Ekonomi6 Ekim 2004 00:00

Dış Açık Patolojik mi? - Korkut Borotav

Türkiye'nin dış açıkları normal ve sağlıklı mı, patolojik mi? Bugün bu soruyu tartışmak istiyorum. Petrol ihracatçılarını dışta tutalım ve gelişmekte olan ülkeleri (Türkiye dahil) bir bütün olarak ele alalım. Bunlar 1950'yi izleyen kırk küsur yıl boyunca Batı ekonomilerine karşı dış açık verdiler. Bu ülkelerin cari fazla verdikleri istisnai yıllar, büyüme hızının belirgin bir biçimde düştüğü veya negatife dönüştüğü dönemlerde gözlendi. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Bu genelleme Türkiye için de geçerlidir. Son otuz yılın yirmi dördünde Türkiye ekonomisi de dış açıklar verdi. Cari fazla verilen altı yılda ise büyüme hızı ya belirgin bir biçimde düşmüştü veya (1994 ve 2001'de olduğu gibi) negatife dönüşmüştü.

Türkiye'deki dış açıkla büyüme arasındaki bağlantıların bir başka özelliğine de değineyim: 1980 ile 1999 arasında geçen yirmi yıl boyunca, Türkiye ekonomisi çok büyük cari açıklar yaratan bir özellik taşımamıştır. Kriz arifesi olan tek bir yılı (1993'ü) dışta tutarsak ekonominin yüzde 7'nin üstünde büyüdüğü yılların hepsinde cari işlem açığının milli gelire oranı hep yüzde 1.5 dolaylarında seyretmiştir. Bu büyüklükte bir cari açığın finansmanı baş ağrısı yaratmaz. Baş ağrısı yaratan başka bir husus vardır: Türkiye küçük açıklar verip aşırı dış borçlanan hastalıklı bir özellik taşımaktadır ama nedenlerini daha önce tartıştığım bu tuhaflığı şimdilik bir yana bırakalım.

Dikkat etmiş olabilirsiniz: Dış açığın ılımlı boyutlarda seyrettiği dönemi 1999 ile bitirdim. Daha sonra durum değişmeye başlıyor. Cari işlem açığı 2000'de 10 milyar dolar eşiğine ulaşmış; 2004'te ise bu eşik daha şimdiden aşılmıştır. Anlaşılan yeni yüzyıl içinde yüksek büyüme hızlarına ulaşıldıkça milli gelirin yüzde 5'ine ulaşan dış açıklar ortaya çıkacaktır. Önceki yıllardaki gibi yüzde 7-8'lik büyümeyle ılımlı açıkların birlikteliği tarihe karışmak üzere olabilir.

****

Son yıllarda Türkiye ekonomisinin ''aşırı'' cari açıklar vermesi, dünya ekonomisindeki yeni gelişmelerle bağdaşmıyor. Zira, 1999 yılından bu yana Türkiye'nin yapısındaki yarı- sanayileşmiş, gelişmekte olan ülkelerin tümünü kapsayan konsolide ödemeler dengesi hesaplarına bakıldığında, bunların dış fazla vermeye başladığını görüyoruz.

Nedenini açıklayayım. Son beş-altı yılda ABD ekonomisinde cari işlem açıkları hızla büyümeye başlamış; 1998'deki 205 milyar dolarlık açık, 2003'te 542 milyara ulaşmıştır. IMF'nin 2004 için ABD cari işlem dengesi tahmini de 500 milyar dolarlık bir açıktır.

Amerikan ekonomisinin verdiği dış açıklar, 1998'e kadar diğer gelişmiş ülkeler (özellikle de Euro bölgesi ve Japonya) tarafından fazlasıyla kapatılmaktaydı ve azgelişmiş ülkelerin tümü, hâlâ cari işlem açıkları verebilmekteydi. Değişen tabloyu 2003 verileriyle canlandıralım: ABD ekonomisinin 542 milyar dolarlık açığına karşı diğer gelişmiş ülkeler 214 milyar dolar fazla vermektedir. Geriye kalan, 328 milyar doların finansmanı ise gelişmekte olan ülkelerin tümünün aynı miktarda bir cari işlem fazlası vermesiyle mümkün olabilmektedir.

Toplam rakamlarda gözlenen bu durum tek tek ülkelere de yansımakta: Gelişmekte olan ülkelerin büyük çoğunluğu ya dış açıklarını azaltmakta veya açıklarını dış fazlaya dönüştürmektedirler. Latin Amerika, Asya ve Kuzey Afrika'nın gelişmekte olan (Türkiye dahil) en büyük 19 ekonomisine bakalım. Göreceğiz ki, bu ülkelerin 10'u 2001-2003 yıllarında cari işlem fazlaları vermektedir. Aynı ülkelerin on yıl önceki verilerine (1993'e) baktığımızda dış fazla veren ülkelerin sayısı sadece 3'ü bulmaktaydı.

*****

Son yıllarda dış fazla vermeye başlayan ülkelerin bir bölümü (Türkiye'nin aksine), bu durumu küçülerek değil, anlamlı büyüme hızları sağlayarak gerçekleştirdiler. Çin, Kore, Malezya, Tayland, Fas, Hindistan tipik örneklerdir. ABD açıklarından kaynaklanan yeni uluslararası konjonktür bu ülkeler tarafından bağımlılık ilişkilerini azaltacak bir fırsat olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye ise yepyeni olanaklar sağlayan bu dış konjonktür içinde, dış açıklarını arttırarak ''istisnai'' davranış biçimlerine sürüklenen azınlık grubu içinde kalmıştır. Türkiye ekonomisi 1999-2003 yılları arasında ortalama yüzde 1'in altında büyürken 16 milyar dolar üstünde dış açık vermeyi başarabilmiştir. Bu rakama 2004'te de 12-14 milyar civarında eklenti yapacaktır.

21. yüzyılın başlarındaki koşullarda bu durumu, olsa olsa ''patolojik'' olarak nitelendirebiliriz.