Ekonomi5 Ocak 2005 00:00

'La Palisse'in Doğruları' Korkut Boratav

''Finansmanı sağlandıkça, cari işlem açığında sorun yoktur.'' Günümüzün yaygın iktisadi yâvelerinden biri... Bu tür yanlışlanması mümkün olmayan (bu nedenle de bize hiçbir şey öğretmeyen) ifadelere ''La Palisse doğruları'' denir. Bu lafın nereden geldiğini merak ettim. Dostum Cem Eroğul’a danıştım. Öğrendim ki, 16. yüzyılda yaşamış ve ölmüş Fransız soylusu La Palisse için, ''Ölmeden biraz önce yaşıyordu'' denmiş ve o günden beri bu tür anlamsız doğrular, toprağı bol olsun, La Palisse'in adıyla anılır olmuş. coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon cialis discount cialis couponcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Peki yukarıda aktardığım ''cari açık'' ile ilgili sav, niçin bir ''La Palisse doğrusu'' olarak görülmeli? Finansmanı yapılmayan bir ''açık'' esasen (ve tanım gereği) mümkün değildir de ondan... Dış dünyadan net sermaye girişi, bu arada dış borçlanmanız son bulduğunda ve rezervlerdeki erimeyi durdurduğunuzda, cari işlem açığı vermeniz esasen mümkün değildir.

Peki, cari işlem açığı ne zaman bir sorun olur? Cari açıkla ilgili çeşitli göstergelerin ''açığın sürdürülebilmesi'' bakımından belli tehlike sinyalleri verebileceği durumlar vardır. Türkiye ekonomisinin de 2004'te verdiği büyük cari açığın, ''sürdürülebilir'' olup olmadığını ciddiyetle tartışmamız gerekir.

****

''Dış borç stokunun milli gelire oranı düşmektedir; bu nedenle sorun yoktur...'' ''Dış borç/iç borç... Arada fark yoktur...'' Bunlar, ''La Palisse doğruları'' dahi sayılamaz; zira açıkça yanlış savlardır. Birinci ifadeyi ele alalım: Türkiye'nin toplam dış borçları, 2001'de 113.9 milyar dolar iken bu rakam 2002'de yüzde 14.4, 2003'te ise yüzde 11.9 artarak 2003 sonunda 145.8 milyar dolara ulaşmıştı. Milli gelirin bu iki yılda büyüme hızları ise yüzde 7.8 ve 5.9'dur. Dış borç, milli gelirden hızlı arttığına göre, borç/milli gelir oranının yükselmesi gerekmez miydi? Tam aksine, dış borç/GSMH oranı, 2002 ve 2003 yıllarında düşmüştür; zira bu oranlamada milli gelir dolarla ifade edildiği için...

Hatırlatalım: 2001 sonunda dolar 1.447.000, 2003 sonunda ise 1.393.000 TL idi; yani bu iki yıl boyunca toptan eşya fiyatları yüzde 49 oranında artarken doların fiyatı yüzde 4 düşmüştü. Ilımlı bir alternatif senaryo oluşturalım: 2003'ün başıyla sonu arasında doların TEFE kadar arttığını varsayarak 2003 milli gelirini bu kurla dolara çevirip, borç/milli gelir oranını yeniden hesapladığınızda yüzde 76.4'e ulaşırsınız. Gerçekleşen kurlarla (yani aşırı değerli TL ile) hesaplanan oran ise yüzde 61.6'dır.

Bu örnek, dolar/TL kurunda orta boylu, hatta ılımlı artışların dış borç/milli gelir oranını nasıl bozacağını gösteriyor. Burada, ''salt dolar kuruna değil, Euro'ya da bakın'' demek anlamsızdır; zira dış borç göstergelerinde kullanılan milli gelir dolarla hesaplanmıştır; Euro ile değil... Kısacası, 2003-2004 dolar kurlarıyla hesaplanan dış borç/milli oranına bakıp rehavete kapılmak fevkalade yanıltıcıdır.

****

Gelelim, ''dış borç/iç borç, aynı kapıya gelir'' savına... Dış borç dolarla, iç borç (çoğunlukla) TL ile yapıldığına göre, ikisi aynı kapıya gelmez; zira, TL basarak iç borcu ödemek teorik olarak mümkündür; ama dolar basarak dış borcu ödeyemezsiniz. Dahası, iç borcun alacaklısı TC vatandaşlarını vergileyerek, borç senetlerini değiştirerek yapabileceğiniz çeşitli işlemleri, dış borcun alacaklısı yabancılara uygulayamazsınız.

Sık sık vurgulamak zorunda kaldığımız bu basit saptamaların ''kıymet-i harbiyesi'' olması için onları bir de yabancılara söyletmek gerekiyor. Ben de (İşletme ve Finans dergisinin Ekim 2004 sayısında Erdal Özmen’in bir çalışmasından yararlanarak) ABD Merkez Bankası'nın (FED'in) guvernörlerinden E. Gramlich’i (özetleyerek) konuşturayım. Amerikalı guvernör, bize aynı şeyi hatırlatıyor: ''Siz yabancı paralarla (yani dolarla) borçlanmışsınızdır ve kendi paranız değer yitirince dış borç yükünüz artar. Bizim böyle bir sorunumuz yoktur; çünkü bizim dış borcumuz da dolarla (yani ABD hazine bonolarıyla) yapılmıştır.'' Yani, ABD dolar basarak dış borcunu ödeyebilir; Türkiye ise dış borcunu sadece yeniden dövizle borçlanarak, rezerv eriterek veya cari işlem fazlası vererek ödeyebilir. Dış borcun büyüme oranı, ödeme gücündeki artış hızını aşarsa, bir dış borç krizi kapıda yatıyor demektir.

Peki, ''Dış borç neden böylesine büyüyor?'' Bu soruyu önümüzdeki hafta tartışmak üzere...