Ekonomi16 Kasım 2004 00:00
Beni yaralarsan sen de ölürsün - Mahir Kaynak
Savaşlar, terör her zaman halkın ilgisini çeker. Yaşanan trajik olaylar insanları korkutur, tehdit karşısında bütünleştirir ve çok önemli sayılır. Şu anda herkes Irak’ta olanları yakından izliyor. Dünyayı tehdit eden tehlikeler de ilgi odağı. Efsanelerle karışık öngörüler, dünyaya bir göktaşının çarpma olasılığı, iklim değişmelerinin yaratacağı felaketler, din kaynaklı kıyamet beklentileri dilden dile yayılıyor. Fakat ekonomi kökenli çok kırılgan bir yapı gözden kaçırılıyor. Oysa bu çok daha gerçek ve sonuçları ötekiler kadar yıkıcı olabilir. Ayrıntılara girmeden bir özet yapabiliriz:naproxennatrium go naproxen kruidvatbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Dünyada en çok yabancı sermaye çeken ülkelerin başında ABD var, bunu Çin izliyor. Ama aralarında önemli bir fark var. Çin aldığından daha fazla sermayeyi ülke dışına çıkarıyor. Aldığı sermaye doğrudan yatırım yani fabrikalara dönüşüyor. Buna karşılık aldığından daha fazlasını dışarıya çıkarıyor ve bunları, dolar başta olmak üzere, yabancı para ve bu paralar cinsinden ifade edilmiş kağıtlara yatırıyor. Bunların çoğunun faizi yok, üstelik dolar değer kaybettiği için sürekli ana parası da aşınıyor.
Çin doğrudan yabancı yatırımlar için bir cazibe merkezi. Hem parasının değeri düşük hem de arsa fiyatları çok ucuz. Ülke içinden ucuz kredi sağlanabiliyor, işçilik bedavaya yakın ve bu yüzden Çin’de yatırım yapmak çekici hale geliyor. Üstelik devlet ihracata büyük destekler sağlıyor. Ama bütün bunların açıklayamadığı bir şeyler daha var. Çin kullandığı hammaddelerin toplam fiyatının altında mamul satabiliyor.
Çin bankaları ihracat yapan firmalara ucuz krediler sağlıyor ama bu kadar ucuz satılan mallar aslında firmaların zarar etmesine yol açıyor. Zarardaki bu firmalar bankalara borçlu gözüküyor ama bunların tahsil edilme şansı yok. Yani bütün risk aslında bankaların yani bankalara sahip olan devletin sırtında. .
Çin elde ettiği dövizleri ABD’nin mali sistemine aktarıyor ve bu ülkenin kendisinden mal almasını sağlıyor. Bütün bu sistemi kısaltılmış olarak şöyle ifade edebiliriz: Çin gerçek maliyetinin altındaki fiyatlarla ABD’ye mal satıyor ve buna karşılık sadece kağıt alıyor. ABD ekonomisi borçlu, Çin alacaklı ve bu borçlanma hem devam etmek zorunda hem de tasfiyesi mümkün değil.
Kabaca şöyle söyleyebiliriz: ABD halkının tasarrufu sıfır. Ürettiklerinin hepsini tüketiyor. Çin tasarruf ediyor ve bunu ABD bankalarına yatırıyor. Bu para faizsiz hatta giderek ilk değerinin altına düşüyor. ABD’li müteşebbis bu parayla Çin’de yatırım yapıyor ve para kazanıyor.
Bu sürecin önemli bir yan etkisi var. Ucuz Çin malları tüm dünyada işçi ücretlerinin düşmesine sebep oluyor. Süreç, zaten rekabette zorluk çeken diğer ülkeleri maliyetleri düşürmeye ve işçi ücretlerini azaltmaya zorluyor. Bir zamanlar işçi sınıfının en büyük savunucusu olduğunu iddia eden Çin, bugün tüm dünyanın işçilerini sefaletin kucağına itiyor ve zenginlere büyük imkanlar sunuyor. Nereden nereye?
Eskiden Avrupa- Japonya- Ortadoğu üzerine kurulan bu saadet zincirinin kopacağını zannediyorduk ama yanıldık. Şimdi zincir Çin merkezli Uzak doğu ekseninde yeniden şekillendi.
Bir sihirbaz ustalığıyla tüm dünya ekonomilerine yön veren ABD’deki ekonomik bilgi birikimi şüphesiz bu durumu çok iyi biliyor. ABD yönetimi Las Vegas’taki bir kumarhane sahibine benziyor. Kumar oynayanlar olduğu sürece kendisi kazanacak. Ama bu kumarın bir özelliği var. İnsanlar kumar oynamaktan vazgeçebilir ama hiçbir ülke bu ekonomik oyunu bozmaya cesaret edemez. ABD şöyle diyor: ‘ Beni yaralarsan sen de ölürsün.’. Çin ve tüm Uzak Doğunun benzer ülkeleri, üretim yapmak için ABD’nin mallarını satın alması gerektiğini biliyor. Bunun için de ABD’ne para akıtıyor.
