Ekonomi7 Ocak 2005 00:00

Finansal yalanlar... - Yiğit Bulut

Yorumsuz sizlere aktarırken gözüme çarpan bir gerçeğin altını çizmek istiyorum; yabancılar Kıbrıs konusunda bizden istenenin ne kadar ağır olduğunu bizden daha iyi biliyorlar ve bu imzanın atılması durumunda gelecek tepkiyi en etkili 'stabilite' bozucu olarak görüyorlar...acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada

Nedir bu başlığa 'finansal yalanlar' olarak yansıyan ama adı 'La Palisse' doğruları olan dinamik? Korkut Boratav'ın satırlarını aynen aktarıyorum: "...finansmanı sağlandıkça, cari işlemler açığında sorun yoktur... Bu tür yanlışlanması mümkün olmayan (bu nedenle de bize hiçbir şey öğretmeyen) ifadelere La Palisse doğruları denir... 16. yüzyılda yaşayan Fransız soylusu için ölmeden az önce yaşıyordu denmiş ve o günden bugüne anlamsız doğrular bu zatın adıyla anılır hale gelmiş... Peki yukarıda aktardığım cari açık ile ilgili sav niçin La Palisse doğrusu olarak görülmeli? Finansmanı yapılmayan açık esasen mümkün değildir de ondan... Cari açıkla ilgili göstergelerin açığın sürdürülebilmesi açısından belli tehlike sinyalleri verebileceği dönemler vardır. Türk
ekonomisinin 2004'te verdiği cari açığın sürdürülebilir olup olmadığını ciddiyetle tartışmamız gerekir..."
Sevgili dostlar, cümleler oldukça açık; 'ölmeden önce yaşıyordu'; ve 'finanse edildiği sürece cari açık sorun yaratmaz'... İki yanlışlanması mümkün olmayan cümle... Bu noktada üstat Boratav'ın vurguları sonrası yorum yapmıyor ve sorgulamamız gereken 'cari açık' gerçeğini sizlere bırakarak, salı günü kaldığımız yerden devam ediyorum...
Hatırlarsanız Kıbrıs, ekonomi, beklenti gibi kavramları sorgulamış ve özellikle Kıbrıs imzası öncesi iç dinamiğin iyice sıkışabileceğinin altını çizmiştik. Bugün konuya yabancı bir yatırımcı gözüyle bakmak ve yaptığım küçük bir görüşmeyi aktarmak istiyorum... Aşağıdaki konuşmada 'A' beni, 'B' dostumuzu temsil ediyor...
A: 'Türkiye dışı bir algılama' ile analiz ettiğinizde sizce Türkiye AB'den ne aldı ?
B: 'Beklediğini aldı' demek zor, çok zor. 2002 yılında 'şartsız bir tam üyelik' sürecinden bahsediliyordu, oysa bugün gelinen nokta (Fransa'daki düzenleme de dikkate alınırsa) tam anlamıyla 'ikincil bir statü' yani kalıcı kısıtlamaların olduğu ve Kıbrıs önşartına bağlanmış garantisi olmayan ucu açık bir süreç...
A: Peki o kadar konuşulmasına rağmen, giren para genelde 'hedge fon' şeklinde olup, artan bir doğrudan yatırım (müzakere tarihi verileceği uzun süredir tahmin ediliyordu) veya sermaye piyasasına kalıcı bir giriş görülmüyor, yukarıda saydığınız tespitler haricinde sizi tedirgin eden ne ?
B: 3 Kasım seçim sonuçlarına bakarsanız, AKP'nin kullanılan oyların yüzde 34,3'ünü, toplam seçmenin yüzde 25'ini aldığını görürsünüz. Bu gerçek, sizin seçim sisteminiz ile ezici bir parlamento çoğunluğu sağlasa bile Kıbrıs gibi özellikle 'Rumların' Kıbrıs'ın geneline mal edileceği bir imzanın atılacağı ortamda yeterli olmayabilir ve sonuç içeride büyük sıkıntılar doğuracağı gibi piyasaların 'stabilitesi' açısından çok önemli bir detay olan seçim sandığını da 2005 içinde önümüze getirebilir.
A: Peki erken seçimden çıkmış bir AKP, Kıbrıs ve AB ile ilgili konularda daha kolay inisiyatif kullanamaz mı?
B: Yabancı bakış açısından bakınca bu noktada bir ikilem var. Kimileri 'erken seçimin stabiliteyi katlayıp', Kıbrıs konusunda doğabilecek bir iç dalgayı emeceğini belirtiyor. Kimileri ise erken seçim kararı durumunda Türkiye'den uzak durulması gerektiğini savunuyor... Kıbrıs konusunda doğabilecek tepkinin erken seçim ile emilmesi daha doğru gibi...
Sonuç: Yukarıdaki satırlar AB'de yerleşik, uluslararası fonlara danışmanlık yapan bir yabancıya ait. Yorumsuz sizlere aktarırken gözüme çarpan bir gerçeğin altını çizmek istiyorum; yabancılar Kıbrıs konusunda bizden istenenin ne kadar ağır olduğunu bizden daha iyi biliyorlar ve bu imzanın atılması durumunda gelecek tepkiyi en etkili 'stabilite' bozucu olarak görüyorlar... Ne diyelim; AKP ille de bu imzayı atacaksa, koysun sandığı önümüze ve en azından yüzde 25'in üstünde bir oy alarak o imzayı atsın...
O zaman kimse bir şey diyemez!