Ekonomi8 Şubat 2005 00:00
Yumurta verip tavuk almayı kim istemez! - Hasan Demir
Türk Tahvilleri yabancı bankalar tarafından Avrupalılara yüzde 14 faizle satılıyor. Sonra bu yabancı bankalar yüzde 14''le topladıkları bu paraları Türkiye''ye yüzde 18''le devredip durdukları yerden yüzde 4''lük kârı ceplerine indiriyorlar. Yani Türkiye''ye yumurta verip Türkiye''den de tavuğu alıp gidiyorlar.sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg
Pek aklım ermez ama hadi AKP''lilerin en hoşlandığı şeyi konuşalım, biraz da ekonomiden, Türkiye ekonomisinden bahsedelim. Övünülen konular şunlar: .
Enflasyon düştü. .
Gelirdeki artış borçların ödemesini kolaylaştırdı. .
Türkiye''nin kredi itibarı yükseldi. .
İhracat patladı. Evet, uygulanan IMF politikaları neticesinde enflasyon düştü, düşmeye de devam ediyor.
Gerçi "sepetle" oynanarak bu düşüş biraz abartılıyor ama, meselenin gerisinde tâ Derviş''in ABD''den "15 günde 15 yasa" dayatmasının olduğunu da hiç akıldan çıkartmamak lâzım.
Zaten AKP kurulup seçim için meydanlara düştüğünde geçmiş hükûmetleri IMF''ye teslim olmakla suçlamış ve biz bunları kovacağız diyerek sandıktan çıkmıştı ama, gördük ki, onlar da daha hûkümeti kurmadan, "IMF ne derse o olur" deyiverdi ve doğrusunu söylemek gerekirse IMF''ye verdikleri bu söze Türk milletine verdikleri sözlerden daha sadık kaldılar. IMF demek, ABD demek. IMF demek, AB demek. Peki, IMF politikaları niçin Türkiye''de enflasyonun düşmesi gibi olumlu bir netice veriyor? Çünkü, IMF Türkiye''ye borç veriyor, bu borcu tahsil edebilmek için de Türk hûkumetine benim için para bul ve para biriktir; Türk halkına da, az harca, az tüket, yatırım yapma diyor.
İşte bu istekler hayata geçince enflasyon da düşüyor.
Dün Yeniçağ''da, "Kaşıkla al, kepçeyle öde" başlığı ile bir IMF haberi vardı: "IMF''den alınan 30 milyar dolar için ödeyeceğimiz miktar 40 milyar dolar." İşte işin özü bu.
IMF, Türkiye''den başka hiçbir ülkeye verdiği 30 milyar dolar için 10 milyar dolar faiz alamaz.
Türkiye bu faizi ödemek için özelleştirme adı altında nesi var nesi yok satıyor, yetmiyor, yeniden borçlanıyor.
Bu yüzdendir ki AKP iktidar olalı beri Türkiye''nin dış borcu sürekli artıyor.
Sadece2004 yılındaki dış borç artışı 7 milyar 400 milyon dolar.
BDDK verilerine göre 2004 sonu rakamlarıyla Türkiye''deki bankalarda 171 katrilyon yani yaklaşık olarak 119 milyar dolar mevduat bulunuyor, oysa o tarih itibariyle Türkiye''nin dış borç toplamı tam 148 milyar dolar.
Yani bankalardaki bütün tasarruflarımızı versek bile dış borçlarımızı kapatamıyoruz. Çünkü IMF politikaları ile başka türlü bir sonuç elde etmek mümkün değil.
2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülü''ne layık görülen Profesör Edwvard Prescott, "IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomilerine faydadan çok zarar veriyor.
Bu kurumlar ekonomik siyaseti düzenleyen kurumlar değil, hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor" diye bas bas bağırıyor.
Profesöre göre, AB ve ABD kontrolündeki IMF Türk ekonomisini diriltmek için Türkiye''de değil, AB ve ABD hükümetlerinin Türk hükümetlerine istediklerini yaptırabilmek için Türkiye''de...
Amerikalı gazeteci, FOX televizyon yorumcusu Dıck Morris de, "IMF Türkiye''yi bizim için satın aldı" diye boşuna mı söylüyordu yani? Merkez Bankası geçen yıl 94.5 milyar dolar döviz geldi, 110 milyar 27 milyon dolar döviz gitti diyor.
