Ekonomi10 Kasım 2004 00:00

Bir İntihar Girşimi - Korkut Boratav

Ben ''küreselleşme'' nin aslında emperyalizmin ta kendisi olduğunu; bu nedenle de onunla mücadele edilebileceğini düşünenlerdenim. ''Kalkınmacı devlet'' in (ve onun temel bir öğesi olan planlamanın) tasfiyesinin ise emperyalizme karşı mücadele edebilecek halk sınıflarını güçsüz ve örgütsüz bırakmak işlevini gördüğünü; bu nedenle bu tasfiyeye karşı çıkılmasının hem demokrasi hem de kalkınma amaçları bakımından gerekli ve mümkün olduğunu savunuyorum..naproxennatrium go naproxen kruidvatsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

KORKUT BORATAV

Bir İntihar Girişimi

Birkaç yıl önce, Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kırkıncı kuruluş yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bir açık oturuma konuşmacı olarak çağrılmıştım. Oturuma DPT'nin kuruluşunda rol almış eski plancılar da katılmaktaydı. DPT'nin kıdemli uzmanları, Türkiye'yi ''planlı ekonomi'' diye de anılan bir döneme damgasını vurmuş olan kuruluşlarının tarihi ile yeniden buluşmanın kıvancı içinde görünüyorlardı. Uzun yıllar Türkiye ekonomisini orta ve uzun döneme doğru yönlendirmede etkili bir rol oynayan DPT, aynı zamanda çok önemli bir araştırma odağı olarak öne çıkmış; bünyesinde çok sayıda değerli iktisatçıyı, sıradan pasif bürokratlar olarak değil, yaratıcı, üretken uzmanlar olarak olgunlaştırmış bir ''okul'' işlevi de görmüştü. Sözünü ettiğim toplantıyı izleyen genç kuşak plancılarında bu geleneği temsil eden pırıltıların var olduğu izlenimine kapıldım.

Bu ortam içinde yaptığım kısa konuşmada, Türkiye'de iktisat politikası anlayışının giderek daha fazla kısa döneme odaklanmakta olduğunu vurguladım. Bu gelişmenin giderek planlama perspektifinin de tamamen yitirilmesi ile sonuçlanacağından endişe ettiğimi belirttim. Ve Türkiye'de tek görevi, ''enflasyonla mücadele'' olarak tanımlanan bir merkez bankası anlayışının yerleşmesini de eleştirdim. ABD Merkez Bankası'nın daraltıcı ve genişlemeci parasal politikalar arasında yaptığı ''ince ayar'' uygulamalarına da dikkat çektim.

Açık oturumdaki konuşmacılardan, hem planlama, hem de merkez bankası deneyimlerinden geçmiş bir meslektaşımın benim konuşmam üzerindeki yorumunu hâlâ hatırlıyorum. Ana çizgileriyle şunları söyledi: ''Türkiye yapısındaki bir ekonomide planlama bir futbol takımının hücum oyuncularını, Merkez Bankası savunma elemanlarını, Maliye Bakanlığı ise orta sahayı oluşturur. Sadece golü düşünen, kaleciden yoksun bir takım düşünemeyeceğimiz gibi, tüm oyuncularını ceza sahası içine yığmış bir takımın da hiçbir maçta galibiyet alamayacağını bilmemiz gerekir.'' Arkadaşımın bu benzetmesine o toplantıda hak verdim. Bugün de doğru ve öğretici buluyorum.

****

Bu açık oturumu, 31 Ekim 2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2005 Yılı Programı 'nı gözden geçirince hatırladım. DPT tarafından hazırlanıp hükümetçe benimsenen yıllık programlar, beş yıllık planların ana öğelerini oluştururlardı. Nitelikleri gereği, planlama metinleridir. Yani, ulusal ekonominin genel dengesine, milli hasılanın büyüme hızına, sermaye birikim oranına, dış kaynak gereksinimine, yatırımların sektörler, bölgeler arası dağılımına ilişkin beş yıllık hedeflerin, bunları gerçekleştirecek araçların birer yıllık dilimlerini oluşturması beklenir.

2005 Yılı Programı ise şu cümlelerle başlıyor: ''2005 yılı programının temel hedefi makroekonomik büyümeyi sürdürürken enflasyonu daha da aşağıya çekmek, mali ve parasal disipline devam ederek faiz dışı fazla hedefine ulaşılmasını sağlamak ve bu süreçte kamu borçlarının sürdürülebilirliğini koruyarak borç stokunu azaltmaktır.''

Bir planlama metni, ''faiz dışı fazla hedefine ulaşmak'' , ''kamu borçlarının sürdürülebilirliğini korumak'' ve ''borç stokunu azaltmak'' sacayağı üstüne oturtuluyorsa Türkiye ekonomisinin yönetimi, hücum oyuncularından yoksun bir futbol takımına dönüşmüş demektir. Zira çoktandır borç yönetimi Hazine Müsteşarlığı'na intikal etmiş; ''parasal disiplin ve enflasyonu daha da aşağı çekmek'' ise TCMB'nin tek işlevi haline gelmiştir.

****

''Küreselleşme'' diye adlandırılan felaketi, karşı konulamaz, kaçınılmaz bir dönüşüm olarak gören kimi meslektaşlarımın, ''planlama'' üzerinde bu yazdıklarımı, ''çoktan tarihe karışmış olan kalkınmacı devlet özleminin beyhude yansımaları'' olarak değerlendirebileceklerini biliyorum.

Ben ''küreselleşme'' nin aslında emperyalizmin ta kendisi olduğunu; bu nedenle de onunla mücadele edilebileceğini düşünenlerdenim. ''Kalkınmacı devlet'' in (ve onun temel bir öğesi olan planlamanın) tasfiyesinin ise emperyalizme karşı mücadele edebilecek halk sınıflarını güçsüz ve örgütsüz bırakmak işlevini gördüğünü; bu nedenle bu tasfiyeye karşı çıkılmasının hem demokrasi hem de kalkınma amaçları bakımından gerekli ve mümkün olduğunu savunuyorum..

Fakat, diyelim ki, haklıdırlar. Ve planlamanın işlevleri, kalkınmacı devletle birlikte tarihe karışmıştır. 2005 Programı da bu durumu açıkça ifade etmektedir. O zaman Resmi Gazete'de yayımlanan bu metni DPT'nin bir ''intihar notu'' olarak yorumlamak gerekir. Turgut Özal 'la başlayıp Tayyip Erdoğan 'a kadar kesintisiz süregelen bir yıkım süreci sonunda bu ülke, Cumhuriyet kurumlarının bir mezarlığı haline getirilmiştir. 2005 Programı 'nı da bu harap kabristana eklenecek son mezar taşının ilk satırları olarak okumak mümkündür.