'IMF Yatırımı' (I) - Yakup Kepenek
Yatırım politikalarında, 1980 sonrasında, IMF önerileriyle köklü bir dönüşüm oldu; devletin yatırım yapmaması, yatırımlardan elini çekmesi ve yerini özel girişime bırakması yolu izleniyor. Böylelikle, o yıllarda çok sözü edilen ''ağır sanayi'' kurulamadı; makine ve motor sanayilerine ve oradan sanayileşmenin teknolojik yenilik temelli dönüşümüne geçilemedi.Özel sermaye, yüksek faiz, borsa ve arazi rantı gibi kolay kazanç yollarını bırakıp mal ve hizmet üretimi amacıyla yatırım yapmaktan uzak duruyor.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Gerçekten de IMF-Destek (stand-by) Anlaşması yaparak ekonomilerini denetlediği diğer büyük borçlu ülkelerle arası bozulan, Brezilya, Arjantin ve Rusya örneklerinde büyük başarısızlığa uğrayan IMF, Türkiye'yi başarısının anıtı sayıyor. Bu nedenle de birdenbire yeni anlaşmayı imzalamaktan kaçınması ve bunu uluslararası sorun durumuna çıkarması, kendi içinde soru işaretleri taşıyor. Ayrıca bu durumun para piyasalarının sinirlerini şimdilik az da olsa bozduğu anlaşılıyor. Enflasyon ve faizlerin düştüğü, faiz dışı fazla oranının tutturulduğu, kısaca IMF evliliğinin en mutlu günlerinde, bu kavga neden ve nereden çıkıyor?
****
Mal ve hizmet üretimine yönelik yatırımlar, ekonomik ve toplumsal gelişme açısından yaşamsaldır. Ekonominin kendini yenilemesi, üretimin ve iş bulmanın sürdürülebilmesi, kısaca yatırım denilen sabit sermaye yatırımlarıyla sağlanır. Arazi ve yapıların dışında esas olarak makine ve araç ve gereçlerden oluşan yatırımların, sayısal büyüklüğü kadar hangi sektörlere yapıldığı da ekonominin geleceği açısından çok önemlidir. Ek olarak, yatırımların bölgesel dağılımı da uzun dönemli gelişme yönünden belirleyici özellikler taşır.
Yatırım politikalarında, 1980 sonrasında, IMF önerileriyle köklü bir dönüşüm oldu; devletin yatırım yapmaması, yatırımlardan elini çekmesi ve yerini özel girişime bırakması yolu izleniyor. Böylelikle, o yıllarda çok sözü edilen ''ağır sanayi'' kurulamadı; makine ve motor sanayilerine ve oradan sanayileşmenin teknolojik yenilik temelli dönüşümüne geçilemedi. Bu politika, bir taraftan sendikal hakların baskı altında ve sınırlı tutulması, diğer taraftan da özel yatırımların teşvik edilmesi amacıyla bir dizi parasal kolaylık getirilmesi; özelleştirme ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ile desteklendi ve destekleniyor.
Ancak tüm bu destekler, özel girişim yatırımlarının üretimi ve iş bulmayı arttırmaya yetmiyor. Özel sermaye, yüksek faiz, borsa ve arazi rantı gibi kolay kazanç yollarını bırakıp mal ve hizmet üretimi amacıyla yatırım yapmaktan uzak duruyor. Bunun üzerine hükümet, bir yıl önce, 5084 sayılı Teşvik Yasası ile kişi başına ulusal geliri 2001'de 1500 doların altında olan toplam 36 ilde yapılacak yatırımlara yeni kolaylıklar getirdi. Getirilen kolaylıklar, bedelsiz arsa ve arazi verilmesi; çalıştırılan işçilerin gelir vergisi, sigorta primi ödemelerinin işveren payının yüzde 80'i ile elektrik enerjisi giderlerinin yüzde 20'sinin Hazine tarafından karşılanmasını öngörüyordu.
****
Geçen yıl, teşvikli olsun olmasın, kamu ve özel toplam yatırımlar, cari fiyatlarla yüzde 41.7 gibi büyük bir artış gösterdi ve 81.3 milyon YTL oldu. Bunun içinde ''teşvik belgeli'' yatırımlar 21.5 milyon YTL dolayındadır. Bu tutarın ise yalnızca yüzde 12'den az bir bölümü, 2.55 milyon YTL bölümü, 5084 sayılı Teşvik Yasası'ndan yararlanan illere yapılmıştır.
Teşvik Yasası-2004'ün uygulaması, kendi içinde bir dizi tutarsızlıkları su yüzüne çıkarıyor. Teşvikler esas olarak, Düzce başta olmak üzere büyük merkezlere yakın ve kolay ulaşım olanaklarına sahip yerlere gidiyor. Ağrı, Ardahan, Muş, Kars, Van, Bingöl ve Bayburt gibi, asıl yatırım alması gereken illere teşvikli de olsa yatırım yapılmıyor ya da çok az yapılıyor. Bunun nedeni, teşviklerin, illerin gelişmişlik düzeyine göre farklılaştırılmaması, Kars'a da Osmaniye'ye de aynı teşvik kolaylığının sağlanmasıdır. Kısaca, teşviklerle bile sanayinin bölgesel dağılımında, denge sağlamak bir yana, var olan uçurumun kapanması doğrultusunda bir gelişme sağlanamıyor; gelişmişlik farkı genişliyor.
Bu olumsuzluğu bir başkası tamamlıyor; 2004 teşvik uygulamasıyla, yatırımların niteliği, yani, sektörel dağılımı da uzun dönemli gelişme açısından sağlıklı sayılacak bir basamak oluşturmuyor. Verilen teşviklerin çok büyük bir bölümü, enerji, altyapı, madencilik gibi alanlardadır; sanayi sayılabilecek olan kısım da, gıda-içki ve dokuma ve giyim sektörlerine yapılıyor. Gıda ve içki ile birlikte bu sektör esasen sanayiye yönelen, büyüklü küçüklü Türkiye özel sermayesinin yatırımlarını büyük ölçüde çekmeyi sürdürüyor. Çünkü bu iki sektör ucuz işçiliğe dayalı dışsatımın gözde sanayileridir. Türkiye, ileri teknoloji üretimine öncelik vererek sanayileşemiyor; sanayisizleşiyor.
Hükümet, işte bu ortamda, bir yıl önce çıkarılan Teşvik Yasası'na iki yenilik getiren bir tasarıyı Meclis'e göndermiş bulunuyor. IMF ile kavga bu yeni tasarı nedeniyle çıkıyor. IMF bu sanayisizleştiren sanayileşmeyi bile istemiyor. Bu önemli konu haftaya da sürdürülecektir.
****
Bugün Sevgililer Günü, sevenleriniz çok, sevginiz bol olsun; olsun ama, hiçbiri IMF'nin Türkiye sevgisine benzemesin!