Ekonomi18 Şubat 2005 00:00

Türkiye’nin Borçları Azalıyor Mu? Selim Somçağ

Son günlerde IMF cephesinin sık sık dile getirdiği bir iddia var:   IMF programı sayesinde Türkiye’nin borçları azalmaya başlamış.   Bu iddianın bir de rakamsal ifadesi var:   2001’de % 100 olan Türkiye’nin net borç stoku/millî gelir oranı % 70’e düşmüş.  Bu yazıda bu iddiayı ele alacağız. cialis forum cialis bez recepta cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilocialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer coupon

Önce mutlak değer olarak borç rakamlarına bakalım.   2001 sonunda Türkiye Cumhuriyetinin iç borç stoku 122 katr,  dış borç stoku ise USD 70 mia.dır.   2002’de iç borç stoku % 23 artarak 150 katr.a yükselmiştir;  ancak 2002’de enflasyon oranı % 30 olduğu için stoktaki % 23 ‘lük artış aslında reel bazda % 5’lik azalma demektir.   Bu kendi içinde başarılı bir sonuç gibi görünebilir.   Ne var ki iç borç stokunda nominal bazda olmasa da  reel bazda ortaya çıkan bu azaltım iç borcun kendi dinamiği içinde,  reel faizlerin düşürülmesiyle elde edilen bir sonuç olmamıştır.   Bu sonuç IMF’nin 11 Eylülün ardından ABD’nin baskısıyla Türkiye’ye verdiği USD 10 mia.lık yeni kredinin iç borç stokunun finansmanında kullanılmasıyla sağlanmıştır.   Yani 2002’de USD 10 mia. tutarında iç borç dış borca çevrilmiştir.   Bu tam bir günü kurtarma politikasıdır.   Türkiye gibi kronik cari açıklardan muzdarip,  yani sadece borçlanmayla dış kaynak üretebilen bir ekonomide,  gerektiğinde piyasa dışı yöntemlerle de çevrilebilecek veya açık finansmanla parasallaştırılabilecek iç borcu dış borca çevirmek inanılmaz bir gaflettir.   Nitekim bu operasyon sonucunda 2002’de iç borç stokunda reel bazda % 5’lik düşüş sağlanabilirken,  kamunun dış borcu % 23 gibi rekor bir oranda artarak USD 70 mi.dan USD 86 mia.a yükselmiştir.   Bu tam bir yağmurdan kaçarken doluya tutulma hikâyesidir.

2003 yılında IMF’den gelen krediyle IMF'ye yapılan geri ödeme aşağı yukarı denk olduğundan iç borç stoku piyasa dinamiğinin insafına kalmıştır.   Bunun sonucunda stok nominal bazda % 30,  reel bazda ise % 10 artarak 194 katr.a ulaşmıştır.   Bir devletin iç borç stokunun bir yıl içinde reel bazda % 10 artması vahim bir olay olup  borç idaresinin kontrolden çıkmış olduğu anlamına gelir.   Öte yandan 2003’te kamu dış borç stoku da yine % 10 gibi yüksek bir oranda artarak USD 95 mia.a ulaşmıştır.   Böylece 2003 iç borç stokunun reel bazda % 10,  kamu dış borç stokunun da dolar bazında % 10 arttığı,  borç idaresi açısından son derece talihsiz bir yıl olmuştur.   Ama buna karşılık 2003 boyunca IMF,  ekonomi bürokrasisi ve finans çevreleri “Borçlar dönüyor” diye zil takıp oynamışlardır.

