Ekonomi13 Ocak 2005 00:00
Sıcak Para - Arslan Başer Kafaoğlu
" Sıcak Para'nın iktisat yazınında genel kabul gören kesin bir tanımı olmamasına karşın 'spekülatif' 'kısa dönemci' ve 'aşırı dalgalanma ve akışkanlık' gibi unsurlar içerdiği ve yol açtığı iktisadi istikrarsızlıkların da özü itibariyle bu öğelerden kaynaklandığı bilinmektedir." İşte aşağı yukarı on yıldır Türkiye ekonomisinin çehresini, "bütün dengeleri bozucu" ve "ekonominin gerçek durumunu gizleyici" bu Sıcak Para giriş çıkışları çizmiştir. cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo
Sıcak Para" ekonomi yazınına, bugünkü önemiyle, yeni girmiş bir deyim. 3 Ocak 2005 günlü Milliyet gazetesinde çıkan yazısında (Sayfa 7) sayın Faik Öztrak, Türkiye'nin son iki yıldaki dış ekonomik ilişkilerini özetledikten sonra "..yılın son üç ayında artan dış açığa rağmen TL'nin değer kazanması döviz arzının, yani dış borçlanmanın ilk dokuz aya göre hızlandığını gösteriyor" demektedir. Yazının en önemli -bence- kısmı şurada: "Dış tasarrufu içeriye çekme imkanı sürdükçe, riskleri artırarak son iki yıldır oynanan oyunu sürdürmek mümkün. Hatta bu tasarruflar uzun vadeli borçlanma ya da doğrudan yabancı sermaye şeklinde ise ve TL'nin değer artışı toplam verimlilikteki artışla dengelenebiliyorsa, risk de artmayabilir. Ancak son iki yılda yaşanan sürecin bundan çok farklı olduğunu ve BELİRLEYİCİ FAKTÖRÜN KISA VADELİ SERMAYE GİRİŞİ OLDUĞU DİKKATİ ÇEKİYOR. Yani hareket kabiliyeti yüksek ve zaman zaman da EKONOMİNİN TEMEL DENGELERİNDEN BAĞIMSIZ OLARAK BEKLENTİLERİNİ OLUŞTURABİLEN ve KISA VADEDE DENGEYİ DENGESİZLİĞE DÖNÜŞTÜREBİLEN BİR KAYNAK.." Aslında sayın Öztrak haklı. Bu ifadede düzeltilmesi gereken ibare "son iki yılda" ifadesi. Çünkü bu kısa vadeli ve geldiği ülkelerde dengeleri bozan, ekonominin içinde bulunduğu gerçek durumu gözlerden kaçırarak, gelecek tehlikelere karşı gaflete sürükleyen bu fonlar sadece son iki yılda değil, 1995'ten beri ülke ekonomisini yöneten ve yönelten en önemli etkendir. Bu fonlar için "Sıcak Para" deyimi kullanılıyor. Profesör Erinç Yeldan bir kitabında bu deyim hakkında şunları yazıyor: " 'Sıcak Para'nın iktisat yazınında genel kabul gören kesin bir tanımı olmamasına karşın 'spekülatif' 'kısa dönemci' ve 'aşırı dalgalanma ve akışkanlık' gibi unsurlar içerdiği ve yol açtığı iktisadi istikrarsızlıkların da özü itibariyle bu öğelerden kaynaklandığı bilinmektedir." (Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi. İletişim Yayınları, Sahife 22)
İşte aşağı yukarı on yıldır Türkiye ekonomisinin çehresini, "bütün dengeleri bozucu" ve "ekonominin gerçek durumunu gizleyici" bu Sıcak Para giriş çıkışları çizmiştir. AKP'nin iktidarda olduğu üç yıla yaklaşan dönemde de böyle olmuştur. Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda bunu meydana çıkarmıştır. Yazının kurgusu şöyledir: Türkiye'nin 2002, 2003 yıllarıyla 2004 yılı Haziran ayı sonuna kadar toplam cari açıkları toplamı (T.C. Merkez Bankası verilerine göre) toplam 20,3 milyon dolardır. Buna karşılık ülkenin dış borçlarındaki artış 34,3 milyar doları bulmuştur. Yani dış borç stoku artışı ekonominin tasarruf-yatırım dengesini sağlamak için gerek duyduğu döviz talebinin çok üzerindedir." Kaldı ki Faik Öztrak'ın yukarda andığımız yazısında Sıcak Para adını verdiğimiz kısa vadeli fon girişlerinin 2004 yılının son aylarında daha da hızlandığını belirttiğini yukarıda görmüştük. Yani bugünkü durum, 2004 yılı Haziran sonu itibariyle durumu yansıtan Erinç Yeldan'ın çizdiği tablodan daha kötüdür. "Daha açık bir ifadeyle, Türkiye yüksek hızla büyüdüğü ve yüksek cari açık verdiği için borçlanmamakta; bunun tersine, büyük hacimli Sıcak Para girişlerinin yarattığı borçlanma neticesinde cari işlemler açığı doğmaktadır." (5 Ocak tarihli yazıdan)