Türkiye 2004 yılı içersinde ayda ortalama 1.298 milyon dolarlık deviz açığı vermiş.
Biz borç çoğaldı diyoruz.
Borç çoğalınca faiz de çoğalır öyle değil mi? Zaten öyle de olmuş, geçen yıl faiz ödemelerinde yüzde 3''lük bir artış olmuş. İhracat arttı tamam ama ithalat çok daha fazla arttı ve neticede ithalatla ihracat arasındaki fark 30 milyar dolarlara çıktı. Dedik ya, rakamların dilinden pek anlamayız.
Ama, birileri siyahı beyaz olarak göstermek için çırpınıyor bunu da fark etmiyor değiliz. Meselâ Başbakan Erdoğan Ekim ayının ilk yarısında Sivas ticaret Odası''daki bir yemekte yabancı sermaye çekmek için yaptıkları hukuki düzenlemelerle övünüyor, bunların meyvelerini aldıklarını, "Son temmuz ayı itibariyle söylüyorum, Türkiye''ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı 2 milyar dolara ulaşmıştır" diyordu. Oysa bu doğru değildi. Bu rakamın içersinde bizim yüreğimizi yakan ve "Vatan namustur, satılamaz" diye yakındığımız hadise vardı.
Yani, bu iki milyar doların yarıdan fazlası toprak satışları ile Türkiye''ye giren paraydı. Şu günlerde yine Türk tahvilleri Avrupa''da müşteri buluyor, diye övünülüyor.
Oysa, işin rengi başka.
Türk Tahvilleri yabancı bankalar tarafından Avrupalılara yüzde 14 faizle satılıyor.
Sonra bu yabancı bankalar yüzde 14''le topladıkları bu paraları Türkiye''ye yüzde 18''le devredip durdukları yerden yüzde 4''lük kârı ceplerine indiriyorlar. Yani Türkiye''ye yumurta verip Türkiye''den de tavuğu alıp gidiyorlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde para durduğu yerde yüzde 14'', yüzde 18 para kazanmıyor.
Türkiye''ye 100 milyon verip Türkiye''den 118 milyon dolar alan yabancı bankalar bunun 114 milyonunu Avrupa insanına geri veriyor, 4 milyon doları da cebine indiriveriyor. "İtibar" dedikleri hadise de bu.
Enflasyon düştü. .
Gelirdeki artış borçların ödemesini kolaylaştırdı. .
Türkiye''nin kredi itibarı yükseldi. .
İhracat patladı. Evet, uygulanan IMF politikaları neticesinde enflasyon düştü, düşmeye de devam ediyor.
Gerçi "sepetle" oynanarak bu düşüş biraz abartılıyor ama, meselenin gerisinde tâ Derviş''in ABD''den "15 günde 15 yasa" dayatmasının olduğunu da hiç akıldan çıkartmamak lâzım.
Zaten AKP kurulup seçim için meydanlara düştüğünde geçmiş hükûmetleri IMF''ye teslim olmakla suçlamış ve biz bunları kovacağız diyerek sandıktan çıkmıştı ama, gördük ki, onlar da daha hûkümeti kurmadan, "IMF ne derse o olur" deyiverdi ve doğrusunu söylemek gerekirse IMF''ye verdikleri bu söze Türk milletine verdikleri sözlerden daha sadık kaldılar. IMF demek, ABD demek. IMF demek, AB demek. Peki, IMF politikaları niçin Türkiye''de enflasyonun düşmesi gibi olumlu bir netice veriyor? Çünkü, IMF Türkiye''ye borç veriyor, bu borcu tahsil edebilmek için de Türk hûkumetine benim için para bul ve para biriktir; Türk halkına da, az harca, az tüket, yatırım yapma diyor.
İşte bu istekler hayata geçince enflasyon da düşüyor.
Dün Yeniçağ''da, "Kaşıkla al, kepçeyle öde" başlığı ile bir IMF haberi vardı: "IMF''den alınan 30 milyar dolar için ödeyeceğimiz miktar 40 milyar dolar." İşte işin özü bu.
IMF, Türkiye''den başka hiçbir ülkeye verdiği 30 milyar dolar için 10 milyar dolar faiz alamaz.