Ben 11 Eylülden beri ABD’nin asıl sorununun ekonomik olduğunu ve yeni saadet zincirinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsadığı alanda kurulacağını söylüyorum. Aslında çok komik olan El-Kaide yalanına tüm dünyayı inandırırsanız ve bunu kullanarak bölgeyi kontrol ederseniz, Çin’i ve bölgenin tümünü kendi kaderine terk eder yeni kumarhanenizi burada açarsınız.
Avrupa kumarhanesi kapandı ama zarar eden Avrupa oldu. Daralma tehdidi ile boğuşuyorlar. ABD ekonomisine yatırdıkları paranın nerdeyse yarısı eridi.
Türkiye’ye gelince, ekonomi konusunda söylenenlerin hiçbir anlamı yok. Yetkililerin sözleri beni bir çocuk masalı kadar bile ilgilendirmiyor. Ninni bebeğim ninni!
16.11.2004
Çin doğrudan yabancı yatırımlar için bir cazibe merkezi. Hem parasının değeri düşük hem de arsa fiyatları çok ucuz. Ülke içinden ucuz kredi sağlanabiliyor, işçilik bedavaya yakın ve bu yüzden Çin’de yatırım yapmak çekici hale geliyor. Üstelik devlet ihracata büyük destekler sağlıyor. Ama bütün bunların açıklayamadığı bir şeyler daha var. Çin kullandığı hammaddelerin toplam fiyatının altında mamul satabiliyor.
Çin bankaları ihracat yapan firmalara ucuz krediler sağlıyor ama bu kadar ucuz satılan mallar aslında firmaların zarar etmesine yol açıyor. Zarardaki bu firmalar bankalara borçlu gözüküyor ama bunların tahsil edilme şansı yok. Yani bütün risk aslında bankaların yani bankalara sahip olan devletin sırtında. .
Çin elde ettiği dövizleri ABD’nin mali sistemine aktarıyor ve bu ülkenin kendisinden mal almasını sağlıyor. Bütün bu sistemi kısaltılmış olarak şöyle ifade edebiliriz: Çin gerçek maliyetinin altındaki fiyatlarla ABD’ye mal satıyor ve buna karşılık sadece kağıt alıyor. ABD ekonomisi borçlu, Çin alacaklı ve bu borçlanma hem devam etmek zorunda hem de tasfiyesi mümkün değil.
Kabaca şöyle söyleyebiliriz: ABD halkının tasarrufu sıfır. Ürettiklerinin hepsini tüketiyor. Çin tasarruf ediyor ve bunu ABD bankalarına yatırıyor. Bu para faizsiz hatta giderek ilk değerinin altına düşüyor. ABD’li müteşebbis bu parayla Çin’de yatırım yapıyor ve para kazanıyor.
Bu sürecin önemli bir yan etkisi var. Ucuz Çin malları tüm dünyada işçi ücretlerinin düşmesine sebep oluyor. Süreç, zaten rekabette zorluk çeken diğer ülkeleri maliyetleri düşürmeye ve işçi ücretlerini azaltmaya zorluyor. Bir zamanlar işçi sınıfının en büyük savunucusu olduğunu iddia eden Çin, bugün tüm dünyanın işçilerini sefaletin kucağına itiyor ve zenginlere büyük imkanlar sunuyor. Nereden nereye?
Eskiden Avrupa- Japonya- Ortadoğu üzerine kurulan bu saadet zincirinin kopacağını zannediyorduk ama yanıldık. Şimdi zincir Çin merkezli Uzak doğu ekseninde yeniden şekillendi.
Bir sihirbaz ustalığıyla tüm dünya ekonomilerine yön veren ABD’deki ekonomik bilgi birikimi şüphesiz bu durumu çok iyi biliyor. ABD yönetimi Las Vegas’taki bir kumarhane sahibine benziyor. Kumar oynayanlar olduğu sürece kendisi kazanacak. Ama bu kumarın bir özelliği var. İnsanlar kumar oynamaktan vazgeçebilir ama hiçbir ülke bu ekonomik oyunu bozmaya cesaret edemez. ABD şöyle diyor: ‘ Beni yaralarsan sen de ölürsün.’. Çin ve tüm Uzak Doğunun benzer ülkeleri, üretim yapmak için ABD’nin mallarını satın alması gerektiğini biliyor. Bunun için de ABD’ne para akıtıyor.
Ben 11 Eylülden beri ABD’nin asıl sorununun ekonomik olduğunu ve yeni saadet zincirinin Büyük Ortadoğu Projesi’nin kapsadığı alanda kurulacağını söylüyorum. Aslında çok komik olan El-Kaide yalanına tüm dünyayı inandırırsanız ve bunu kullanarak bölgeyi kontrol ederseniz, Çin’i ve bölgenin tümünü kendi kaderine terk eder yeni kumarhanenizi burada açarsınız.
Avrupa kumarhanesi kapandı ama zarar eden Avrupa oldu. Daralma tehdidi ile boğuşuyorlar. ABD ekonomisine yatırdıkları paranın nerdeyse yarısı eridi.
Türkiye’ye gelince, ekonomi konusunda söylenenlerin hiçbir anlamı yok. Yetkililerin sözleri beni bir çocuk masalı kadar bile ilgilendirmiyor. Ninni bebeğim ninni!
16.11.2004