Dış Ticaret Açığı 34 Milyar Dolar - Selim SOMÇAĞ
Kasım ayı dış ticaret açığının USD 3 milyar olarak açıklanmasıyla Türkiye’nin 12 aylık dış ticaret açığı USD 34 milyarla yeni bir rekora ulaştı. Bu veriye göre Ekim sonu itibarıyla USD 14 milyar olan 12 aylık cari açığın da Kasım sonu itibarıyla USD 15 milyara, ya da millî gelirin % %.1’ine ulaşması çok muhtemel. Türkiye son derece başarıyla uygulanan IMF programı sayesinde her geçen gün dış borcunu daha çok arttırarak, ülkesindeki istihdamı ve gerçek büyümeyi yerinde saydırıp dış ülkelerdeki istihdama ve büyümeye katkıda bulunmaya devam ediyor. IMF’ye ve onun yerli işbirlikçilerine mübarek olsun!acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Kasım ayı dış ticaret açığının USD 3 milyar olarak açıklanmasıyla Türkiye’nin 12 aylık dış ticaret açığı USD 34 milyarla yeni bir rekora ulaştı. Bu veriye göre Ekim sonu itibarıyla USD 14 milyar olan 12 aylık cari açığın da Kasım sonu itibarıyla USD 15 milyara, ya da millî gelirin % %.1’ine ulaşması çok muhtemel. Türkiye son derece başarıyla uygulanan IMF programı sayesinde her geçen gün dış borcunu daha çok arttırarak, ülkesindeki istihdamı ve gerçek büyümeyi yerinde saydırıp dış ülkelerdeki istihdama ve büyümeye katkıda bulunmaya devam ediyor. IMF’ye ve onun yerli işbirlikçilerine mübarek olsun!
Açık pozisyon cephesi Haziranda yabancı oyuncular hızla büyüyen cari açıktan rahatsız olmaya başlayınca yılın ikinci yarısında ekonomideki büyümenin yavaşlayacağı, böylece dış ticaret açığının kapanmaya başlayacağını ileri sürmeye başlamıştı. Biz bu analizin yanlış olduğunu defalarca söyledik. Evet, büyüme yavaşlayacaktı, fakat negatife dönmediği, yani ekonomi küçülmeye başlamadığı takdirde dış ticaret açığının kapanması mümkün olmayacaktı. Çünkü gelinen noktada dış ticaret açığındaki sürekli büyüme IMF’nin ve onun şakşakçısı açık pozisyon cephesinin öne sürdüğü gibi ithal tüketim mallarına yönelik talep patlamasından değil, aşırı değerli TL yüzünden bütün Türk sanayiinin giderek artan oranda ithal girdi kullanmaya başlamasından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla, ithal dayanıklı tüketim mallarına olan talebin doygunluğa ulaşması dış ticaret açığındaki büyümeyi durduramayacak, sadece açığın büyüme temposunu biraz yavaşlatacaktı.
Yılın ikinci yarısında büyüme gerçekten de yavaşladı. Yılın ilk yarısında % 13 olan büyüme hızı 3. çeyrekte % 4.7’ye geriledi; 4. çeyrekte daha da gerilemesi bekleniyor. Buna karşılık bakalım dış ticaret açığına ne oldu? Haziran ayı sonunda 12 aylık dış ticaret açığı USD 29 mia.dı. Bu değişken Temmuz sonunda USD 30 mia.a, Ağustos sonunda USD 31 mia.a, Eylül sonunda USD 32 mia.a, Ekim sonunda USD 32.5 mia.a, ve nihayet Kasım sonunda USD 34 mia.a ulaştı.
Görüldüğü gibi açık pozisyon cephesinin iddialı kehâneti hiç bir şekilde tutmamıştır. 3. çeyrekte büyüme hızı yılın ilk yarısındaki temponun üçte birine düşmesine rağmen dış ticaret açığının büyüme hızı neredeyse hiç düşmemiştir. Bu da Türkiye’nin sürdürülemez cari açığının ekonominin aşırı ısınmasından, geçici bir tüketim patlamasından falan değil, Türk Lirasının son derece aşırı değerli olmasından kaynaklandığını açıkça ortaya koymaktadır. IMF’nin cari açıkla ilgili teşhisinin tamamen yanlış olduğu da bir kere daha görülmüştür. Ekonomi derin bir resesyona girmediği takdirde bu dev dış açığı makûl, sürdürülebilir boyutlara çekmenin tek yolu kur ayarlamasıdır, devalüasyondur. Türkiye şu anda büyüme hızının (hem de DİE’nin şişirilmiş, hormonlu büyüme hızının) çok düşeceği, buna karşılık cari açığın yüksek seviyesini koruyacağı çok tehlikeli bir konjonktüre doğru sürüklenmektedir. Görünüşe göre 2005’te bu yılki beğenmediğimiz, yüksek rakamlı, fakat istihdam ve zenginleşme yaratmayan büyümeyi de bulamayacağız; buna karşılık cari açıkta kayda değer bir gerileme de ortaya çıkmayacak. Büyüyemediği halde yüksek dış açık veren bir ekonomi, biraz akıl ve izandan nasibini almış bir ekonomi yönetiminin korkulu rüyasıdır. Arjantin 2000-2002 döneminde çöküşe böyle bir konjonktürle gitmişti. Ancak Türk ekonomisi böyle tehlikeli bir dönemece girerken Merkez Bankası YTL gibi şu anda çok gereksiz bir muhasebe operasyonuna ülkemizin milyonlarca dolarını dökmekle, hükümet ise 17 Aralık kararının Brüksel’de anlayamadığı kısımlarına itiraz notası döşenmekle meşgul. Ekonomide işlerin iyi gitmediğini idrak etmemiz için illâ bir şok devalüasyon ve finansal kriz mi olması lâzım?