Kemerlerinizi Bağlayınız. İnişe Geçiyoruz - Ergin Yıldızoğlu
''Oyun bitti mi?'' başlıklı yazısında Roach, FED'in, geçen aylarda faizleri yüzde 1'den yüzde 2.25'e toplam, 125 puan arttırdığına dikkat çektikten sonra, 200 puan daha arttırabileceğini vurguladı. (Editörün Notu: ABD 'de faiz yıllık %2.25. Türkiye'de Hazine %25 civarı faizle borçlanıyor. Doların değer kaybettiği bu ortamda ABD'li küresel yatırımcı parasını TL'ye çevirip ,Hazine bonosu alıp, vade sonunda tekrar dolar alıp en az %20 kazanıyor;ABD'de kazanacağının yaklaşık 10 katı.Türkiye'de faizden fahiş kazanç bitmedi, devam ediyor.)cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis coupon
FED'in korkusu
FED toplantısında, enflasyon riskinin arttığı vurgulandı, mali piyasalarda aşırı risk alma eğilimlerindeki belirgin artışlara işaret edildi. ABD'nin en güçlü bankalarından, Morgan Stanley 'in Başekonomisti Stephen Roach 'a göre, FED bu toplantıda kendini ''çok ender görülür bir netlikte ve açık sözlülükle'' ifade etmişti ( Global Economic Forum , 07/01). ''Oyun bitti mi?'' başlıklı yazısında Roach, FED'in, geçen aylarda faizleri yüzde 1'den yüzde 2.25'e toplam, 125 puan arttırdığına dikkat çektikten sonra, 200 puan daha arttırabileceğini vurguladı. Financial Times 'dan Philip Coggan da, faizlerin artmaya devam edeceğine inanıyor (07/01). Basel toplantısında, düşük faizlerin bankalarda yarattığı gelir kaybıyla ilgili kaygılar dile getirildi. Almanya'nın Financial Times'ı, Handelsblatt 'ın hesabına göre, küresel çapta düşük faizler Avrupa Merkez Bankası'na 700 milyon Euro kaybettirmiş (AFP, 12/01)
Faizler yükseldikçe, hisse senedi ve bono fiyatlarını düşürürken kredi maliyetini arttıracak, değişken faizle borçlanmış olanların (özellikle ipotek piyasasında) ödeme kapasitelerini azaltacak. Öyleyse, ABD'de borçlarla, gayrimenkul piyasalarından elde edilen gelirle beslenen, tüketime dayalı ekonomik büyümenin sonuna gelindiği söylenebilir.
Borç, açık ve dolar
Buraya nereden geldiğimizi görebilmek için 2000 yılına, 1997 Asya krizinden sonra dünya ekonomisini, sunduğu tüketici talebi ve yatırım olanaklarıyla peşinden sürükleyen ABD ekonomisinde mali piyasalarda oluşan köpüklerin patlamaya başladığı noktaya dönmemiz gerekiyor. 2001 de bir resesyon başladı, dünya ekonomisindeki kapasite fazlası (talep eksikliği) sorunu öne çıktı, 1929'u anımsatan, deflasyonist bir ortam oluştu. FED, o zaman borsa köpüklerindeki patlamanın, talep eksikliği sorununun etkisini azaltmak amacıyla faizleri hızla, neticede 500 puan indirdi. Diğer merkez bankaları FED'i izleyince de dünya ekonomisinde ''tarihin en büyük parasal genişleme'' süreci başladı; resesyon aşıldı ama, kapasite fazlası sorunu giderilemediğinden ''kriz'' de, bir başka mevsime ertelendi. Örneğin, 2002'de hane halkı taşınmaz varlıklarında yüzde 8.1 (1.4 trilyon dolar) artış, menkul kıymetler piyasalarında patlayan köpüğün enerjisinin şimdi başka köpükleri (ev piyasası ve kredi piyasası) şişirmeye başladığını gösteriyordu ( Credit Bubble Bulletin , 13/01)
ABD halkı düşük faizler sayesinde (tüketici kredileri, kredi kartı vb.) tüketimine pupa yelken devam etti. İki yılda toplam kredi hacmi yüzde 15'ten fazla büyüdü. Bu genişlemeyi desteklemek için (ABD'de tasarruflar 1980'lerde yüzde 9'dan, 2000'li yıllarda negatife gerilediğinden) dünya ekonomisinden kaynak emme (borçlanılıyor) hızlandı. Diğer bir deyişle dünya ABD'ye kredi veriyor, ABD bu krediyle dünyanın geri kalanının mallarını satın alıyor, herkes ''gül gibi'' geçinip gidiyordu.
