükselen emekçiler giderek sert mücadelelere yönelme eğilimi içindedir. IMF politikaları kıskacında üretimden uzaklaştırılan ve yoksullaşan emekçiler ve halkımızın büyük bölümü artık sistemin işleyişini algılamaya ve ona karşı direnmeye başlamaktadır.
Emekçilerin mücadelesi iki hat üzerinde netleşmektedir. Bir defa, emekçilerin yürüttüğü mücadele, salt iş ve ekmek kavgası olmaktan çıkmakta, ülkenin ve ekonominin kurtuluşu mücadelesine evrilmektedir. Dünyayı kuşatan emperyalizm, tüm ülkelerde olduğu gibi, Türkiye'de de güçlü üretim merkezlerini ele geçirmeye yeltenmektedir. Bu süreci açan kanal, dünya halklarına 'Vaşington Uzlaşması' olarak yutturulan, bize de IMF ve AB direktifleriyle dayatılan devletin ekonomideki rolünün sıfırlanması, ekonominin denetimsiz olarak dış piyasalara açılması, vb. gibi neo-liberal politika uygulamalarıdır. Bu politikalarla rekabet görüntüsü altında, güçlü ekonomik merkezler görece güçsüz merkezleri hâkimiyetleri ve sömürüsü altına alarak, merkeze kaynak aktarmaya çalışmaktadır. Farklı ekonomik yapıların serbest piyasa koşullarında karşı karşıya gelmesi, aralarında adil ticaretin oluşumuna değil, güçlünün güçsüzü ezmesine yol açmaktadır. Kapitalizmin işleyiş kuralı çerçevesinde, merkezdeki güçlü sermaye çevre halklarını zaman içinde proleterleştirmekte ve zamanla yoksullaştırmaktadır. Emekçiler böyle bir önsezi ile doğru hatta mücadele vermektedir. Bu mücadelede sermaye dışı tüm kesimler emekçilerin yanında olmak durumundadır, çünkü bu mücadele halkların kurtuluş mücadelesidir.
Emek mücadelesinin oturduğu ikinci hat, emekçi örgütlerce şimdiye dek sürdürülen parçalı mücadelenin artık toplu mücadeleye dönüştürülmesidir. Bu gelişme toplumsal kazanımların elde edilebilmesi açısından fevkalade önemli ve ileri bir adımdır. Tarih boyunca gerek Türkiye'de gerek diğer kapitalist ekonomilerde siyasal gücün ve onun arkasındaki sermayenin taktiği, çok çeşitli ölçütlerle emekçileri bölmek olmuştur. 2001 krizi binlerce üst düzey beyaz yakalı emekçiyi sokağa döktü. Bu kesimin de artık şunu anlaması gerekir ki, sermaye karşısında tüm çalışanlar, hangi mevki ve bilgi gücünde olursa olsun, emekçidir ve gereğinde sokağa koyulabilirler. Emekçiler, bundan böyle direnme ve eylem güçlerini birleştirme yoluna girmiştir. Bu gelişme sadece emekçiler açısından değil, ekonominin ve halkların kurtuluşu açısından çok önemlidir. Umalım ki bu güç, Kurtuluş Savaşı'nda emperyalistlerin silahlı gücünü ülkeden kovarak Cumhuriyetin ilanına giden yolda, bu kez de, aynı güçlerin ekonomik ajanlarını kovarak sürecin tıkanmışlığını ortadan kaldırabilsin!