Gelelim 2004’e...   İç borç stoku  IMF cephesinin 2003’ten daha da başarılı bir sene ilân ettiği 2004’te de artmaya devam etmiştir.   Nominal artış oranı % 15,  rel artış oranı % 5’tir.   2004’ün tamamında kamu kesimi dış borç stokunun nereye ulaştığı henüz belli değildir;  sadece ilk dokuz ayın verileri açıklanmıştır.   Bu dönem içinde dış borç stokunun USD 95 mia.dan USD 92 mia.a gerilediğini görüyoruz.    Acaba 2001 krizinden üç yıl sonra nihayet dış borçlarımız azalmaya başladı diye sevinelim mi?   Sevinmeden önce 2004 yılında Türkiye’nin USD 16 mia dolarlık cari işlemler açığı verdiğini hatırlayalım.   Cari açık veren bir ülkenin kamu dış borç stoku ancak üç şekilde azalabilir:  Ya kamu kesimi elindeki (Merkez Bankasındaki) döviz rezervlerini kullanarak borcunu öder,  ya  büyük özelleştirmelerle veya doğrudan yatırımlarla büyük çapta dış kaynak elde edilir,  bunlarla dış borç ödenir,  veya özel sektör net dış borçlanma yapar,  böylece elde ettiği dış kaynağı kamuya devreder,  kamu kesimi de bununla dış borç öder.    Bunlardan üçüncü seçenek aslında borç geri ödemesi değildir,  borcun kamu kesiminden özel kesime devredilmesidir.   Geçen yılın ilk dokuz ayında resmî döviz rezervleri azalmamış,  USD 1.5 mia artmıştır.   Demek ki birinci ihtimal varit değildir.     Geçen yıl kayda değer bir özelleştirmenin veya doğrudan yatırımın olmadığı da malûmdur.   Geriye üçüncü seçenek kalmaktadır.   2004’ün ilk dokuz ayında kamu kesimi dış borç stokunun USD 3 mia kadar gerilemesi,  özel sektörün kamu kesimi yerine borçlanmasıyla mümkün olmuştur.    2004’ün ilk dokuz ayında Hazine iç piyasada USD 5 mia tutarında döviz cinsi borçlanma yapmıştır.   Bu 5 milyarın 3 milyarıyla dış borç ödemesi yapılmış,  geri kalan 2 milyarla da TL cinsi iç borçlar itfa edilmiştir.    Aynı dönemde özel sektörün dış borcu ise tam USD 9 mia artmıştır.   

Özel sektörün çılgınca dış borcunu arttırdığı,  Hazinenin ise döviz cinsi  iç borçlanma yaparak özel sektörün bulduğu dış kaynağın bir bölümünü devralıp bununla dış borç ödediği bir ortamda Türkiye’nin borçları deyince sadece kamu kesiminin borçlarını alıp,  özel sektörün dış borcunu gözardı etmek akıl dışı bir yaklaşımdır,  bir kandırmacadır.   Ayrıca Kasım 2000’deki çalkantı sonrasında görüldüğü gibi işler sarpa sarınca IMF Hazinenin özel bankaların dış borçlarına kefil olmasını isteyebilmektedir.   Eğer 11 Eylülden dolayı Türkiye 2001 sonunda IMF’den USD 10 mia.lık ek kredi almasaydı da devalüasyon sürseydi, devlet güvencesine alınan bu dış borçların önemli bir bölümü tamamen Hazinenin sırtına yüklenecekti.   Dolayısıyla 2004’ün ilk üç döneminde kamu kesimi dış borç stokunun USD 3 mia azalmasına bakıp sevinmek gaflettir.   Borcun azaltılma şekli artık kamu ve özel kesim borç stokunun birarada mütalaa edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.   Sonuç olarak,  “2004’ün ilk üç döneminde kamu kesimi dış borç stoku USD 3 mia azaldı” demek eksik,  dolayısıyla yanlıştır,  “2004’ün ilk üç döneminde Türkiye’nin dış borç stoku USD 6 mia arttı” demek doğrudur.

Görüldüğü gibi 2001 krizinden sonra kamu borçlarının azalması değil,  ciddî boyutta artması söz konusudur.   2001-2004 döneminde  iç borç stoku reel bazda % 10 artmıştır ve artış sürmektedir.   2001 sonundan 2004’ün üçüncü çeyreğine kadar kamu dış borç stoku dolar bazında % 31 oranında artmıştır.   Ayrıca aynı dönemde özel sektörün dış borç stoku da % 36’lık bir artışla USD 45 mia.dan USD 62 mia.a yükselmiştir.  

Gelelim şu Net Borç Stoku meselesine.   Net Borç Stoku IMF ve Dünya Bankası tarafından belli başlı gelişen ülkelerin 1997 ile başlayan krizler zincirinde borç stoklarının çok artması üzerine tedavüle sokulan bir kavram.   Yoksa daha önce bu kurumlar da bildiğimiz borç stoku kavramını temel alırlar;  ve kamu borç stoku/GSMH oranı % 60’ın üzerinde olan ülkeleri “Borç Yükü Ağır Ülke” (Heavily Indebted Counry) olarak görüp kırmızı alarm verirlerdi.   2000’lerde başta Türkiye olmak üzere  birçok büyük gelişmekte olan ülkede bu sınır aşılınca bu kavramı sulandırmak gerekti;  çünkü dünya konjonktürü sebebiyle Batı finans sermayesi de borç stoku çok yükselen bu ülkelere hâlâ sıcak para sokmak istiyordu.   Bunun üzerine daha düşük rakamlar veren Net Borç Stoku kavramı öne çıkarıldı.   Net Borç Stokuna  toplam borç stokundan Merkez Bankasının net döviz rezervini ve kamunun Merkez Bankasındaki fonlarını düşerek ulaşıyorsunuz.   Peki bu anlamlı bir kavram mı?    Bugünkü Türkiye için kesinlikle anlamlı değil.   Şu anda Türkiye yıllık USD 16 mia cari açık veren,  ithalatını borçla karşılayan bir ülke.   Doğal olarak,  böyle bir Türkiye’nin Merkez Bankasının net döviz rezervi, yani Merkez Bankasının TL karşılığı satın aldığı döviz tamamen sıcak paradan, yani kısa vadeli dış borçtan ve portföy yatırımlarından oluşuyor.   Bu para geldiği gibi büyük bir hızla gidebilir de.   Son on yılda bunun sayısız örneğini gördük.    Bu parayı sanki Merkez Bankasına veya Türkiye’ye ait sağlama bir kaynakmış gibi göstererek kamu borç stokundan düşmek tam bir aldatmaca.   

