Siyaset16 Aralık 2004 00:00

Bizi kimler kurtaracak... - Yiğit Bulut

Sonuç: AB ve IMF'den gelen haberler kısa vadede olumlu olsa bile 'varolan Türkiye gerçeğini' değiştirmemiz için 'gün geçirmeye değil, temel denklemleri yeniden yazmaya ihtiyacımız var...abilify idippedut.dk abilify

 Kemal Derviş AKP'ye mi geçer veya geçmeden müzakereci mi olur' sorusu AB süreci ile yeniden tartışılmaya başlanırken, tartışmamız gereken yeni bir soru daha var; 'zorlananların altında yatanlar' ve bu zorlamaların orta vadede hayatımızı nasıl etkileyeceği? Örnek; zorlama bir bahar havası sonrası piyasalar yeniden 2000 yılı bir gibi hareket yapar ve sonrasında yeni bir-tezantitez döngüsü oluşur mu? Daha değişik ifadesiyle; siyasi manipülasyon amaçlı 'krizler' olur mu? Bu sefer bu 'tez'e 'antitez' olarak neler gelişebilir. Nasıl bir sentez çıkar?
 Bu sorular ve cevaplar size belki de hayal gibi geliyor... Geliyorsa, 2000 yılı sonrasını özellikle 'tez -antitez ve sentezin' oluşumunu dikkatli inceleyin. Konunun detayını sizlerin de incelemesi ve biraz daha olgunlaşması aşçısından AB sonrası döneme bırakıyor ve bugün son dönemin Türkiye'si gibi 'kendi içinden çözüm üretemeyen toplumlara ve kurtarıcılara örnek olması açısından', bize müzakere tarihi dahi vermek istemeyen Fransa tarihinden bir bölümü sizlere aktarmak istiyorum...
 '... Yıl 1718, yer Fransa. Ülke zar zor yoluna devam ediyor, ulusal borç 3 milyar libre, gelir 145 milyon. Hükümet harcamaları 142 milyon ve geri kalan para ancak faize zor yetiyor. Kısacası tam bugünün Türkiye'si. Borç boğazı aşmış. Daha durun benzerliğin başındayız. İşte bu noktada Fransız Kralı önlem olarak parayı devalüe etmek gibi cin bir fikre sahip oluyor ve basılan yeni para ile birlikte yüzde 20 devalüasyon yapılıyor. Bundan sonrası tam bir keşmekeş. Suiistimaller, mahkemeler, hortumcular ve para karşılığı devlet çarklarında iş takibi yapan kontlar ve kont eşleri. Nasıl? Sanki bir yerleri andırıyor. İşte bu noktada süper adam sahneye çıkıyor. Süper yetkilerle donatılan Monsieur Law. Büyük umutlarla Monsiuer Law ülkeye davet ediliyor ve saraya çıkıyor.
 Halk yeni gelen bu şahsı hiç tanımadığı gibi anlatılan hikâyeler kulaktan kulağa yayılıyor. Uzun lafın kısası bu şahıs Fransa'ya umut olma vaatleriyle işe başlıyor. Üstün fikirli ve ileri görüşlü Law, Fransız madeni parasının bütün dertlerin kaynağı olduğunu öne sürüyor ve borç takası benzeri bir operasyonla kâğıt para basarak, devlet tahvili kavramını ortaya atıyor. Esas benzerlikler bu noktada başlıyor. Monsiuer Law üstün yetkilerle donatılıyor ve o günün hazinesi sayılabilecek bir şekilde kurulan bankanın başına geçiriliyor. Bu noktada duralım. Sonra ne oluyor dersiniz? Bu cin fikirli Monsiuer Fransa'yı kurtarıp, tarihe mi geçiyor? Yoksa Fransa'yı daha mı dibe batırıyor?
 Hazine ve ülkenin birçok kurumunun başına geçen M. Law ülkeyi tahvillere boğduğu gibi, ekonomi 'temeli olmayan bir borçlanma tuzağına' düşüyor. Kısacası dövize dayalı borçlanan ama döviz fiyatı devamlı artan başka bir ekonomiye benziyor. İsim vermeyelim alınanlar olabilir.
 Bu çark Fransa'da bir süre dönüyor, ilk başta işler iyi gibi görünüyor. Law'un her hareketi halk tarafından izleniyor. Karısı ve kızı ilgiden bunalıyor. Gün batmadan yeni icatlar bulan Law en sonunda Fransız halkını öyle fakir bir hale getiriyor ki, hakkında şiirler yazılıyor. İşte bir örnek; 'Güle güle yabancı ünlüye, eşsiz hesaplarıyla düşürdü Fransa'yı hastaneye.'
 Bu duruma fazla dayanamayan ekonomi sonunda tamamen çöküyor. Law, 27 Mayıs sabahı görevden alınıyor ve yolda halkın taşlı saldırıları arasında saraya sığınıyor. Uzun bir süre sarayda yaşayan Law, daha sonra bir fırsatını buluyor ve yabancı eşini alarak Fransa'dan kaçıyor...
 Sonuç: AB ve IMF'den gelen haberler kısa vadede olumlu olsa bile 'varolan Türkiye gerçeğini' değiştirmemiz için 'gün geçirmeye değil, temel denklemleri yeniden yazmaya ihtiyacımız var...