Faiz Dışı Fazla ve Özelleştirme Hedefleri - Erinç Yeldan
Unutmayalım ki söz konusu hedefin kısıtları altında kalan devlet, sosyal politikalar üretme olanaklarını yitirmekte ve vatandaşlarına sunduğu eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve altyapı hizmetlerinden büyük fedakârlıklar yapmak mecburiyetinde kalmaktadır. Dolayısıyla söz konusu faiz dışı fazla hedefi gerçekten dikkatli ve Türkiye'nin gerçeklerine uygun bir iktisadi analiz yöntemiyle tespit edilmek zorundadır.
Bilindiği gibi, uygulanan IMF programının ana kurgusu, kamu kesiminin borç stokunun çevrilmesi ve uluslararası sermaye piyasalarına ''güven sunulması'' kavramları üzerine dayandırılmakta ve program bu amaç çerçevesinde, sıkı maliye politikasının güçlendirilerek sürdürülmesini ve kamu kesiminde faiz dışı tüm harcamaların kesilerek, milli gelire oran ile yüzde 6.5 düzeyinde bir fazlalık yaratılmasını hedeflemektedir.
Yüksek düzeyde borç yükü olan bir ekonomide, borçların ödenebilmesi için harcamaların kısılması ve tasarruf yapılması gereği açıktır. Türkiye de kamu kesiminde birikmiş bulunan 225.5 katrilyon TL tutarındaki (2004 Ekim itibarıyla) iç ve 88.8 milyar dolar tutarındaki (2004 Haziran) dış borç stoklarının yükünü eritmek için faiz dışı harcamalarını kısmayı hedeflemektedir. Ancak burada sorulması gereken soru şudur: Bir tür programa bağlılık andına dönüştürülmüş olan bu yüzde 6.5 fetişi neye dayanmaktadır? IMF yetkilileri ve üst düzey bürokrasi bu soruyu ''kamu kesiminin borçlarının çevrilmesi için gerekli asgari faiz dışı denge'' diye geçiştirmekte; ancak söz konusu rakamın ne tür bir makroekonomik genel denge perspektifine dayanmakta olduğu konusunda sessiz kalmaktadır. Unutmayalım ki söz konusu hedefin kısıtları altında kalan devlet, sosyal politikalar üretme olanaklarını yitirmekte ve vatandaşlarına sunduğu eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve altyapı hizmetlerinden büyük fedakârlıklar yapmak mecburiyetinde kalmaktadır. Dolayısıyla söz konusu faiz dışı fazla hedefi gerçekten dikkatli ve Türkiye'nin gerçeklerine uygun bir iktisadi analiz yöntemiyle tespit edilmek zorundadır.
Burada bir karşılaştırma yapmak gerekirse, Türkiye'nin borç yapısına çok benzeyen iki yüksek borçlu ülke Brezilya ve Arjantin'de söz konusu faiz dışı fazla hedefleri 2004 için, sırasıyla, yüzde 4.25 ve yüzde 3 olarak belirlenmiştir. Türkiye'ye uluslararası karşılaştırmalar altında çok yüksek bir FDF yükümlülüğü getiren 6.5 rakamının tutarlı bir analizi IMF yetkilileri tarafından yapılmamıştır. Elimizdeki tek bilgi, borç stoku, milli gelirin büyümesi ve faiz hadleri arasında kurulan basit bir aritmetik cetveline dayanan bir çizimden ibarettir.
Aslında konu daha yakından irdelendiğinde, söz konusu FDF hedefinin iktisadi bir veri olmaktan ziyade siyasi bir pazarlık unsuru olduğu görülmektedir. Öyle ki, örneğin geçen temmuz ayında Arjantin'i ziyaret eden IMF heyeti, Arjantin ekonomisi için Türkiye'de yapılmış olana benzer nitelikteki basit bir aritmetik hesap tablosu ile görüşmelere başladığında, Arjantin Ekonomi Bakanı Roberto Lavagna 'nın sert uyarılarıyla karşılaşmışlardır. Lavagna, IMF yetkililerini, yaptıkları analizlerin basitliği konusunda eleştirerek, Arjantin'in ekonomik ve sosyal sorunlarını hiç anlamamakla suçlamaktaydı. Bu öykü, Nobel ödüllü iktisatçı Joseph Stiglitz 'in 17 Nisan 2000 tarihinde kaleme aldığı ve IMF çalışanlarını, gittikleri ülkelerin ekonomilerine sadece tekdüze bir ''kurabiye kalıbı'' modeliyle bakmakla suçladığı ünlü mektubunu çağrıştırmaktadır.
Ancak söz konusu Latin Amerika ülkelerinin IMF'nin tekdüze kurgularına karşı direnişi sadece rakamsal pazarlık düzeyinde kalmamış, her iki ülke de ''sosyal yatırımları ve kamu hizmetlerini'' geriletecek harcama kalemlerinde kısıntı yapmayı reddetmişlerdi. Bu konuda en yakın örnek, Brezilya'nın geçen ay içerisinde IMF yetkilileriyle pazarlığa girişerek 3 milyar dolar tutarındaki kamu yatırım harcama tutarını, faiz dışı fazla hesabından düşme yolundaki girişimidir. Türkiye'de ise borç yükü, faiz dışı fazla yaratma telaşı ile sürdürülmektedir. Yüzde 6.5'lik FDF hedefini sadece katma değer ve özel tüketim vergisi türündeki dolaylı vergiler ile yerine getirmeyeceğini kabul eden hükümet, bir yandan da kamunun stratejik nitelikli varlıklarını özelleştirme programı altında yok pahasına elden çıkarmayı ve özel sermaye birikimine bu yolla rant aktarmayı planlamaktadır.
AKP, 2005 yılı için de 6 milyarlık bir özelleştirme taahhüt etmektedir. Evvelsi hafta açıklanan Katılım Öncesi Ekonomik Programı 'nın basın toplantısında konuşan Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan , bir yandan da özelleştirme programına karşı duran güçleri şikâyet etmekteydi. Sayın bakan, bağımsız yargının aldığı mahkeme kararlarını özelleştirme çabalarının önündeki en önemli engel olarak görmektedir.
Bu sözler aslında AKP'nin açılımında geçen ''adalet'' kavramının aslında ne kadar sahte bir göz boyamadan ibaret olduğunu da gözler önüne seren küçük, ama anlamlı bir örnektir.
****
Not: Bizim Türkiye ekonomisi üzerine sürdürdüğümüz makroekonomik model çalışmalarından ulaştığımız sonuç, yüzde 6.5'lik FDF hedefinin borç temposunu ancak yavaşlatabildiği şeklindedir. Kamu harcamalarındaki kısıtlamalar, eğitim ve sağlık gibi hizmetlerin geriletilmesine dayalı önemli refah kayıplarına işaret etmektedir. Bu konuda daha teknik bilgi, bağımsız sosyal bilimciler
web sitesindeki (www.bagimsizsosyalbilimciler.org)
Ebru Voyvoda ve Erinç Yeldan , ''Managing Turkish Debt: An OLG Investigation of the IMF's Fiscal Programming Model for Turkey'' başlıklı çalışmasından elde edilebilir.