Borç 'ülkemin kamçısı' mı? - Yiğit Bulut
Türkiye haftada 1 milyar dolar faiz öderken, sıcak para iç siyaseti teslim alma noktasına adım adım yaklaşırken, hükümetimiz SEKA fabrikasını kapatarak 'ekonomiye nasıl neşter vurdum ama' diyor... Çok cesursanız, gelin Rusya, Arjantin ve Brezilya gibi borçlara neşter vurun da 70 milyonun rızkını '5 binden az gerçek 'tüzelkişiye faiz olarak' ödemeyin! Ha bir de, seçim öncesi IMF ile anlaşma yapmayacağız demiştiniz, ne oldu?coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis manufacturer coupon open drug coupon cardcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgkamagra link kamagra gel
Sevgili dostlar, bize anlatılan hikâyenin adı 'mucize'... Mucize ama bizim algıladığımız gibi değil, tam tersi; tam bir 'borç batağı mucizesi'. Bu noktada soralım; diğer ülkeler söz konusu olduğunda mucize neyi temsil ediyor? Türkiye ve diğerleri değerlendirilirken kullanılan kriterlerin nasıl farklılaştığına bir bakalım. Türkiye harici ülkeler değerlendirilirken alınan kriterler; 'borçların azalması', 'yeni borçlanma yapılmaması', 'doğrudan sermaye girişi' gibi ayağı yere basan ölçüler olmasına rağmen, iş Türkiye'ye gelince Türkiye'yi borçlandırıp, yabancılara borç verme imkânı yaratmak ana kriter haline geliyor. Denklem böyle yazılınca da ortaya net bir sonuç çıkıyor; borç çarkına çomak sokmayıp hatta destek olanlar mucize yaratıcıları oluveriyor. Bu noktada Hazine'nin verilerine başvurarak Türkiye'nin özellikle kamu kesiminin dış borç stokunun, 1999 yılından, özellikle 2001 yılından bugüne ne kadar arttığına bir göz atalım, çıkan sonuç çok açık; 2001 yani Kemal Derviş'in icraatına başladığı günden, Babacan'ın devam ettiği bugüne kadar kamu kesiminin dolar bazında borcu yüzde 50'den fazla artmış. Lütfen dikkat buyurun koskoca Cumhuriyet'in 2001 yılına kadar 10 X olarak getirdiği toplam dış borcu 4 yıl içinde tarihinin yarısı kadar artarak 15 X olmuş. Şimdi sorarım size 'bu mucize değil de ne?'
Bu satırlar sonrası aklınıza şu soru gelebilir, ne yapalım Türkiye tarihinin en ağır krizini yaşadı, borçlanmayıp ne yapacaktı? Türkiye, tarihinin en büyük sermaye piyasası tuzağına düşerken, tarihinin en kapsamlı siyasi operasyonuna sadece uzaktan bakarken ne yazık ki borç tuzağına da düştü. 2002 yılı Türkiye'nin aynen Rusya ve Arjantin'in yaptığı gibi borçlarını özellikle dış borcunu 'yeniden düzenlemesi' için bir fırsattı. Bu tarihi şans, Türkiye'ye Kemal Derviş enjekte edilerek kullandırılmadı. Oysa borcunu yeniden düzenleyen, fazlasını 'insaflı' bir raya oturtan birçok ülke, 'borç boyunduruğundan kurtulup yukarıda saydığımız gerçekçi kriterlere kavuştu'...
Sonuç: Türkiye iyi yolda olduğunu ve ekonomisinin büyüdüğünü düşünüyor. Bu denklem üzerine kurduğu dinamiğin ise üç temel ayağı var: tüketim ile büyüme, sıcak para, 'borçlanma borç öteleme'. Oysa Türkiye'nin rakibi sayılacak ve aynı kategoride değerlendirilen ülkelerde durum farklı. O ülkeler büyüme ve sağlam ekonomiye geçiş programlarını üç temel üzerine bina ediyorlar; üretim, borç konsolidasyonu, 'borçlanma yerine doğrudan sermaye'... Türkiye'ye bu gerçekler ışığında bakınca durum da çok net ortaya çıkıyor, Türkiye borçlanmayı marifet sayıp, 'Aman ne güzel borçlandım' diye sevinirken diğerleri borçlarını konsolide edip, en azından yeniden borçlanmadan, doğrudan sermaye girişleri ile üretimi artırma yoluna giderek büyüyorlar. Türkiye ise yeniden deli gibi borçlanarak, üretim yerine ithal tüketimi artırarak ve konsolidasyonu aklından bile geçirmeden sahte gebelik yaşamaya devam ediyor. Peki Türkiye 'ucuz borçlandım, yeniden borçlandım' diyerek yanlış bir tez mi ortaya atıyor? Son 10 yılda, risk olarak Türkiye ile gruplandırılabilecek Rusya, borcunu moratoryum sonrası yeniden yapılandırdı ve sorunu çözdü, şimdi 'fazla' kavramını tartışıyor. AB'nin yeni ülkelerinin doğrudan sermaye girişi ile borçlanma dertleri kalmadı. Son olarak Arjantin, alacaklılara 'Alırsan al yoksa yürü' diyerek boyunduruğunu kırdı... Türkiyem ise hâlâ 'ne güzel borçlandım, diye seviniyor. Hükümet kendini başarılı sanıyor. Son 5 yılda borcu neredeyse ikiye katlayanlar da mucize yaratıcısı ilan ediliyor...
Son söz: Türkiye haftada 1 milyar dolar faiz öderken, sıcak para iç siyaseti teslim alma noktasına adım adım yaklaşırken, hükümetimiz SEKA fabrikasını kapatarak 'ekonomiye nasıl neşter vurdum ama' diyor... Çok cesursanız, gelin Rusya, Arjantin ve Brezilya gibi borçlara neşter vurun da 70 milyonun rızkını '5 binden az gerçek 'tüzelkişiye faiz olarak' ödemeyin! Ha bir de, seçim öncesi IMF ile anlaşma yapmayacağız demiştiniz, ne oldu? Arkanızda AB desteği de varken hadi anlaşmayı yapmayın!