Borç Erteleyen Bir Stand By'a Doğru... Korkut Boratav
Mayıs ortalarında bu köşede yayımlanan bir yazıda, 2002 tarihli stand by anlaşmasının Şubat 2005'te son bulması ile ''IMF'siz bir Türkiye'' ye kavuşmanın eşiğinde olduğumuza dikkat çekmiştim. O tarihlerde hükümetin tavrı belirsizdi. Sonraki aylarda AKP iktidarı, ''biz beceremiyoruz; başkaları bizi yönetsin'' anlayışına teslim oldu ve IMF ile yeni bir stand by anlaşmasının hazırlıklarına başladı. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
Görülen odur ki, AKP iktidarı IMF'ye ''Ben bu iki yılda size bu parayı ödeyemem'' demiştir. Ne var ki, yürürlükte olan stand by anlaşması, hükümetin başvurması halinde IMF'nin 3.2 milyar dolarlık bir taksidi önümüzdeki iki yıldan 2007 ve 2008'e, üstelik ek bir maliyet getirmeden aktarabilme seçeneğini içermektedir. Anlaşılan hükümet, ''Bunu da ödeyemem'' demektedir. Hükümetin IMF'den isteği, ''Bana üç yıllık yeni bir stand by gerek; 2005 ve 2006'da net olarak benden fazla bir şey isteme; ödeme takvimini de üç yıl daha uzat'' ifadesiyle özetlenebilir. Bu da, örtülü bir moratoryum ilanından başka bir şey değildir.
Öyle anlaşılmaktadır ki, bu istek Türkiye'ye 2005-2007 yılları arasında 10 milyar dolarlık yeni bir IMF kredisi açılarak ve şimdi geçerli olan ödemeler tablosunda da bazı kaydırmalar sağlanarak karşılanacaktır. Önümüzdeki iki yılın yükü hafifleyecek; 2011'e kadar her yıl IMF'ye ödemeler, yeni kredi girişlerini aşacak; faizlerle birlikte 34 milyar dolar borç servisi söz konusu olabilecektir.
Peki niçin? IMF ile yeni bir stand by ''2005 ve 2006'yı kurtarmak'' için zorunlu görülmektedir. ''Günü kurtarmak'' endişesinin ağır basmakta olması, 17 Aralık kararlarının aşırı iyimser bir yorumla kamuoyuna pompalanmasında da gözlenmektedir. 2005 Ekimi'ne kadar AB-Türkiye ilişkileri esas olarak ''donmuş'' tur; 17 Aralık kararının finansal piyasalarda olumlu yorumlanmasında başarı sağlandığına göre yaklaşık bir yıl boyunca ''kötü haberler'' gündem dışıdır; dışardan- içerden ''çatlak sesler'' in göz ardı edilmesi güç olmayacaktır. ''Döviz fiyatları sabit kalır, hatta düşerken yüksek seyreden nominal faizler yabancı finans/rantiye çevreleri için çekici arbitraj beklentileri yaratsın, önemli boyularda sıcak para girsin; konjonktürdeki canlılık devam etsin...'' Önümüzdeki birkaç ayın beklentileri böylece özetlenebilir.
Sıcak para girişleriyle sağlanan balon şişmesi, ileride gürültülü bir patlama olasılığını arttırır; ama IMF anlaşması bu olasılığı biraz ileriye kaydırabilir. Bütün sorun, balon patlamadan bir erken seçime gitmeyi becerebilmektir. 2006'nın başları uygun bir tarih olarak görülüyor.
IMF bu senaryoya hangi gerekçeyle destek vermektedir? Şu anda Türkiye, IMF'nin kredi portföyünün yüzde 20'sinden fazlasını kullanmaktadır; bu kuruluşun Brezilya'dan sonra ikinci en büyük borçlusudur ve kredi tahsisleri, ülkelerin IMF'deki kotalarına oranlandığında IMF üyeleri içinde en ayrıcalıklı konumdadır. Bu koşullarda, ''fol yok, yumurta yok'' iken (yani Arjantin gibi resmen ''moratoryum'' ilan edilmediğine göre) Türkiye'ye yeni stand by ile ek destek sağlanması olağan değildir. Bu durumda, IMF'nin AKP iktidarı lehine açık-seçik bir kayırma içine girmiş olması söz konusu olacaktır. 10 milyar dolarlık yeni anlaşmayı onaylayacak olan IMF İcra Kurulu'nda muhalif seslerin çıkması dahi beklenebilir. Ve perde arkasında Türkiye-ABD ilişkilerinin belirleyici rol oynayabileceği farklı ''komplo senaryoları'' söz konusudur.