Ekonomi25 Aralık 2004 00:00

Ekonomimiz Niçin Kırılgan? - Öztin Akgüç

Cari işlemler açığının GSYİH'ye (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) oranı yüzde 5.0 dolayındadır. Bu oran, ABD'de dahi bu denli yüksek değildir. Gelecek yıllara ilişkin cari işlemler açıkları da (2005-2007) sırasıyla 11.1, 10.8 ve 10.5 milyar USD olarak, Katılım Öncesi Ekonomik Program'da hedeflenmiştir. Dış borcu yüksek bir ekonominin bu denli cari işlemler açıkları vermesi yüksek oranlı bir döviz kuru değişikliği riski taşıdığından tehlikelidir. cleocin 150 mg read cleocin 300 mgarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

Türkiye ekonomisinin kırılganlığından, bu nedenle geleceğin belirsizlikle dolu olduğundan ve kestiriminin zorluğundan bu köşede de sıkça söz edilir. Acı sürprizlerle, beklenmeyen durumlarla karşılaşmamak için aşırı risk alınmaması, temkinli, sakıngan (ihtiyatlı) davranılması, işlemlerde vadelerin kısaltılması öğütlenir. Ekonomimiz niçin kırılgandır? Belirsizliklere, bunalımlara açıktır? Bunun nedenlerini ortaya koymaya, olayı somutlaştırmaya çalışayım.

* Türkiye dış borcu yüksek, dış borç göstergeleri iyi olmayan bir ülkedir.

Türkiye'nin resmi verilere göre dış borçu (kamu ve özel) 2004 sonu itibarıyla 155.0 milyar USD dolayında olup sürekli kabarmaktadır. Kanımca iyimser olan Katılım Öncesi Ekonomik Program'a göre de dış borç stoku 2007 yılında 173.0 milyar USD'ye yükselecektir. Dış borç stoku / GSMH, Dış borç stoku / yıllık döviz gelirleri, Dış borç stoku / İhracat, Dış borç servisi (faiz artı anapara) / yıllık döviz geliri gibi oranlar yüksektir. Kaldı ki bu politikaların sürmesi durumunda dış borç stoku, sözü edilen programın öngörülerinden, hedeflerinden daha yüksek olacaktır.

*Türkiye süreğen (kronik) dış ticaret ve cari işlemler açığı veren bir ülkedir.

Türkiye'de sürekli olarak dışsatım artışından söz edilir, övünülür. Ancak madalyonun öbür yüzü, dışalım artışı, dış ticaret göstergelerinde kötüleşme kamuoyunun dikkatinden kaçırılır. 2004 yılında resmi beklentiye göre dış ticaret açığı, bavul ticareti dahil 22.6 milyar USD olacaktır. Bu iyimser bir tahmindir. Ekim/2004 sonu itibarıyla yıllık bazda (12 aylık) dış ticaret açığı, bavul ticareti dışında, 32.5 milyar USD'dir. Bavul ticareti tahminlerinin ne denli sağlıklı olduğu kuşkulu olduğundan, gümrük giriş ve çıkışlarına göre dış ticaret açığındaki gelişmelere bakmak daha yararlı olur. Bu şekilde bakıldığında 2002 yılında 15.5 milyar USD olan dış ticaret açığının 2003 yılında 22.1 milyar USD'ye yükseldiği, 2004 yılında da 30-32 milyar USD aralığında olacağı görülmektedir. Ayrıca dışsatımın dışalımı karşılama oranı da sürekli düşmektedir. 2002 yılında yüzde 70.0 olan bu oran, 2003 yılında yüzde 68.1'e; 2004 Ocak-Ekim döneminde de yüzde 64.7'ye gerilemiştir.

Denilebilir ki salt dış ticaret açıkları, sadece mal ticareti önemli değildir; günümüzde hizmet satışları da büyük önem taşımaktadır. Doğrudur, bu nedenle de hizmet hareketlerini de içeren cari işlemler dengesine bakmak gerekir. Cari işlemler dengesindeki açıklar da hızla büyümektedir. 2002 yılında 1.5 milyar USD olan cari işlemler açığı 2003 yılında 6.8 milyar USD'ye yükselmiştir. Bu yıla ilişkin resmi tahmin ise 14.6 milyar USD'dir. Cari işlemler açığının GSYİH'ye (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) oranı yüzde 5.0 dolayındadır. Bu oran, ABD'de dahi bu denli yüksek değildir. Gelecek yıllara ilişkin cari işlemler açıkları da (2005-2007) sırasıyla 11.1, 10.8 ve 10.5 milyar USD olarak, Katılım Öncesi Ekonomik Program'da hedeflenmiştir. Dış borcu yüksek bir ekonominin bu denli cari işlemler açıkları vermesi yüksek oranlı bir döviz kuru değişikliği riski taşıdığından tehlikelidir.

*İç borç stoku, bütçe açıkları nedeniyle sürekli artmaktadır.

Bütçe, faiz dışı fazlaya karşın, faiz dışı fazla faiz giderlerini karşılayamadığından sürekli açık vermektedir. 2004 yılı bütçe açığı en iyi olasılıkla 34.0 katrilyon TL olup, iç borç stoku da Ekim/ 2004 sonu itibarıyla 225.3 katrilyon TL'ye yükselmiştir. Yıl sonu itibarıyla bu tutarın 240,0 katrilyon TL'ye (240 milyar YTL) yaklaşması beklenmektedir. Çok sık yinelendiği gibi, iç borçta sorun, tutardan daha çok vade kısalığı ve reel faizin yüksekliğidir. 2004 yılında içborçlanmada ortalama vade 387 gün, hemen hemen bir yıldır. Reel faiz düşmekle beraber, Ekim/2004 itibarıyla yüzde 18.0 düzeyindedir. Bu denli kısa süreli ve yüksek faizli bir borcu, açık bütçe ile çevirmek, her an için bir sıkıntı yaratabilir, istikrarı bozacak parasal bir genişlemeye yol açabilir.

*Spekülatif kısa süreli yabancı sermayenin varlığı.

Türkiye'de bankalarda döviz tevdiat hesabı (DTH), portföy yatırımı (İMKB ve DİBS yatırımları) olarak 25.0 milyar USD tutarında yabancı sermaye olduğu tahmin edilmektedir. Bunların büyük bölümü kısa süreli sıcak paradır. Riskli gördükleri herhangi bir olay karşısında ya da daha kârlı bir pazar bulduklarında ülkeyi kısa sürede terk ederler. Geçmiş dönemlerde yaşandığı gibi ülkeden kısa sürede 7-10 milyar USD döviz çıkışı, kur üzerinde büyük baskı yaratarak ekonomiyi bunalıma sürükleyebilmektedir.

*Yönetim riskinin yüksekliği.

Türkiye'de gerek kamu gerek özel kesimde yönetim riski yüksektir. Yöneticilerin önemli bir bölümünde teknik bilgi yetersizliğinin yanı sıra iç ve dış çevrelerce yanlış yönlendirmeler, aşılanan ütopik vizyonlar, etik kurallara uymama, kozmetik (makyajcı) bir yönetim anlayışı, kısa sürede kârı ne şekilde olursa olsun en çoklamaya yönelik kararlar, davranış biçimleri, yönetim riskini arttırmaktadır. Firmaların ortalama ömürlerinin kısalığında, bankaların batışında, donuk kredilerin oluşumunda yönetim hatalarının büyük payı vardır.

Bu koşulların egemen olduğu bir ekonomide, herhangi bir siyasal ya da ekonomik olay, bunalımı her an tetikleyebilir.