Ekonomi22 Şubat 2005 00:00

IMF Yatırımı' (II) - Yakup Kepenek

IMF'nin asıl görevlerinden biri, az gelişmiş / gelişmekte olan ülkeleri dış borçlarını ödeyebilir durumda tutarak uluslararası sıcak paranın çıkarlarını kollamak ve korumak; diğeri de başta ABD olmak üzere, sanayileşmiş ülkelerin dış pazarların genişlemesine destek olmaktır. Türkiye'nin sanayileşmesi, işsizliğini azaltması, yatırım ve üretim yapması, IMF'nin derdi değildir.

IMF'nin karşı çıktığı yeni Teşvik Yasası Tasarısı, Ocak 2004'te çıkarılan 5084 sayılı Teşvik Yasası'nı doğal sonuçlarına götürüyor.

Kesinleşmesine kesin gözüyle bakılan tasarı, yeni bir ölçüt getiriyor ve ''2003 yılı sosyo-ekonomik gelişmişlik endeks değerini'' esas alarak, 13 ili daha teşvik kapsamına alıyor. Geçen yıl Muş ile Sinop ya da Giresun'u eşitleştiren anlayış, bu kez de Rize ile Tunceli'yi aynı sepete koyuyor. Tasarının bir başka eksiği de geçen yılın Teşvik Yasası'na 2001 yılının kişi başına geliri tek ölçüt sayılmışken bu yıl, 2003'ün ''sosyo-ekonomik gelişmişlik'' düzeyi esas alınarak teşvik verilecek illerin seçimi yapılıyor. Kapsama alınmayan illerin gerçekten çok geri kalmış ilçeleri yine göz ardı ediliyor.

İkinci genişleme alanı geçmişe yönelik teşvikle sağlanıyor. Teşvik Yasası'nın geçen yıl yürürlüğe girmesinden ''önce yatırım yapmış olanlara'' , yarattıkları ek istihdam nedeniyle, teşvikten yararlanma olanağı sağlanıyor. Bu noktada da yanlış yapılıyor; ''kurulmuş tesise teşvik'' , teşvik kavramıyla çelişir.

Son olarak, yeni teşvikler, Türkiye teşvik sisteminin geleneksel eksiğini içinde taşıyor; sektörel ayrım yapmıyor. Yani, ekonomik gelişme açısından hangi sektörlere yatırım yapılması gerektiği konusu, gündeme getirilmiyor.

****

''IMF kavgası'' ya da IMF'nin karşı çıkışı teşvikin bu eksiklerinden kaynaklanmıyor. IMF, teşvikler nedeniyle yapılacak ödemelerin ''kaynağının bulunmadığını'' öne sürüyor; yeni bir bunalım çıkabileceğine dayalı korku ticareti ile ekonomiyi yönetmeye çalışıyor.

IMF'nin asıl görevlerinden biri, az gelişmiş/gelişmekte olan ülkeleri dış borçlarını ödeyebilir durumda tutarak uluslararası sıcak paranın çıkarlarını kollamak ve korumak; diğeri de başta ABD olmak üzere, sanayileşmiş ülkelerin dış pazarların genişlemesine destek olmaktır. Türkiye'nin sanayileşmesi, işsizliğini azaltması, yatırım ve üretim yapması, IMF'nin derdi değildir.

****

Geçen hafta da bu köşede vurgulandığı gibi Türkiye, IMF tarafından yapılan programlarla, 1980 sonrasının sanayisizleşme sürecini yaşıyor. ''Ağır sanayiden vazgeçin, gıda, dokuma ve giyim gibi işgücü yoğun sanayilerde güçlenin, ucuz işçilikle dış pazarlarda rekabet edin; dünya iş bölümündeki yeriniz budur, buna razı olun, biz size borç veririz'' anlayışını, bu ülkeyi yönetenlere benimseten IMF, şimdilerde, kendisinin o zaman yaptığı önerdiklerine karşı çıkıyor. Yatırım yapmayın, üretmeyin demeye getiriyor. 1980 sonrasında sanayileşmekten vazgeçirdiği Türkiye'yi, hiç gereği yokken yokuşa sürüyor, rest çekiyor. Oysa, yineleyelim, IMF için Türkiye büyük yatırımdır, tek başarı örneğidir.

Kendi yatırımından vazgeçip geçmemek IMF'nin bileceği iştir. Türkiye ise çeyrek yüzyıldır, ''uslu bir öğrenci'' gibi izlediği IMF emirlerinin zincirlerini, gecikmeli de olsa kırabilmeli, gelişmesini güçlendirecek ileri teknoloji eksenli sanayi yatırımlarına yönelmelidir.