Krize doğru adım adım
Sistemin asıl yakıtı sürekli gerileyen döviz kurları, buna bağlı olarak sürekli gerileyen enflasyon ve TL faizleri sayesinde büyük paralar kazanabildiği için Türkiye piyasasına üşüşen uluslararası sıcak paradır. Sistemin bu paranın akışına bağımlılığı ise tamamen bir eroinmanın madde bağımlılığı gibidir. Çarkın dönmesi için sistemin giderek artan oranda sıcak paraya ihtiyacı vardır. Ancak cari açığı ve dış borçları inanılmaz bir tempoyla artan bir ülkenin sonsuza kadar istediği boyutta dış borç bulamayacağı açıktır. Akış bir gün kesilip tersine döndüğünde, üç yıldır pazarlanan “büyük başarı” iskambilden kule gibi birkaç saatte çökecektir. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg
Türkiye ekonomisinin Mart 2002’den beri süregelen bu en önemli gerçeği hakkında bazı tespitler yapalım:
1. Dış ticaret açığının büyümesi halkın geniş kesimlerinin 2001 devalüasyonundan beri şikâyetçi olduğu işsizlik, düşük ücret ve düşük kârlılığın başlıca sebebidir. Türk Lirasının gereğinden daha değerli, yani dövizin gereğinden daha ucuz olması demek Türkiye’de ekilmeyen tarlalar, dalından toplanmayan meyvalar, kapanan ya da kârlılığı her ay düştüğü için işçisine zam yapamayan, teknolojisini yenileyemeyen fabrikalar demektir. Madalyonun ters yüzünde ise, Türkiye’de üretilebildiği halde son ikibuçuk yılda üretilmeyip ithal edilen mallar yüzünden Yunanistan’ın pamuk üreticisine, Şili’nin elma üreticisine, Brezilya’nın, İsrail’in portakal üreticisine, Almanya’nın otomobil üreticisine, Hindistan’ın tekstil üreticisine, Çin’in hemen hemen her şey üreticisine hediye edilen milyar dolarlar, bu ülkelerde Türk parasıyla döndürülen çarklar, tüttürülen bacalar demektir. Türkiye’de üretilen mallardan nelerin ikibuçuk yıl öncesine göre tüketimi artmış, fakat tüketimdeki bu artış yerli üretim yerine ithalatla karşılanmışsa, işte bütün bunların toplamı kadar para Türk insanından gasp edilerek yabancı ülkelere, yabancı üreticilere hediye edilmiştir.
Cari açığın fazla verdiği, dış ticaret açığının asgarî düzeyde olduğu 2001 yılını baz alırsak, son üç yılda bu kayıp 42 milyar dolar düzeyindedir. Son üç yılın millî gelir rakamlarını DİE’nin hayalî stoklar üreten çarpıtmasından arındırarak hesaplarsak ortaya çıkan toplam 460 milyar dolardır. Demek ki 2002’den beri Türk Lirasını aşırı değerli tutmak, ekonominin krizin etkisinden kurtulmak için çok ihtiyaç duyduğu bir % 10’luk millî gelir artışının önünü kesmiş, bu artışı sağlayacak geliri dış dünyaya hediye etmiştir. Aşırı değerli TL politikası, Türkiye’de üç yıldır hüküm süren yüksek oranlı işsizliğin, yoksullaşmanın, sanayi ve tarımdaki erozyonun baş sorumlusudur. Bugün Türkiye’de köylü, işçi, tüccar, sanayici olarak bu tablodan şikâyetçi olan kim varsa parmağını önce IMF’ye, sonra IMF talimatlarını itirazsız uygulayan mevcut Merkez Bankası yönetimine, sonra da IMF’nin bu dayatmasını itirazsız kabullenen mevcut hükümete uzatmalı ve “Suçlusun!” demelidir.
2. Üretim ve katma değer kaybı, dolayısıyla yoksullaşma büyüyen dış ticaret açığının sadece bir yüzüdür. Konunun diğer boyutu bu açığın finansmanıdır. Türkiye’nin işçi dövizi, turizm, bavul ticareti gibi diğer döviz gelir kalemleri hızla büyüyen dış ticaret açığını finanse etmeye yetmediği için Türkiye üç yıldır cari açık vermektedir. Cari açık ise esas olarak dış borçla finanse edilmektedir. Dolayısıyla bu dönem içinde Türkiye’nin dış borcu 115 milyar dolardan 153 milyar dolara (2004 3. Dönem sonu rakamı; 2004 yıl sonu rakamı şüphesiz ki daha yüksektir) yükselmiştir. Yani üç yılda Türkiye’nin dış borcu üçte bir oranında artmıştır. Bu Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir borç artışı temposudur.
3. Bütün bunlar IMF’nin talimatıyla sözde kamu borçlarını döndürmek ve finans sistemini yüzdürmek için yapılmıştır. Evet, kamu borçları üç yıldır dönmesine dönmektedir ama, büyüyerek dönmektedir! Bu sistemle kamu borç idaresi ve kamu kağıtlarını fonlayan Türk bankacılık sistemi Türk reel sektörünün kanını emerek beslenen birer vampire dönmüştür. Sistemin yürümesi aşırı değerli TL yüzünden reel sektörün, gerçek ekonominin her gün kan kaybetmesine bağlıdır. Öte yandan borçların çevrilmesi için reel sektörün kan kaybetmesi yeterli değildir; o bu operasyonun yan etkisidir. Sistemin asıl yakıtı sürekli gerileyen döviz kurları, buna bağlı olarak sürekli gerileyen enflasyon ve TL faizleri sayesinde büyük paralar kazanabildiği için Türkiye piyasasına üşüşen uluslararası sıcak paradır. Sistemin bu paranın akışına bağımlılığı ise tamamen bir eroinmanın madde bağımlılığı gibidir. Çarkın dönmesi için sistemin giderek artan oranda sıcak paraya ihtiyacı vardır. Ancak cari açığı ve dış borçları inanılmaz bir tempoyla artan bir ülkenin sonsuza kadar istediği boyutta dış borç bulamayacağı açıktır. Akış bir gün kesilip tersine döndüğünde, üç yıldır pazarlanan “büyük başarı” iskambilden kule gibi birkaç saatte çökecektir. Dolayısıyla, üç yıldır yapılan iş, sadece kaçınılmaz son olan kamu borçlarının yeniden yapılandırılmasını bir süre ertelemek uğruna, yani bir hiç uğruna Türk ekonomisinin üretici gücünü tahrip etmek ve Türkiye’yi muazzam bir dış borç yükünün altına sokarak ülkenin bağımsızlığını tehlikeye atmaktır.
İşte IMF rahibesi Krueger’in, IMF’nin sadık çömezi Serdengeçti ve ekibinin, bilumum hükümet üyelerinin, televoleci ekonomistlerin övündükleri büyük enflasyon başarısı bundan ibarettir! Geçen ay Türkiye’nin en yüksek aylık dış ticaret açığını üretmek de bu kadroya nasip olmuştur; hepsine mübarek olsun!