Son olarak IMF cephesinin başlıca propaganda silahı olan borç stoku/GSMH oranına gelelim.   Bu oranın düşmesinin başlıca sebebi ,  son üç yılda Türk Lirasının USD karşısında çok büyük ölçüde değer kazanması dolayısıyla millî gelirin dolar bazında çok şişmesidir.   2001’de USD 144 mia olan millî gelirin bu yıl USD 294 mia olması bekleniyor.   Böyle bakarsak ekonomi üç yıl içinde % 103 oranında büyümüş görünmektedir;  2002-2004 döneminin yıllık ortalama büyüme hızı da % 27’ye gelmektedir!     Tabiî bu TL’nin aşırı değerlenmesinin yarattığı bir illüzyondur.    Bana göre manipülasyonla şişirilmiş olan DİE’nin hormonlu büyüme rakamlarına göre bile ekonomi son üç yılda sabit fiyatlarla ancak % 23 büyümüştür;  % 103 değil.   Ne var ki borç stokunun dış borç bölümünün millî gelire olan oranı hesaplanırken dolar bazındaki millî gelir kullanılıyor.   Eğer son üç yılda TL dolara karşı değerlenmeseydi,  yani TRL/USD kuru her yıl millî gelir deflatörü kadar artsaydı,  dolar bazında 2004 yılı millî geliri (tahminî) USD 294 mia değil,  USD 177 mia olacaktı.   Bu durumda,  IMF cephesinin şu anda % 70 olarak sunduğu Net Kamu Borç Stoku/GSMH oranı % 91 olacaktı!   Ayrıca son iki yılda özel sektörün dış borcu % 36 gibi çok yüksek oranlı bir artışla USD 45 mia.dan USD 62 mia.a yükselmiştir;  ve iki yıldır bu kaynak Hazine tarafından dış borç itfası için kullanıldığından Türkiye’nin borçlarını değerlendirirken bu borç stokunu da hesaba katmak şarttır.  Türkiye’nin toplam dış borç stokunun millî gelire oranı 2001 sonunda % 80’di.   Bugün ise TL’nin aşırı değerlenme etkisinden arındırılmış millî gelire göre hesaplandığında bu oran % 86’ya yükselmiştir.   Demek ki son üç yıldır yalnız mutlak değer olarak değil,  kur illüzyonundan arındırılmış millî gelire göre hesaplandığında millî gelirin oranı olarak da hem Hazinenin iç borç stoku,  hem de Türkiye’nin dış borç stoku artmaktadır.  Borçların azaldığı iddiasına mesnet olarak sunulan % 70’lik oran,  konuyu yakından izlemeyen,  iktisatçı olmayan kamuoyunu aldatmaya yönelik bir çarpıtmadan ibarettir.

Aslında Türkiye’nin borç sorununun nereye gittiğini anlamak için bu ince hesaplara da gerek yoktur. Cari açık veren bir Türkiye’nin gerçek anlamda dış borçlarını azaltması mümkün değildir;  mesele bu kadar basittir.   Dış borçlar gerçek anlamda ülkenin döviz kazanmasıyla ödenebilir.   Bu olmazsa üç yıldır yapıldığı gibi en fazla kamunun dış borcu özel sektör borcuna çevrilir,  millî gelir rakamları şişirilerek borç stoku/GSMH oranının düştüğü öne sürülür;  fakat bütün bunlar ülkenin gerçek borç ödeme kapasitesini büyütmez. İstatistik oyunlarıyla  veya kur etkisiyle millî geliri şişirmeniz kasanıza döviz akıtmaz. Döviz kurunu sürekli gerileten sıcak paraya kapıları ardına kadar açmanız millî gelirinizi yalnızca sanal olarak büyütür;  fakat bu politikanın yol açtığı cari açığın yarattığı yeni dış borçlar sanal değil gerçektir.