Ekonomi19 Ocak 2005 00:00

Giren Sermaye Nereye Gidiyor? - Korkut Boratav

Türkiye'nin dış borçları, ekonominin IMF tarafından yönetildiği 1998'den bu yana niçin hızla artmaktadır? Geçen hafta bu köşede bu soruyu tartışmaya açtık. Ve gördük ki, 1998'den bu yana Türkiye'nin dış dünyaya karşı verdiği cari açıkların birikimli toplamı, dış borcumuzdaki artışın küçük bir bölümünü açıklamaktadır. O halde ek bir soru gerekiyor: ''Giren ve Türkiye'yi borçlandıran yabancı sermaye nasıl kullanılıyor; nereye gidiyor?'' cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholcleocin 150 mg read cleocin 300 mgbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plusoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Bugün bu soruyu 1998-2003 veya 1998-Haziran 2004 tarihleri arasındaki yabancı sermaye girişlerinin kullanım alanlarını (başka bir ifadeyle sermaye hareketleriyle cari işlemlerden oluşan döviz dengesini) gösteren aşağıdaki tablonun yardımıyla tartışacağım.

Tabloda görüyoruz ki, 1998 ile 2003 (veya 2004 Haziranı) arasında Türkiye'ye 44.5 (veya 53.6) milyar dolarlık yabancı kökenli sermaye girmiş; her iki dönemde de bu kaynağın yaklaşık yüzde 80'i dış borç yaratan sermaye türlerinden oluşmuştur. 1998-2003 yıllarında giren yabancı sermayenin sadece 14.1 milyar doları (yüzde 32'si) cari açığın kapatılmasına tahsis edilmiş; bu rakama yaklaşan bir meblağ rezerv biriktirmeye; 18.6 milyar dolar (yüzde 42'si) yerleşiklerin (yani TC kimlikli rantiye, şirket ve bankaların) dış dünyaya çıkardıkları sermayeye ayrılmış; ekonomi yaklaşık 2 milyar dolar da kayıt dışı (hata/noksan olarak kaydedilen) sermaye girişinden yararlanmıştır.

Bitim tarihini 2004 Haziranı'na getirelim: 53.6 milyar dolarlık yabancı sermaye girişinin cari açığı kapatmaya ayrılan bölümünün yüzde 45'e çıktığını; Türkiye'de yerleşik bankalar, rantiyeler ve şirketlerin 20 milyar dolar civarında sermayeyi ülke dışına çıkardıklarını ve 15 milyar dolara yaklaşan miktarda rezerv biriktirildiğini, kayıt dışı sermaye girişlerinin de 5 milyara yaklaştığını gözleyeceğiz.

Bu bulguları biraz farklı sunalım: Ortalama 1 dolarlık cari açık verildiğinde, yaklaşık 3.2 (veya Haziran 2004'e bakarsak 2.2) dolarlık yabancı sermaye girişine gereksinim duyulmakta; giren sermayenin onda sekizi dış borç yaratmakta; büyük bölümü rezervlere veya yerleşiklerin sermaye çıkarmalarına ayrılmaktadır.

Kısacası, Türkiye'ye giren yabancı sermayenin ekonominin ayakta durması ve büyümesi için gereken döviz açığını karşılayan bölümü ''devede kulak'' tır. Yabancı sermaye girişlerinin büyük çoğunluğu ya yerli burjuvazinin (ister ABD Hazine bonoları, ister Riviera'da villa, isterse Bükreş'te fırın almak için kullanılsın) yurtdışına ''sermaye ihracını'' karşılamak için kullanılmakta ya da rezerv biriktirmeye ayrılmaktadır. ''Borçlanıp rezerv biriktirmek'' ise bana, bankadan borçlanıp parasını mevduatta tutan ve ''bankada param var'' diye caka satan, saygınlık kazanmaya çabalayan vatandaşı hatırlatır.

Bu hesaplama dahi, dış borçlardaki artışın tümünü açıklayamıyor. Yabancı sermaye hareketlerinin dış borç yaratan bölümleri 36 (veya Haziran 2004'e kadar 43) milyar dolardır. Dış borç artışları ise bu rakamların (hesaplama tarzına ve döneme göre 15-25 milyar dolar kadar) üstünde kalmaktadır. Anarşik finansal piyasaların iç içe girmişliğiyle yakından ilgili olan bu farkın ayrıca araştırılması gerekiyor.

Özetle, IMF'li yıllarda Türkiye ekonomisi, dış açıklarının çok üstünde dış borç biriktirerek dış bağımlılığını alabildiğine pekiştirmiştir. Çapaçul neoliberal politikaların ve finansal serbestleşmenin bir yan ürünü söz konusudur.

Çeşitli hükümetler IMF'den 48 milyar dolar kredi alıp 25 milyar geri ödemişler. 150 milyar dolara ulaşan toplam dış borç yükünün baskısı altında 2004'ün sonunda mevcut ödeme planını uygulayamayacaklarını IMF'ye bildirerek üç yıllık bir stand-by için el açmışlardır.

Türkiye ekonomisinin kaderi, böylece, yeniden başkalarına teslim edilmiştir.

Bu hazin hikâyenin kimi nicel yansımalarını da kısaca gözden geçirmiş oluyoruz.