Stiglitz 'in, Dünya Bankası eski Başekonomistlerinden Herbert Stein 'den aktardığı gibi ''Bir şey sonsuza kadar gidemeyecekse, gitmez'' ( The Guardian , 01/01/05). Kısa sürede ABD'nin toplam borçları (federal hükümet, tüketici, şirket borçları, diğer borç araçları-türevler) toplam 37 trilyon dolarla, GSMH'nin yüzde 300'ünü geçti, dış ticaret açığı da 600 milyar dolara ulaştı. Geçen hafta kasım verileri açıklandığında, açığın, aylık 53 milyar dolar olması beklenirken 60.3 milyar olarak gerçekleştiği görüldü. Cari açığın ve borç yükünün basıncıyla üç yıldır gerileyen dolar, 2005'e ilişkin iyimser ekonomik büyüme verilerinin etkisiyle birkaç haftadır, hafif bir toparlanma sergiliyordu. Ancak kasım dış ticaret verileri, doların Euro ve Yen karşısında zayıflama eğilimini yeniden güçlendirdi.
Ve çözüm(süzlük)ler
Şimdi, birçok yorumcu haklı olarak, ABD'nin doları dünyanın geri kalanına karşı bir silah olarak kullanmaya başladığını söylüyorlar. Çünkü, hem Prof. Gunder Frank 'ın The Asia Times 'da vurguladığı gibi, ABD Doları'ndaki toplam gerileme, ABD borçlarının yaklaşık yüzde 40'ının silinmesi anlamına geliyor. Bundesbank'in kârları 17 yıldır ilk kez 248 milyon Euro'ya geriledi (AFP). Hem de, dolardaki devalüasyon dış ticaret açığını azaltmaya yardım ediyor.
Ancak, dolar devalüasyonu sanıldığı kadar etkin bir silah değil. Çünkü ABD hegemonyasının bir ayağı askeri üstünlüğüyse diğeri de doların uluslararası rezerv para olması. ABD kendi parasıyla (kâğıt basıp) borçlanıyor, bu kâğıtları verip dünyadan mal alabiliyor, bu arada askeri harcamalarını da finanse edebiliyor. IMF'in verilerine göre 2003 yılı sonunda dünya merkez bankalarının kasalarındaki rezervlerin yüzde 64'ü ABD Doları'ndan oluşuyordu. Ancak, 2000-2003 arasında (dolardan kaçış daha henüz belirginleşmeye başlamamışken) Euro'nun payı yüzde 16.3'ten, yüzde 19.7'ye yükseldi. Uzakdoğu'da büyük ekonomiler, doların rezervleri içindeki payını azaltmaya başladılar. Örneğin, 2001-2004 döneminde Çin MB'sinin rezervlerinde gerçekleşen artışın yarısını dolar oluşturmuş. Ancak, 2004'te bankanın toplam rezervleri 112 milyar dolar artarken bunun içinde doların payı yalnızca 25 milyar dolar artmış ( Prudentbear , Auerback, 11/01). Özetle doların rezerv para olma özelliği, ABD hegemonyasının en önemli iki ayağından biri çürüyor.
Diğer taraftan dolardaki gerilemenin dış ticaret açığını azalttığı da yok. Daha da ilginci, kasım verilerine göre, ABD'nin Çin ile dış ticaret açığı, dolar-Yuan paritesi sabit kalmasına karşın azalırken, Euro bölgesiyle olan açığı, dolar Euro'ya karşı geçen yıl yüzde 16 devalüe olmasına karşın büyümeye devam ediyor. Devalüasyon bu açıdan bir işe yaramadığına göre, ABD'nin dış ticaret açığını kapatmak için geriye üç yöntem kalıyor. Birincisi dünyanın geri kalanında tüketimin körüklenmesi. Ancak ABD dış ticaretinin yapısı, ithalatının hacmi, bu yolun etkili olamayacağını gösteriyor (Financial Times). İkincisiyse, ABD'nin ithalatı kısıtlayıcı tedbirler alması. Ancak, bu seçenek, bloklaşma eğilimlerinin güçlenmesine, dünya pazarının parçalanmasına neden olabilir. Geriye, tüketimin kısılması, tasarrufların arttırılması kalıyor. Bu da faizlerin ve vergilerin arttırılmasından, kamu harcamalarının kısılmasından geçiyor. Bu ''çözümün'' , ABD'nin, ev ve menkul kıymetler piyasalarını, ekonomik büyümesini, ithalatını vurması, ABD'ye ihracat yaparak, mali sermaye yatırarak (borç vererek) ayakta kalabilen dünya ekonomisini de peşinden sürüklemesi, yüksek petrol fiyatlarının sorunu daha da ağırlaştırması kaçınılmaz.
Bu ''çözüm'' önce türbülansa, sonra da ihracata dayalı büyüme modellerinin terk edilmesine; iç ya da bölgesel pazarlara önem verilmesine, bloklaşmanın hızlanmasına yol açacak. Bu gelişmeler ABD'nin dünya ekonomisi içindeki konumunu yitirmekte olduğunun da göstergeleri. Geçenlerde, Washington Post 'tan R. J. Samuelson da, ''Neredeyse kimsenin ayırdına varmadığı büyük bir dönüşüm yaşıyoruz'' diyor, yıllardır ABD'nin refahını sağlayan dinamiklerin giderek zayıfladığını, yeni bir uluslararası ekonomik düzene geçilmekte olduğunu ileri sürüyordu (29/12/04).