Ekonomi1 Aralık 2004 00:00

'Kapitalizmin Yeni Kralları' - Ergin Yıldızoğlu

The Economist 'in bu hafta yayımlanan ''Capitalism's New Kings'' (Sermayenin Yeni Kralları) başlıklı ekinde, geçen 20 yılda (küreselleşme/mali genişleme döneminde) ''mali sermayenin'' mülkiyet ve denetim biçimlerinde yaşanan değişimlere ilişkin ilginç bilgiler vardı. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciediscount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Özel, 'kamu', özel

1980'lerin başında, az sayıda, Micheal Milken (sonra hapse düştü) gibi maceracı spekülatör egemendi. 1990'ların başında, egemenlik Hazine bonolarıyla oynayan, bütün ülkeleri mali disipline zorlayan (neoliberalizm) fonlara geçti. 1990'ların sonuna doğru liderlik, yatırım bankalarına geçmiş gibiydi. Bugün liderliğe aday iki grup var. The Economist, 'heç edilmiş fonlardaki' ''yatırım köpüğünü'' ve getirilerdeki gerilemeyi göz önüne alarak, tercihini, kendini göstermekten pek hoşlanmayan, özel menkul sermaye (private equity) (ÖMS) şirketlerinden yana yapıyor.

The Economist 'e göre artık, şirket mülkiyetleri söz konusu olduğunda, halka açık hisse senedi sahipliği, zengin bireyler, yerini, giderek ÖMS şirketlerinin mülkiyetine bırakıyor. ÖMS şirketleri, kârlarını ya piyasadan ya da doğrudan satın aldıkları şirketleri yeniden ''yapılandırıp'' , kesip biçip, işçi çıkarıp vb. sonra yeniden satarak gerçekleştiriyorlar. Böylece kapitalizmde, aile/bireysel mülkiyetle başlayan, sonra anonim şirketler aracılığıyla ''halka açılarak'' yaygınlaştırılan mülkiyet şimdi, yeniden, bu kez özel şirketlerin elinde yoğunlaşarak daralıyor. Birçok araştırmacı ÇUŞ 'lerin yapılarını feodal beyliklere benzetiyordu. Şimdi bunları satın alarak, denetim altına alan ÖMS şirketleri için, The Economist 'in ''Kral'' deyimini kullanması bence çok uygundur.

Tatlı kâr büyük borç - büyük güç

ÖMS şirketlerinin yıllık işlemleri 1990'ların başında, birkaç milyardan 2002'sonunda 160 milyar dolara ulaşmış. Sonra... Sonra iki yılda, yeniden 90'ların başındaki düzeye inmiş (mali genişlemenin bittiğine ilişkin bir başka gösterge). The Economist 'e göre ÖMS şirketlerinin, işlemlerinde, dolayısıyla kazançlarında borçlanma büyük rol oynuyor. Örneğin ''A'' şirketinin 10 milyon dolar kaynağı var, 90 milyon dolar borçlanıyor, ''B'' şirketini 100 milyon dolara satıyor. Gereken ''yeniden yapılandırmadan'' sonra 110 milyona satıyor. Böylece satış fiyatı bazında yüzde 10 kâr etmiş görünürden aslında, borcunu ödedikten sonra geriye yaklaşık 20 milyon dolar kaldığı için, kârı yüzde 100'e ulaşıyor.

The Economist 'in araştırması bu ÖMS şirketlerinin içinde, ilk 10 sırayı Amerikan şirketlerinin tuttuğunu da gösteriyor. Bunlardan, 1985'te Nixon kabinesinde ticaret bakanı yardımcılığı yapmış Peterson ve Schwartzman tarafından kurulan Blackston 'un, bugün ortak olduğu 35-40 firmada 300 binden fazla insan çalışıyor, 50 milyar dolardan fazla gelir yaratılıyor. TPG 'nin portföyündeki şirketlerde 255 bin insan çalışıyor ve yıllık gelirleri 40 milyar doların üzerinde. Yönetim kurulunda, baba Bush, John Major ve eski Filipinler Başbakanı Ramos olan Carlyle, 150 bin işçi çalıştırıyor, yıllık geliri 31 milyar dolar.

Özetle, egemen sermayenin yapısında önemli bir değişiklik yaşanıyor, bir avuç ÖMS şirketi çok sayıda ÇUŞ'nin sahibi olmuş. Merkezileşme, yoğunlaşma ve ABD egemenliği çok belirgin. The Economist 'e göre ÖMS şirketlerinin gizliliğe önem vermeleri de endişe verici. Pazartesi günü Wall Street Journal, ÖMS şirketlerinin borç yükünün tehlikeli bir düzeye ulaştığını yazıyordu (29/11).

Tam bu noktada aklıma Bichler ve Nitzan 'ın 1990'lardan bu yana savundukları, nihayet Journal of World System Research 'ün son sayısında yayımlanan ''Dominant Capital and wars'' (Egemen Sermaye ve Savaşlar) tezi geldi.

Bichler ve Nizan, egemen sermayenin, dayanılmaz düzeye ulaşan borçlarını eritmek, kârlarını göreli olarak arttırabilmek için (egemen sermayenin birikimi açısından kârlarının, diğerlerine göre daha hızla artıyor ya da daha yavaş düşüyor olması, genel ekonomik büyümeden daha önemlidir. Bu yüzden bu sermaye, durgunlukta bile birikmeye devam edebilir) artık enflasyonist, hatta stagflasyonist bir ortam istediğini ileri sürüyorlardı. Global çapta enflasyonist bir ortam yaratmanın en kestirme yolu petrol fiyatındaki artışlardan geçiyor. Bichler ve Nizan 'a, tarihsel olarak, petrol fiyatındaki her önemli artışın, bir Ortadoğu krizinin ardından geldiğini gösteriyorlar. Petrolün fiyatı artınca, büyük petrol şirketlerinin kârları da hızla artıyor. Askeri harcamalarsa, salt egemen sermayeye çalışacak bir parasal genişleme için 'biçilmiş kaftan'. Bence düşünmeye değer bir tez!