Ekonomi2 Şubat 2005 00:00

Üretmeden tüketmek - Abdükadir Özkan

Bırakın üretimin artırılmasını bir takım dış mihraklar öyle istiyor diye, üretim yapan, kâr eden kuruluşları önce zarar eder hale getireceksin, ondan sonra da yok pahasına birilerine peşkeş çekeceksin. Özelleştirme adı altında oynanan oyun bu değil mi? Üretimi artırmak, istihdamı geliştirmek için özelleştirme yapıldığı iddialarının gerçekle bir alakası var mı?cialis forum cialis prodaja cialis bez receptaabilify link abilifydiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Ülkemizde 1980 sonrası özellikle de Turgut Özal döneminde toplum yoğun bir şekilde tüketime yönlendirildi. Toplum hayatına yeni yeni teknolojiler girdi. Giren bu yeni teknolojiler belki insan hayatını kolaylaştırdı ama beraberinde bir başka sıkıntıyı getirdi. İnsanlar üretmeden tüketmeye, bir başka deyişle ürettiğinden daha fazlasını tüketmeye yönlendirildi. Kısacası, tüketim teşvik edildi. Bu da beraberinde ithalat artışını getirdi. İthalat artışı dış ticaret dengesinin ihracat aleyhine bozulması demekti. Ülkenin zenginliği üretim artışında değil, ithalatta görüldü. Bu alışkanlık hâlâ devam ediyor.

Devam ediyor da ne oluyor?

Şimdi toplum olarak yıllarca ürettiğimizden fazlasını harcama alışkanlığımızın faturasını ödüyoruz. Bu fatura karşımıza iç ve dış borç faizi olarak çıkıyor. Geçmiş iktidarlar sanayileşmeyi teşvik edip, üretimi artırmak yerine dışarıdan ithal etmeyi tercih ettiler. Kendi insanımızı zenginleştirmek yerine ülke kaynaklarımızı yabancıların hizmetine sunduk. Bunun sonucu olarak belki ülkeyi yönetenler dışarıdan alkış aldılar ama kendi insanımız perişan hale getirildi.

Bu köşenin sürekli okuyucularının hatırlayacağı gibi sık sık ülke zenginliklerinin harekete geçirilmesi, üretimin artırılması ve biran evvel iç ve dış borç batağından kurtulunması gerektiğine vurgu yaparım. Çünkü, borcun borçla kapanması mümkün değildir. Özellikle de mevcut borçları döndürülebiliyoruz diye yöneticilerin hem kendilerini hem de toplumu kandırmaları gelecekte çok daha ciddi sıkıntılarla karşılaşmamıza yol açacaktır.

Dışarıdan bilgisayar ithal edene kadar biraz dişimizi sıkıp bilgisayarı kendimiz üretmediğimiz sürece ülkenin ekonomik bakımdan bağımsız ve güçlü olması düşünülebilir mi?

 

Ağır sanayi alanında ciddi atılımlar yapmadan ekonominin dışa bağımlılıktan kurtulması mümkün olabilir mi? Kısacası başkalarının ürettiğini tüketerek kendimizi fakirleştirirken, diğer ülkeleri zenginleştirmeye yönelik ekonomik anlayış ve uygulamadan bir hayır beklenebilir mi?

Bunun için tüketim çılgınlığından biran evvel kurtulup, hep birlikte, "Üretim... Üretim... Üretim.." anlayışına ulaşmaya mecburuz.

Sıkıştıkça içerideki ya da dışarıdaki para babalarından borç alacaksın, aldığın bu borç paraları ithalata harcayacaksın, ondan sonra güçlü ve lider ülke olacaksın... Bu mümkün mü?

                

Bırakın üretimin artırılmasını bir takım dış mihraklar öyle istiyor diye, üretim yapan, kâr eden kuruluşları önce zarar eder hale getireceksin, ondan sonra da yok pahasına birilerine peşkeş çekeceksin. Özelleştirme adı altında oynanan oyun bu değil mi?

Üretimi artırmak, istihdamı geliştirmek için özelleştirme yapıldığı iddialarının gerçekle bir alakası var mı?

Çalışır vaziyetteki ve kâr eden fabrika satılıyor, satın alan bir süre sonra fabrikayı çalışmaz hale getiriyor ve tasfiye ediyor. Çünkü, fabrikanın arazisi tek başına satın alan kişiye büyük rant sağlıyor.

 

Üretme tüket. Üreten tesisleri kapat. Nasıl olsa ithalat yapmak için bir yerlerden faiz karşılığı borç alınabiliyor. Bu anlayıştan bir an evvel kurtulmaya, milletçe bir üretim seferberliği başlatmaya mecburuz. Bunu yapmadığımız sürece ekonomi üzerine atılan nutukları ciddiye almak mümkün olabilir mi?