Türkiye bu faizi ödemek için özelleştirme adı altında nesi var nesi yok satıyor, yetmiyor, yeniden borçlanıyor.
Bu yüzdendir ki AKP iktidar olalı beri Türkiye''nin dış borcu sürekli artıyor.
Sadece2004 yılındaki dış borç artışı 7 milyar 400 milyon dolar.
BDDK verilerine göre 2004 sonu rakamlarıyla Türkiye''deki bankalarda 171 katrilyon yani yaklaşık olarak 119 milyar dolar mevduat bulunuyor, oysa o tarih itibariyle Türkiye''nin dış borç toplamı tam 148 milyar dolar.
Yani bankalardaki bütün tasarruflarımızı versek bile dış borçlarımızı kapatamıyoruz. Çünkü IMF politikaları ile başka türlü bir sonuç elde etmek mümkün değil.
2004 yılı Nobel Ekonomi Ödülü''ne layık görülen Profesör Edwvard Prescott, "IMF ve Dünya Bankası dünya ekonomilerine faydadan çok zarar veriyor.
Bu kurumlar ekonomik siyaseti düzenleyen kurumlar değil, hükümetlerin dış politikalarını uygulamalarını sağlayan araçlar olarak faaliyet gösteriyor" diye bas bas bağırıyor.
Profesöre göre, AB ve ABD kontrolündeki IMF Türk ekonomisini diriltmek için Türkiye''de değil, AB ve ABD hükümetlerinin Türk hükümetlerine istediklerini yaptırabilmek için Türkiye''de...
Amerikalı gazeteci, FOX televizyon yorumcusu Dıck Morris de, "IMF Türkiye''yi bizim için satın aldı" diye boşuna mı söylüyordu yani? Merkez Bankası geçen yıl 94.5 milyar dolar döviz geldi, 110 milyar 27 milyon dolar döviz gitti diyor.
Türkiye 2004 yılı içersinde ayda ortalama 1.298 milyon dolarlık deviz açığı vermiş.
Biz borç çoğaldı diyoruz.
Borç çoğalınca faiz de çoğalır öyle değil mi? Zaten öyle de olmuş, geçen yıl faiz ödemelerinde yüzde 3''lük bir artış olmuş. İhracat arttı tamam ama ithalat çok daha fazla arttı ve neticede ithalatla ihracat arasındaki fark 30 milyar dolarlara çıktı. Dedik ya, rakamların dilinden pek anlamayız.
Ama, birileri siyahı beyaz olarak göstermek için çırpınıyor bunu da fark etmiyor değiliz. Meselâ Başbakan Erdoğan Ekim ayının ilk yarısında Sivas ticaret Odası''daki bir yemekte yabancı sermaye çekmek için yaptıkları hukuki düzenlemelerle övünüyor, bunların meyvelerini aldıklarını, "Son temmuz ayı itibariyle söylüyorum, Türkiye''ye doğrudan yabancı sermaye yatırımı 2 milyar dolara ulaşmıştır" diyordu. Oysa bu doğru değildi. Bu rakamın içersinde bizim yüreğimizi yakan ve "Vatan namustur, satılamaz" diye yakındığımız hadise vardı.
Yani, bu iki milyar doların yarıdan fazlası toprak satışları ile Türkiye''ye giren paraydı. Şu günlerde yine Türk tahvilleri Avrupa''da müşteri buluyor, diye övünülüyor.
Oysa, işin rengi başka.
Türk Tahvilleri yabancı bankalar tarafından Avrupalılara yüzde 14 faizle satılıyor.
Sonra bu yabancı bankalar yüzde 14''le topladıkları bu paraları Türkiye''ye yüzde 18''le devredip durdukları yerden yüzde 4''lük kârı ceplerine indiriyorlar. Yani Türkiye''ye yumurta verip Türkiye''den de tavuğu alıp gidiyorlar. Dünyanın hiçbir ülkesinde para durduğu yerde yüzde 14'', yüzde 18 para kazanmıyor.
Türkiye''ye 100 milyon verip Türkiye''den 118 milyon dolar alan yabancı bankalar bunun 114 milyonunu Avrupa insanına geri veriyor, 4 milyon doları da cebine indiriveriyor. "İtibar" dedikleri hadise de bu.