Ekonomi13 Aralık 2004 00:00

Özelleştirme İşleminin İptali Üzerine - Aydın Aybay

Nitekim bütün bunlar böyle oldu; TC'nin borçlandığı paraların büyük kısmı Türkiye'ye gelmeden dışarda ''buharlaştı'' ; küçük bir bölümü ise o günlerde gazetelerde ve TV'lerde yayımlanan ''özelleştirmenin erdemlerini'' anlatan reklamlara harcandı. escitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg

Özelleştirme denilen, yoksul halkımızın emeği, göz nuru ve özverisi ile oluşmuş ulusal kuruluşların, IMF ve Dünya Bankası gibi ''ne idüğü belli'' yabancı kurumların tavsiye, telkin, baskı (belki daha doğrusu buyrukları) sonucunda yok pahasına elden çıkarılıp para babalarına peşkeş çekilmesi olgusunu, Danıştay'ın verdiği bir karar üzerine bazı kendini bilmezlerin medyaya yansıyan beyanları dolayısıyla anımsadım.

Artık iyice ortaya çıktığı gibi, sözde kalkınsınlar diye gelişmemiş ülkelere altından kalkamayacakları krediler açarak ekonomilerini berbat eden ve buna bağlı olarak siyasal yaşamlarını esir alarak, bunları ikiz kardeşi IMF 'nin boyunduruğuna sokan Dünya Bankası , 1990'lı yıllarda TC'ye 100 milyon dolarlık yeni bir kredi açmıştı. Kredi, özelleştirmenin erdemlerini Türk halkına anlatmak için yapılacak tanıtım faaliyeti için kullanılacaktı. Ama, bu tanıtım işi için borçlanan TC Devleti'nin, kredi sözleşmesine göre kredinin kullanımında ve sarfında hiçbir ağırlığı yoktu. Her şeyi banka tezgâhlayacaktı. Bu arada TC 100 milyon dolarlık borcu bir sentine kadar faiziyle geri ödeyecek; ama paranın büyük bir bölümü Dünya Bankası'nın tezgâhıyla çevresinde çöreklenmiş danışmanlık kuruluşlarına gidecekti.

Nitekim bütün bunlar böyle oldu; TC'nin borçlandığı paraların büyük kısmı Türkiye'ye gelmeden dışarda ''buharlaştı'' ; küçük bir bölümü ise o günlerde gazetelerde ve TV'lerde yayımlanan ''özelleştirmenin erdemlerini'' anlatan reklamlara harcandı. Yalnız bu arada bir şey oldu: Reklamlarda Türk halkına seslenilirken özelleştirmenin amacının ve hedefinin ''mülkiyeti tabana yaymak'' olduğu söyleniyordu. Taban, bu ''yağlı fırsatı'' kaçırmamaya davet ediliyordu. Ne var ki ''taban'' , yani TC yurttaşları, bu gibi bulanık esaslara dayanan ortaklık ilişkilerinin, doğru dürüst önlemler alınmadığı takdirde nereye varacağını ''yaşam deneyimleri'' ile bildiğinden, bu davete icabet etmedi. Bunun üzerine hem kredi sözleşmesinde hem de reklamlarda özelleştirmenin başlıca amacı olarak defalarca ''dillendirilmiş'' olan ''mülkiyeti tabana yayma'' masalından bir anda vazgeçiliverdi. Bu amaç ve hedef değişikliği sonucunda, değerli kuruluşların ''mülkiyetinin' , yurttaşlara değil, yok pahasına, blok halinde para babalarına geçirilmesi yöntemi uygulamaya konuldu. Bu uygulama, kredi sözleşmesinin metninde baş köşeye konmuş olan ''mülkiyeti tabana yaymak'' koşuluna aykırı olduğu için, tamamı harcanan 100 milyon dolar tutarındaki para da (TC'nin krediyi geri ödeme borcunda bir değişiklik olmadan) ziyan oldu gitti.

Bu olayların tümü, Türkiye'de, kamunun gözü önünde cereyan etmiştir. Mülkiyeti halka yaymakla başlayacağı söylenen iş, bu konuyla ilgili olarak kurulan ''Özelleştirme İdaresi'' nin eliyle, para babalarına blok satışla, ucuza elden çıkarma işlemine dönüşmüştür.

Bu arada, İdare, ''sat, sat, sat'' diye ''çığrışan'' para babası açıkgözlerin aceleciliğine kendini kaptırarak satış işlemlerinde vahim hukuki hatalar işlemeye başlamıştır. Bu nedenle açılan davalarda, yargı yerleri, haklı olarak, ''ucuza kapatma'' esasına dayanan bazı özelleştirme işlemlerini iptal etmiştir.

İşte şimdi, son zamanlarda bu yüzden iptal edilen işlemler nedeniyle ''malı ucuza kapatma'' hevesleri kursaklarında kalan kimi para babaları ile onların medyadaki şakşakçıları ağlaşmaya başlamışlardır. ''İptal edilen işlemde önerilen bedel gayet iyi idi; şimdi yeniden yapılacak ihalede malın değeri düşük olacak, hazine kaybedecek'' diye timsah gözyaşları dökmektedirler.

Bu kayba mahkemelerin sebep olduğu iddiasını uluorta ileri sürerek, gelecek ihale için şimdiden ''göz korkutma'' yoluna taşlarını döşemektedirler.

Bu takım hiçbir ciddi temele dayanmayan, yeni özelleştirme ihalesinde ''fiyat düşük olacak'' ve bu yüzden ''Hazine milyonlarca dolar zarara uğrayacak'' iddia ve masalını birtakım farazi rakamlar vererek açıklarken, önemli bir unsura değinmekten dikkatle kaçınmaktadırlar: İlk ihale ile bir-iki yıldan önce yapılamayacak ikinci işlem arasında geçen dönemde, özelleştirilmesi amaçlanan kurumun ''bilanço kârı'' nedir? Bu kâr hesaba katıldığında, ikinci işlemde bedel ilkine nazaran düşük olsa da (ki bu kendi uydurdukları bir varsayımdır) acaba Hazine'nin büyük bir zararı olduğundan söz edilebilir mi? Bu hesabın en çarpıcı örneği Türk Telekom 'un özelleştirilmesinde olmuştur. ''Yıllar önce 20 milyar dolar ederken, şimdi 5 milyarı zor bulur'' varsayımı ile ahkâm kesenler uygulanmayan ilk ihaleden sonra aradan geçen şu kadar yıl sonunda Türk Telekom'un yıllık bilançolarındaki kâr rakamlarının toplamının varlığını iddia ettikleri 10-15 milyar dolarlık farkı kaça katladığına neden değinmezler? Bu rakamlar açıklanırsa, yapılacak yeni işlemde bir fark da olsa bunun aradaki dönemde kurumun sağladığı kârla çoktan karşılanmış olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır.

Son olarak şunu da belirtelim: Özelleştirilecek kuruluşların değerinin saptanmasında başvurulan yöntemlerin sağlıklı temellere dayanmadığı; bu konuda kendilerine uzman olarak başvurulan kişi ve kuruluşların türlü etkenlerle, bile bile yanlış tespitler yaparak olmadık rakamlara ulaştıkları da bu konuyla ilgilenenlerin yakından bildikleri gerçeklerdir.