Ekonomi8 Şubat 2005 00:00
Yükselen piyasa 'X' yaratır mı? - Yiğit Bulut
2000'li yılların başına kadar Türkiye ile aynı parametreler ile değerlendirilebilecek Rusya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya gibi ülkeler bugün dünya borç çevrelerinin boyunduruğundan kurtulmuş hale geldiler. Hatta 1998 yılında 'default' olan Rusya dünya borsalarında Türkiye'den ucuz borçlanan, ticaret fazlası veren, IMF'ye de borcu kalmayan bir konumda. Bu ülkelerin Türkiye'den ayrıldığı önemli bir nokta da 'siyasi olarak hiçbiri bulundukları konum ve AB-ABD'nin bölgesel emelleri' açısından Türkiye kadar riskli değil... cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciekamagra link kamagra gel
Gazetemizin başlıkları kısa olduğu için 'soruyu kodlayarak sormak' zorunda kaldım. Sorunun tamamını alarak tartışmaya başlayalım: 'Yükselen, yani dinamiğin parlak göründüğü değerlerin uç seviyeleri test ettiği piyasalar bağımsız ülkeler yaratabilir mi?' Daha değişik şekliyle: Borsası artan, döviz kurları düşen bir ülke ekonomik anlamda daha bağımsız bir hale gelir mi? Detaylı tartışmaya geçmeden kestirme cevap: Gelmez hatta daha bağımlı ve daha kırılgan bir hale gelir... Peki kırılır mı? Gerekli ortam oluşmadığı sürece kırılmaz, hatta makro gerçekler hiçe sayılarak kısıtlı bir algılama içinde sebepler hiçe sayılarak sadece sonuçlar algılanır...
Sevgili dostlar, yukarıdaki tespitleri neden yaptım? Bildiğiniz gibi piyasaları yorumlamak yani sonuçları tahmin etmek ile sebepleri ayrıştırmak Türkiye gibi 'algılamanın sebepten kopuk olduğu ülkelerde' farklı kavramlar. Bunun en güzel örneği de daha net şekilde ortaya çıkan 'cari açık-dolar kurunun seviyesi' denklemi. Cari açık artıyor, rakamsal büyüklüğün yanı sıra 'GSMH'ye oranı rekor boyutlara geliyor' ama 'sonuç yani kur', 'sebep olması gereken dinamikten' hiç etkilenmiyor. Algılama çizginin ortasından başladığı için kırılma olmadıkça çizginin sol tarafını hiç görmeden sadece sonuç üretmeye devam ediyor... Bu noktada güzel yurdumuzda bu gerçeğin sadece 'finans piyasalarına özgü' olmadığını bilelim ve aynı mantığı siyasi arenaya taşıyalım. Avrupa Birliği 17 Aralık kararı ile 'var olan Türkiye'nin temeline su katıyor, Türkiye'nin Lozan çizgileri değiştiriliyor, akarsularının kontrolü dahi denetim altına alınmak isteniyor, Kuzey Irak'ta yeni bir devletin temelleri atılırken, bugüne kadar Türkiye'nin himayesinde olan bölge liderleri 'Irak Kürdistanı' diyerek Türkiye'de toprak talep ediyor ama bütün bunlar olurken Türkiye kendini AB'ye üye olma yoluna girmiş ABD'nin 'ebedi dostu' olarak algılayarak siyasi ekonomik sonuçlar üretiyor. Nedeni ise finans piyasalarındaki gibi çok açık; algılama sebep olması gereken bölümü atlayarak dinamiği çizgi ortasından sağa doğru algılıyor...
Sonuç: 2000'li yılların başına kadar Türkiye ile aynı parametreler ile değerlendirilebilecek Rusya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya gibi ülkeler bugün dünya borç çevrelerinin boyunduruğundan kurtulmuş hale geldiler. Hatta 1998 yılında 'default' olan Rusya dünya borsalarında Türkiye'den ucuz borçlanan, ticaret fazlası veren, IMF'ye de borcu kalmayan bir konumda. Bu ülkelerin Türkiye'den ayrıldığı önemli bir nokta da 'siyasi olarak hiçbiri bulundukları konum ve AB-ABD'nin bölgesel emelleri' açısından Türkiye kadar riskli değil...