Bu tahlilin sonucu şudur: Türkiye'nin dış borçları sadece ekonominin tasarruf açığı dolayısıyla değil, ülkenin "Borç Kolik" durumuna düşmesi ve bunun için dışarıdan ekonomi için son derece zararlı kısa vadeli borçlanmalarda bulunmasıdır. Bu durumun başlangıcı gerilerdedir. Tansu Çiller Hükümeti döneminde TL'nin dış değerinin hızla düşüşünde bunu önlemek için, akla gelemiyecek faiz oranlarıyla borçlanmayla meydana çıkmıştır. Son derece yüksek faizler nedeniyle, paradan para kazanmak en kârlı yol olmuşur. Bir yandan doğrudan kısa vadeli borçlar sel gibi gelmiş, bir yandan da yerli sermayedarlar dövizle borçlanıp devlet kâğıtları alıp ölçüsüz kazanç elde etme yolunu tutmuşlardır. Lira'nın dış değer çöküşü bu suretle durmuş ama ulusal ekonomi Sıcak Para almanın bütün olumsuzluklarını bünyesinde taşımaya başlamıştır. Türkiye'de net faiz (yani, enflasyonla değer kaybı çıktıktan sonra kalan faiz) çok yüksek oranda olduğu için (ki hâlâ da böyledir), Türkiye, 1995'ten beri bu kısa vadeli ve dengeleri bozucu akımlara iyi bir beslenme alanı haline gelmiştir. Türkiye'de hâlâ net faiz yüzde 10'dan aşağı düşmemiştir. Bu nedenle Türk parasının dış değeri, büyük dış ticaret ve cari dış açıklara karşın "aşırı değerlenmekte"dir. Bu aşırı değerlenme (ki bugün her ekonomi yazarınca kabul edilmektedir), eskiden ülke içinde üretilen malların birçoğunun dışarıdan getirilmesini daha kârlı hale getirmektedir. Aslında iç pazarımızın büyük kısmı ithalat nedeniyle yerli tarım ve sanayimizce yitirilmektedir. Türk girişimciler yurt içinde yapacakları yatırımları dışarıda yapmaktadır. 2002 yılı başından 2004 yılı Haziran'ına kadar "yerleşiklerin yurt dışında menkul kıymet alımı" 4,5 milyar doları bulmuştur (Erinç Yeldan, adı geçen yazı). Bu tutar, aynı dönemde Türkiye'ye gelen yabancı girişimci sermayesinin 3 katıdır.
Bir ülkeye bu ekonomiyi yakıp yıkan " Sıcak Para"nın gelip gelmediğini anlamak kolaydır. Eğer bir ülke büyük Cari Dış Açık verdiği halde parasının dış değeri düşeceğine yükseliyorsa (ki Türkiye için böyledir), dışarıdan önemli miktarda Sıcak Para geliyor olmalıdır. Bunu anlamanın daha kısa bir yolu da vardır. Bir ülkede net faiz dünya ortalamasının çok üstündeyse (Türkiye gibi), o ülke mutlaka Sıcak Para akımları içindedir.
Milli ekonomiyi yıkan, üstelik bu yıkımı gözlerden gizleyen Sıcak Para akımını yavaşlatma ve önlemenin yolu "Net Faiz'i düşürmek"ten geçiyor. Ama bu da, yakın günlerde Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'nin beyan ettiği gibi, kolay değildir. Başka önlemler almadan Net Faiz düşürülürse, Sıcak Para akımı sayesinde bol ithal malıyla çalışmaya alışmış sanayi frene aniden basılmışçasına durur. Üstelik bu ani düşüşten pirelenen kısa vadeli dış borç alacaklıları paraları yığınla çekmeye başlayınca, ülke 2001 yılındaki durumuna düşer. Özetle, Türk ekonomisi, iyimser göstergeler içinde aslında çok tehlikeli bir hastalığın tepe noktasına doğru tırmanmaktadır. Asıl dert kronik Cari Açık değil, bu açığın doğmasına neden olan ölçüsüz Sıcak Para akımıdır. Erinç Yeldan'ın dediği gibi: "Bu koşullar altında, dış borçlanma temposunun dizginlenmesi ve cari açıkların dengesinin düzeltilmesi, öncelikle Sıcak Para akımlarının kontolünden geçmektedir."
