İç Borçların Önlenemeyen Yükselişi - Selim Somçağ
Hep söylediğimiz gibi, bu IMF programıyla Türkiye’nin bu ağır borç yükünden kurtulması mümkün değildir. IMF anlayışı, ekonomisi uygulanan neo-liberal politikalarla bataklığa saplanmış Arjantin, Brezilya, Türkiye gibi ülkelerde ekonominin sorunlarını çözemez; sadece borç enjeksiyonuyla su alan gemiyi bir süre daha yüzdürür. Fakat yüzdürürken ülkenin borçluluğunu daha da arttırmaya, ülkeyi daha çok sıcak para ve IMF bağımlısı yapmaya devam eder.cialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Dün açıklanan Ağustos sonu iç borç stoku rakamı işlerin bu yıl da 2003’ten çok farklı olmadığını gösteriyor: 2004’ün ilk sekiz ayında da iç borç stoku reel bazda % 5.5 artmış. Daha da yılın bitmesine dört ay var. Reel faizler böyle giderse bu yıl iç borç stokundaki artış % 8’i bulabilir.
Hep söylediğimiz gibi, bu IMF programıyla Türkiye’nin bu ağır borç yükünden kurtulması mümkün değildir. IMF anlayışı, ekonomisi uygulanan neo-liberal politikalarla bataklığa saplanmış Arjantin, Brezilya, Türkiye gibi ülkelerde ekonominin sorunlarını çözemez; sadece borç enjeksiyonuyla su alan gemiyi bir süre daha yüzdürür. Fakat yüzdürürken ülkenin borçluluğunu daha da arttırmaya, ülkeyi daha çok sıcak para ve IMF bağımlısı yapmaya devam eder. Bu böyledir, çünkü IMF’nin âlet kutusunda bidayette bu ülkeleri ekonomik darboğaza sürüklemiş olan neo-liberal politikalardan başka bir şey yoktur. Arjantin’de 1991-2001 döneminde görüldüğü üzere bu anlayış ekonomiyi gittikçe daha çok boğarak sonunda sıfır noktasına getiren bir kısır döngü yaratır. Bu kısır döngü içinde her geçen gün çöküşe yaklaşan ülkeye başta ABD olmak üzere IMF’yi yönten Batı ülkelerinin çıkarları öyle gerektiriyorsa zaman zaman taze kredilerle doping yapılabilir; bu takdirde hastada geçici bir canlanma görülebilir, ömrü biraz uzar. Fakat söz konusu ekonomilerin büyüklüğü sebebiyle bunlara devamlı taze kredi enjeksiyonu yapılması mümkün değildir. Eninde sonunda çöküş mukaddderdir.
2000’den beri IMF kıskacında çırpınan Türk ekonomisi bu senaryonun iyi bir örneği. Türk ekonomisinde 2001’den sonra çöküşün derinleşmesini önleyen IMF programına sadakatle uyulması değil, Amerika’nın Irak harekâtıdır. 2001 sonunda Irak’a yapmayı planladığı saldırı öncesinde sağlam bir Türkiye isteyen ABD IMF’nin Türkiye’ye ekstra bir 10 milyar dolar vermesini sağlamasaydı 2002 yılı 2001’den çok daha kötü geçmeye adaydı. 2003 yılını da Irak savaşı sebebiyle o ülkeden Türkiye’ye kaçan sıcak para ile gelişmiş dünyada faizlerin dip seviyeye vurması kurtardı. Bu gelişmeler olmadan yine aynı sadakatle IMF programı takip edilseydi bugün Türk ekonomisinde göreceğimiz manzara birçok açıdan 2002’de Arjantin’de ortaya çıkan tabloyu andıracaktı.
Bütün bu çok olumlu ve her yıl tekrarı mümkün olmayan gelişmelere rağmen Türkiye’nin iç borç stoku 2003’de % 10, 2004’ün ilk sekiz ayında da % 5.5 oranında artmıştır. Dış borçlarda da tablo farklı değil. Bu programla, bu anlayışla Türkiye’nin çok ağırlaşmış olan, bankacılık sistemini felç eden, Türkiye’nin dış, hatta iç politikasını Batı’nın ipoteği altına sokan kamu borç stokunun azalması mümkün değildir. Bu durum apaçık ortadayken, yine bu olumlu konjonktürün bir ürünü olan Merkez Bankası net döviz rezervlerini borç stokundan düşmek gibi tartışmalı yöntemlerle üretilen, geçen yıl % 15 gerileyen dolar kurunun millî geliri yapay olarak şişirmesine yaslanan bir “Net Borç Stoku” kavramının arkasına saklanıp “İşte borçlarımız düşüyor!” derseniz sadece kendinizi kandırırsınız. İşte, AKP Meclis grubunun ( beğenelim veya beğenmeyelim) tamamen kendi yetkileri çerçevesinde aldıkları bir kararla bir yasa tasarısını genel kuruldan geri çekmeleri bono oranlarını bir anda 25’ten 29’a çıkardı. Brüksel’de bir bürokrat sabah ters tarafından kalkar da Türkiye’nin mutasavver AB üyeliği konusunda olumsuz bir lâf ederse Türkiye’de faizler yükselecek, borç krizi doğacak; yok eğer hazret Diyarbakır’da PKKlılarla kucaklaştırılıp keyfe getirilirse faizler düşecek, bankalar para kazanacak! Türkiye’deki IMF lobisi 72 milyonun kaderini IMF’nin ve AB’nin üç beş bürokratının elinde oyuncak yapmıştır. Türkiye böyle yaşayamaz, yaşamamalıdır.