Son söz: Yükselen piyasalar 'ekonomik anlamda bağımsız hale gelmiş' ülkeler yaratmaz, tam tersi, sonuçlar sebeplerden kopuk ise oluşabilecek kırılmalar ülkenin 'siyasi anlamda' bağımlı hale gelme katsayısını artırır...
Not: Son 25 yılda piyasalar birçok kez 'yüksek' noktaları test etti ama 1980'de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçemizin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar dolara dayandı. Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel (iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50'sini aktarır hale geldi. 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan '1977 raporu yazarına' teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF'ye en borçlu üç ülkeden biri oldu...
Sevgili dostlar, yukarıdaki tespitleri neden yaptım? Bildiğiniz gibi piyasaları yorumlamak yani sonuçları tahmin etmek ile sebepleri ayrıştırmak Türkiye gibi 'algılamanın sebepten kopuk olduğu ülkelerde' farklı kavramlar. Bunun en güzel örneği de daha net şekilde ortaya çıkan 'cari açık-dolar kurunun seviyesi' denklemi. Cari açık artıyor, rakamsal büyüklüğün yanı sıra 'GSMH'ye oranı rekor boyutlara geliyor' ama 'sonuç yani kur', 'sebep olması gereken dinamikten' hiç etkilenmiyor. Algılama çizginin ortasından başladığı için kırılma olmadıkça çizginin sol tarafını hiç görmeden sadece sonuç üretmeye devam ediyor... Bu noktada güzel yurdumuzda bu gerçeğin sadece 'finans piyasalarına özgü' olmadığını bilelim ve aynı mantığı siyasi arenaya taşıyalım. Avrupa Birliği 17 Aralık kararı ile 'var olan Türkiye'nin temeline su katıyor, Türkiye'nin Lozan çizgileri değiştiriliyor, akarsularının kontrolü dahi denetim altına alınmak isteniyor, Kuzey Irak'ta yeni bir devletin temelleri atılırken, bugüne kadar Türkiye'nin himayesinde olan bölge liderleri 'Irak Kürdistanı' diyerek Türkiye'de toprak talep ediyor ama bütün bunlar olurken Türkiye kendini AB'ye üye olma yoluna girmiş ABD'nin 'ebedi dostu' olarak algılayarak siyasi ekonomik sonuçlar üretiyor. Nedeni ise finans piyasalarındaki gibi çok açık; algılama sebep olması gereken bölümü atlayarak dinamiği çizgi ortasından sağa doğru algılıyor...
Sonuç: 2000'li yılların başına kadar Türkiye ile aynı parametreler ile değerlendirilebilecek Rusya, Bulgaristan, Macaristan, Polonya gibi ülkeler bugün dünya borç çevrelerinin boyunduruğundan kurtulmuş hale geldiler. Hatta 1998 yılında 'default' olan Rusya dünya borsalarında Türkiye'den ucuz borçlanan, ticaret fazlası veren, IMF'ye de borcu kalmayan bir konumda. Bu ülkelerin Türkiye'den ayrıldığı önemli bir nokta da 'siyasi olarak hiçbiri bulundukları konum ve AB-ABD'nin bölgesel emelleri' açısından Türkiye kadar riskli değil...
Son söz: Yükselen piyasalar 'ekonomik anlamda bağımsız hale gelmiş' ülkeler yaratmaz, tam tersi, sonuçlar sebeplerden kopuk ise oluşabilecek kırılmalar ülkenin 'siyasi anlamda' bağımlı hale gelme katsayısını artırır...
Not: Son 25 yılda piyasalar birçok kez 'yüksek' noktaları test etti ama 1980'de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçemizin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar dolara dayandı. Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel (iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50'sini aktarır hale geldi. 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan '1977 raporu yazarına' teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF'ye en borçlu üç ülkeden biri oldu...