İşte aşağı yukarı on yıldır Türkiye ekonomisinin çehresini, "bütün dengeleri bozucu" ve "ekonominin gerçek durumunu gizleyici" bu Sıcak Para giriş çıkışları çizmiştir. AKP'nin iktidarda olduğu üç yıla yaklaşan dönemde de böyle olmuştur. Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesinde yazdığı bir yazıda bunu meydana çıkarmıştır. Yazının kurgusu şöyledir: Türkiye'nin 2002, 2003 yıllarıyla 2004 yılı Haziran ayı sonuna kadar toplam cari açıkları toplamı (T.C. Merkez Bankası verilerine göre) toplam 20,3 milyon dolardır. Buna karşılık ülkenin dış borçlarındaki artış 34,3 milyar doları bulmuştur. Yani dış borç stoku artışı ekonominin tasarruf-yatırım dengesini sağlamak için gerek duyduğu döviz talebinin çok üzerindedir." Kaldı ki Faik Öztrak'ın yukarda andığımız yazısında Sıcak Para adını verdiğimiz kısa vadeli fon girişlerinin 2004 yılının son aylarında daha da hızlandığını belirttiğini yukarıda görmüştük. Yani bugünkü durum, 2004 yılı Haziran sonu itibariyle durumu yansıtan Erinç Yeldan'ın çizdiği tablodan daha kötüdür. "Daha açık bir ifadeyle, Türkiye yüksek hızla büyüdüğü ve yüksek cari açık verdiği için borçlanmamakta; bunun tersine, büyük hacimli Sıcak Para girişlerinin yarattığı borçlanma neticesinde cari işlemler açığı doğmaktadır." (5 Ocak tarihli yazıdan)
Bu tahlilin sonucu şudur: Türkiye'nin dış borçları sadece ekonominin tasarruf açığı dolayısıyla değil, ülkenin "Borç Kolik" durumuna düşmesi ve bunun için dışarıdan ekonomi için son derece zararlı kısa vadeli borçlanmalarda bulunmasıdır. Bu durumun başlangıcı gerilerdedir. Tansu Çiller Hükümeti döneminde TL'nin dış değerinin hızla düşüşünde bunu önlemek için, akla gelemiyecek faiz oranlarıyla borçlanmayla meydana çıkmıştır. Son derece yüksek faizler nedeniyle, paradan para kazanmak en kârlı yol olmuşur. Bir yandan doğrudan kısa vadeli borçlar sel gibi gelmiş, bir yandan da yerli sermayedarlar dövizle borçlanıp devlet kâğıtları alıp ölçüsüz kazanç elde etme yolunu tutmuşlardır. Lira'nın dış değer çöküşü bu suretle durmuş ama ulusal ekonomi Sıcak Para almanın bütün olumsuzluklarını bünyesinde taşımaya başlamıştır. Türkiye'de net faiz (yani, enflasyonla değer kaybı çıktıktan sonra kalan faiz) çok yüksek oranda olduğu için (ki hâlâ da böyledir), Türkiye, 1995'ten beri bu kısa vadeli ve dengeleri bozucu akımlara iyi bir beslenme alanı haline gelmiştir. Türkiye'de hâlâ net faiz yüzde 10'dan aşağı düşmemiştir. Bu nedenle Türk parasının dış değeri, büyük dış ticaret ve cari dış açıklara karşın "aşırı değerlenmekte"dir. Bu aşırı değerlenme (ki bugün her ekonomi yazarınca kabul edilmektedir), eskiden ülke içinde üretilen malların birçoğunun dışarıdan getirilmesini daha kârlı hale getirmektedir. Aslında iç pazarımızın büyük kısmı ithalat nedeniyle yerli tarım ve sanayimizce yitirilmektedir. Türk girişimciler yurt içinde yapacakları yatırımları dışarıda yapmaktadır. 2002 yılı başından 2004 yılı Haziran'ına kadar "yerleşiklerin yurt dışında menkul kıymet alımı" 4,5 milyar doları bulmuştur (Erinç Yeldan, adı geçen yazı). Bu tutar, aynı dönemde Türkiye'ye gelen yabancı girişimci sermayesinin 3 katıdır.
Bir ülkeye bu ekonomiyi yakıp yıkan " Sıcak Para"nın gelip gelmediğini anlamak kolaydır. Eğer bir ülke büyük Cari Dış Açık verdiği halde parasının dış değeri düşeceğine yükseliyorsa (ki Türkiye için böyledir), dışarıdan önemli miktarda Sıcak Para geliyor olmalıdır. Bunu anlamanın daha kısa bir yolu da vardır. Bir ülkede net faiz dünya ortalamasının çok üstündeyse (Türkiye gibi), o ülke mutlaka Sıcak Para akımları içindedir.
Milli ekonomiyi yıkan, üstelik bu yıkımı gözlerden gizleyen Sıcak Para akımını yavaşlatma ve önlemenin yolu "Net Faiz'i düşürmek"ten geçiyor. Ama bu da, yakın günlerde Merkez Bankası Başkanı Serdengeçti'nin beyan ettiği gibi, kolay değildir. Başka önlemler almadan Net Faiz düşürülürse, Sıcak Para akımı sayesinde bol ithal malıyla çalışmaya alışmış sanayi frene aniden basılmışçasına durur. Üstelik bu ani düşüşten pirelenen kısa vadeli dış borç alacaklıları paraları yığınla çekmeye başlayınca, ülke 2001 yılındaki durumuna düşer. Özetle, Türk ekonomisi, iyimser göstergeler içinde aslında çok tehlikeli bir hastalığın tepe noktasına doğru tırmanmaktadır. Asıl dert kronik Cari Açık değil, bu açığın doğmasına neden olan ölçüsüz Sıcak Para akımıdır. Erinç Yeldan'ın dediği gibi: "Bu koşullar altında, dış borçlanma temposunun dizginlenmesi ve cari açıkların dengesinin düzeltilmesi, öncelikle Sıcak Para akımlarının kontolünden geçmektedir."