Ödemeler Dengesi Nereye Gidiyor? - Korkut Boratav
2004'ün ödemeler dengesi rakamları neler gösteriyor? Bu soruyu geçen hafta bu köşede tartışmaya başlamıştım. Bugün, tartışmayı aşağıdaki tabloyu kullanarak sürdürmek istiyorum. (İstatistiklerle başı hoş olmayan okurların, tabloya hiç bakmadan yazının ileriki kesimlerini izleyebileceklerini umuyorum.) Kısaca açıklayalım: Ödemeler dengesi tablolarında döviz kazandıran işlemler ''artı'' , döviz çıkışını gösteren (ve ''açık'' ifade eden) öğeler ''eksi'' ile gösterilir. Rezervlerde ise artışlar ''eksi'' , azalmalar ''artı'' ile gösterilir. Tablonun ilk beş sırası, ödemeler dengesinin ana kalemlerini içeriyor; bunların toplamı, tanım gereği sıfıra eşit olur. Sonraki sıralar ise ödemeler dengesi ile milli gelir verilerinden türetilen ek bulguları içeriyor. cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
1) ''Normal'' yıllarda yabancılar sermaye getirir; cari işlemler açık verir; rezervler artar; yerli firmalar, şirketler, bireyler yurtdışına sermaye çıkarırlar. Yabancı sermayenin net olarak çıkış göstermesi, rezervlerin erimesi ve cari işlemlerin ''fazla'' vermesi ise (2001'de olduğu gibi) kriz dönemlerinde gözlenir. Kaynağı belirsiz sermaye hareketleri net hata/noksan başlığı altında gösterilir. Bunun, ''yerleşiklere ait kayıt dışı sıcak para'' olarak yorumlanması, kanımca, doğrudur. Görüldüğü gibi, 2000-2001 yıllarında net çıkış gösteren bu kalem, daha sonra terse dönmüş; özellikle 2003-2004'te önemli bir kaynak girişi olarak kritik rol oynamıştır. İşte önemli bir belirsizlik öğesi: Kayıt dışı hareketlerin tekrar ''çıkışa'' dönmesi ve dış denge üzerinde önemli bir baskı oluşturabilmesi her an gündemdedir.
2) 2004'te 15.6 milyar dolara ve GSMH'nin yüzde 5.3'üne ulaşan cari işlem açığı bir Türkiye rekorudur ve 2001 krizi öncesindeki boyutlar fazlasıyla aşılmıştır. Cari açıktaki artışı, yaklaşık 10 milyar dolardan 23 milyara çıkan yabancı sermaye girişleri mümkün kılmıştır. ''Finansman güçlüğü çıkarsa, kur yükselir, açık düşer'' rehaveti gaflettir. Biz 1999'da UNCTAD'ta faiz/kur arbitraj getirisine duyarlı ''sıcak para'' hareketlerinin istatistiki tanımını oluşturduk ve bu tanımı çeşitli araştırmalarda kullandık. Bu tanıma yaklaşan bir sıcak para tahminini tabloda veriyorum. Görüldüğü gibi, 2004'teki yabancı kökenli sermaye girişlerinin yarısından fazlası (11.6 milyar doları) sıcak paradan oluşuyor. Bu tür sermaye giriş-çıkışları kontrol-dışıdır; öngörülemez ve hızlı çıkış, ''yumuşak'' bir uyuma değil, büyük boyutlu bir şoka yol açar.
3) Yabancı sermaye girişleri yükseldikçe büyüme hızı artmakta; sermaye girişlerinin yavaşlaması, 2002'de olduğu gibi büyüme hızını aşağı çekmekte; yabancılar 2001'deki gibi çıktığında, kriz gerçekleşmektedir. 2005'te geçen yıl düzeyinde dış kaynak girişi mümkün görünmüyor. Belirsizlik, ''yavaşlama mı, çıkış mı'' ; yani, ''ekonomi durgunlaşacak mı; inişe mi geçecek'' sorularındadır.
4) 2000-2004 arasında birikimli (toplam) olarak 31.6 milyar dolarlık cari işlem açığı gerçekleşmiştir. Bu rakamı aynı dönemin (dolarla ifade edilen) GSMH toplamına bölelim. Bu dönemde milli gelirin yüzde 3'ü oranında dış açık, yüzde 3.1'lik ortalama büyümeye refakat etmiştir. 1980'i izleyen yirmi yıl boyunca, daha yüksek büyüme hızları, ortalama olarak yüzde 1.5'in altında dış açık oranları ile sürdürülmüştü. Türkiye ekonomisinin bu anlamdaki dış bağımlılığı 2000 sonrasında ciddi boyutlarda artmıştır. Bu durum sağlıksızdır. Gümrük birliği, döviz kuru politikasının devre dışı kalması, ihracatın ithal bağımlılığının artması gibi etkenler söz konusudur.
Tekrarlayalım: Türkiye ekonomisinin kaderi, bir yandan spekülatif özelliği ağır basan dış kaynaklara; öte yandan da politik etkenlerin belirleyici olduğu IMF/ABD ilişkilerine bağımlı hale gelmiştir.