Ekonomi17 Eylül 2004 00:00

Bugün Telafer, Yarın Anadolu - Selim Somçağ

Bir yanda Telafer,  bir yanda Diyarbakır’da Kürtçe afişlerle karşılanan Verheugen,  bir yanda ABD’ye Irak’a  silâh sevk etmesi için Türkiye'nin 7 limanını ve 6 havaalanını tahsis eden,  medyanın gizlediği Dışişleri Bakanlığı tebliği...   Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu haliyle vatanın birliğini ve bütünlüğünü daha ne kadar koruyabileceğini de yakında tartışmaya başlarsak şaşmamak lâzım.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsescitalopram i alkohol go escitalopram i alkohol

Telafer Türkiye’nin Habur sınır kapısına 100 km mesafede 400 bin nüfuslu bir Türk şehri.   (Türkmen kelimesini özellikle kullanmıyorum,  çünkü bu İngiliz sömürge yönetiminin Irak Türklerini Türkiye Türklerinden ayrı bir etnik grup olarak göstermek için ortaya attıkları bir tabirdir.)   Telafer’in nüfusu % 100 Türk.   Burası Irak’ta nüfusunun tamamı Türk olan en büyük şehir,  ve Türkiye sınırına doğrudan doğruya bitişik olan tek büyük Türk yerleşimi.   Diğer bir özelliği Suriye’nin Kürt bölgesiyle Irak Kürtlerinin arasına bir kama gibi girmesi.  Bu bilgiler Telafer’in Türkiye’nin Irak’taki 2.5 milyon soydaşını koruması,  bölücü terörün Irak’taki faaliyetlerini denetlemesi ve kukla Kürt devletine karşı mücadele etmesi için kritik önemde bir nokta olduğunu çok açık olarak ortaya koyuyor.

Telafer’in Türküğü lâfta kalmıyor.   1920’de Irak’ta yeni kurulan İngiliz sömürge yönetimine karşı Musul’daki Türk Cemiyetinin örgütlediği,  Anadolu’daki Kemalist direnişten esinlenen bir ayaklanma başlıyor.   Telafer halkı kadın çocuk demeden bütün gücüyle bu ayaklanmaya katılıyor.   İsyanı bastırmak üzere bir İngiliz ordusunun Telafer’e doğru yöneldiğini haber alan halk şehri terk ederek kuzeydeki Karaçuk Dağına çekiliyor;  isyan tamamen bastırılana kadar burada direnişe devam ediyor.   (Karaçuk Dağının adını Dede Korkut Destanında da geçen, Oğuzların Orta Asya’daki efsanevî dağından aldığına dikkatinizi çekerim.)   İşte bugün Amerikalıların tanklarla,  uçaklarla ölüm yağdırdıkları Telafer halkı bu kahraman insanların torunları.  (Malûm medyadaki ihanet öyle bir noktaya geldi ki,  sınırın hemen ötesindeki Türklere sadece Türk oldukları için yapılan bu Amerikan saldırısının kamuoyunda yaratabileceği tepkiyi zayıflatmak için medya konuya yer verirken sürekli olarak Telaferlilerin "Şiî" olduğunu vurguladı.   Amerikancı gazeteciler Telaferlilerden hep "Şiî Türkmen" diye söz ettiler.   Sanki yaşadıkları ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti değil de,  İmam Ebu Hanife Cumhuriyetiymiş,  Türkiye'deki Alevî ve Iğdırlı Şiî vatandaşlarımız Türkten sayılmıyormuş gibi...   Bu makûleden Hasan Cemal her satırında Telaferlilerin Şiî olduğunu vurguladığı Telafer'le ilgili yazısının yarısını geçen yıl CNN muhabiri bir hanımla bu şehre gittiklerinde Telaferli erkeklerin muhabir hanımın pantolonlu bacaklarına bakmak için nasıl peşlerine takıldıklarını anlatmaya ayırmıştı.   Verilmek istenen mesaj açık:  Telaferliler yobaz Şiîler.    Amerikalılar bu yobazları öldürürse öldürsün;  bize ne?)

Telafer olayları geçen yılın 4 Temmuzunda Süleymaniye’de gerçekleşen Türk askerinin başına çuval geçirilmesi olayıyla başlayan bir sürecin tamamlanmasını simgelemektedir.   ABD’nin Büyük Ortadoğu projesi kapsamında Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde ayrılıkçı terörle mücadele etmesine,  bu kapsamda ABD’nin kukla Kürt devletinin yıkıcı faaliyetlerine karşı çıkmasına izin verilmemektedir.   Bu proje çerçevesinde bölgede Türkiye’nin doğal müttefiki olan 2.5 milyon Irak Türkünün de hayat hakkı sona ermiştir.   Bunlar ya ABD’nin şımarttığı peşmergelerin tahakkümü altında köleleşerek asimile olmayı kabul edecekler,  ya da Irak’ın Arap bölgelerine veya Türkiye’ye göçe zorlanacaklardır.   Bunun böyle olacağı artık belli olmuştur.   Bir yıl önce kırmızı çizgilerini delik deşik ettiren,  askerinin başına çuval geçirten Türkiye,  şimdi de Türk sınırına bir taş atımı mesafedeki yüz binlerce soydaşına karşı girişilen barbarca saldırı karşısında ABD’ye Kızılay konvoyunun geçişine izin vermesi için yalvarmaktan başka bir şey yapamıyor.  Böylece Türkiye Cumhuriyeti 30 bin şehidin kanı pahasına sürdürdüğü terörle mücadeleden de,  2.5 milyon Irak Türkünün,  hatta Barzani ve Talabani gruplarının dışında kalan,  Türkiye’ye dost Irak Kürtlerinin canını,  malını,  mevcudiyetini koruma iddialarından da de facto vazgeçmiş oluyor. 

Şu anda Telafer'de tansiyon düşmüş,  çatışmalar durmuş görünüyor.   Tabiî ki bu Türk kamuoyuna yönelik bir aldatmaca.   Amerika Telafer’de de Kerkük’te yaptığını yapacak.   Çok yüksek dozlu ilk saldırıdan sonra kısmî bir geri çekilmeyle Türkiye’nin (zaten uyutulmaya dünden razı) yöneticilerini sözde kandırdıktan sonra kilit noktalara yerleştirdiği peşmergeler sayesinde yavaş, fakat emin adımlarla şehri tedricen ele geçirip Türk nüfusu göçe zorlayacak.   Bu insanlar ancak bir gün kamyonlarla Türkiye sınırına dayandıklarında,  yani iş işten geçtikten sonra medyaya yeniden haber olacaklar.

Bir yanda Telafer,  bir yanda Diyarbakır’da Kürtçe afişlerle karşılanan Verheugen,  bir yanda ABD’ye Irak’a  silâh sevk etmesi için Türkiye'nin 7 limanını ve 6 havaalanını tahsis eden,  medyanın gizlediği Dışişleri Bakanlığı tebliği...   Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu haliyle vatanın birliğini ve bütünlüğünü daha ne kadar koruyabileceğini de yakında tartışmaya başlarsak şaşmamak lâzım.