Ekonomi22 Eylül 2004 00:00

Döviz Kurları: Nereden Nereye?

''Zina'' kargaşası kesintiye uğratmadan önce iktisat basını, cari işlem açığı, döviz kurları ve dış ticaretteki gelişmeler üzerinde renkli bir tartışmayı başlatmaktaydı. Bu kesintinin uzun sürmeyeceğini umuyorum. Zira, tartışma Türkiye'nin dış dünya ile bağlantılarını belirleyen ve yansıtan kritik öğeler üzerinde yapılıyordu. cialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

Bugün ve önümüzdeki haftalarda medya iktisatçılarının geri plana attıkları bu konulara, yani dış açık, dış ticaret, döviz kurları sorunlarına Türkiye'nin ötesine giden kuşbakışı bir perspektifle eğilmek istiyorum. Dış dünyada yakın geçmişte ve bugünlerde olup bitenler, Türkiye'deki gelişmelere ne kadar benzemektedir? Döviz kurları, dış açık, dış ticaret alanlarında Türkiye'deki gelişmeler ne kadar ''tipik'' , ne kadar ''istisnai'' veya ''patolojik'' olarak nitelendirilebilir? Biraz bunlara bakalım.

****

Öncelikle döviz kurları üzerinde duralım. Biliyorsunuz, TL'nin değerlendiği bir dönemeçten geçiyoruz. Bu ifadeyle kabaca, dövizin (diyelim doların) fiyatının, enflasyonun gerisinde seyretmekte olduğu kastedilir. ''Kabaca'' diyorum; zira ''TL reel olarak değerleniyor mu?'' sorusunu, iktisatçılar, sadece ''nominal döviz kuru'' (yani doların fiyatı) ile iç fiyat hareketlerine (yani enflasyon hızına) bakarak yanıtlamazlar. Dış ticaret yaptığımız ülkelerdeki fiyat indekslerinin ve döviz kurlarının (ağırlıklı) bir ortalamasını da dikkate alırlar. Fakat, ben burada konuyu en basit halinde ele alacağım ve kısaca, ''doların (veya bir döviz sepetinin) fiyatı enflasyonun gerisinde seyretmekte ise TL yapay olarak değerlenmekte; dolar reel olarak ucuzlamaktadır'' demekle yetineceğim.

Burada iki saptama yapayım: Birincisi, bu durumun Türkiye'ye özgü olmadığını ve Türkiye yapısındaki pek çok ülkede de yerli paraların bugünlerde reel (ve ''yapay'' ) olarak değerlenmekte olduğunu belirteyim. İkinci saptama için orta yaşlı okurlarımın belleklerine başvuracağım. Daha öncesine gitmeyelim: Bellekleri 1970'li yıllara uzananlar, o dönemde de, döviz kuru hareketlerinin enflasyonun gerisinde seyrettiğini hatırlayacaklardır. Önümdeki rakamlardan bir örnek vereyim: 1975'le 1979 arasında, yukarıda yaptığım basit tanıma göre bir dolar+2 Alman markından oluşan bir döviz sepetine karşı TL yaklaşık yüzde 45 oranında değerlenmişti. (Veya reel döviz fiyatları yüzde 31 oranında ucuzlamıştı.) Böylece, o yılların Türkiye ekonomisinde, döviz kuru ayarlamalarının enflasyonun bir hayli gerisinde seyrettiğini belirliyoruz.

Buraya bir ek vurgulama daha yapalım: 1960'lı, 1970'li yıllarda Türkiye'nin karşılaştığı reel kur hareketleri de Türkiye'ye özgü değildi ve gelişmekte olan pek çok ülkede, yerli paralar ''aşırı ve yapay'' bir değerlenme sürecinden geçmekteydi.

****

Şimdi bir de ünlü 24 Ocak kararlarıyla başlayan 1980'li yılları hatırlayalım. 12 Eylül rejiminde ekonominin patronu ve sonraki yılların başbakanı Turgut Özal , döviz kurları söz konusu olduğunda ''Gerçekçi kur politikasından vazgeçmem'' derdi. Bununla kastettiği, kısaca, döviz fiyatlarının enflasyonun gerisine düşmemesi; hatta birkaç adım enflasyonun önünde seyretmesiydi.

1980'li yılların rakamları bu ilkenin hayata geçirildiğini gösteriyor. Yine yukarıdaki basit tanımı kullanarak hesaplayalım: 1979 yılını taban alırsak 1988'e gelindiğinde döviz sepetinin reel olarak (yani enflasyonun üzerinde) yüzde 56 oranında arttığını belirliyoruz. Farklı ifade edelim: TL'nin reel değeri bu dönemde yüzde 36 oranında aşınmıştır. Ve bu aşınmanın büyük bölümü 1980 devalüasyonuyla değil, 1981'i izleyen ''gerçekçi kur'' politikaları içinde, adım adım gerçekleşmiştir.

Bir belirleme daha yapayım: 1980'li yıllarda Türkiye'de gözlenen döviz kuru hareketleri, yani ''adım adım aşınan yerli para'' süreci de Türkiye'ye özgü değildi; gelişmekte olan, yarı sanayileşmiş ülkelerin büyük çoğunluğu aynı süreci yaşamaktaydılar.

*****

Bu dağınık gözlemlerden bir senteze gidebilir miyiz? Türkiye'de ve bize benzeyen pek çok ülkede 1960'ı izleyen yıllarda değerlenen yerli paralar... 1980 sonrasında aynı paraların reel olarak değer yitirmesi... 1990 sonrasında ise azgelişmiş ülke paralarının yeni baştan (ve zaman zaman ''aşırı'' denilen boyutlarda) değerlenmesi ve adeta yirmi yıl öncesine dönüş...

Döviz kurları sarkacının hangi salınımı sağlıklıdır? Aynı tür politika yönelişleri farklı dönemlerde nasıl olup da egemen olmuştur? ''Doğru'' bir döviz kuru var mıdır? Oraya nasıl ulaşırız? ''Bozulan'' fiyatlar ne zaman, nasıl ''düzeltilir?''

Bu soruların tartışılmasını haftaya bırakalım.