Seçilmiş krallar..-Uluç GÜRKAN
Türkiye, parlamenter sistemle değil de başkanlık sistemiyle yönetilseydi ne olurdu? Bir an için geçen yıl başına dönelim. ABD'nin Irak'a askeri müdahale için harekete geçtiği günleri anımsayalım.. Varsayalım ki, Başbakan Tayyip Erdoğan, 'Başkanlık' koltuğunda oturuyor. Yetkilerini nasıl kullanırdı dersiniz? acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvatcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle renovation skive renova
Dilerseniz, altında 'Başbakan' olarak imzası bulunan, ancak TBMM tarafından reddedilen '1 Mart' tezkeresine bakarak bir tahminde bulunmaya çalışalım.
Herhalde, 70 bini aşkın ABD askeri Türkiye'de konuşlanmış olurdu. ABD'nin, ihtiyaç duyduğu hava ve deniz üslerini keyfince kullanması da engellenmezdi.
Bu arada, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, Irak'ın neresinde olurdu bilemeyiz ama, ABD'nin yanında Irak'ın işgalinde aktif bir görev verilirdi..
1991 yılı başındaki Birinci Körfez Savaşı da benzeri bir örnektir.
O günlerde, merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başkan yetkileriyle donatıldığını düşünebiliyor musunuz? 'Bir koyup üç almak' hayaliyle Türkiye'nin bu savaşa bulaşması kaçınılmaz olurdu.
Sonrasında işin içinden çıkılabilir miydi, çıkılırsa nasıl çıkılırdı, düşünmesi dahi insanın içini karartıyor..
Bölgemizde, önümüzdeki dönemde de benzeri olaylar yaşanacak. Savaş, bir olasılıkla Ortadoğu'dan Kafkaslara, Orta Asya'ya da taşınabilecek.
Böylesi bir ortamda, Türkiye'nin kaderinin tek bir kişinin iki dudağı arasında kalmaması yaşamsal önemdedir.
Başbakan Erdoğan'ın 'benim siyasette arzumdur' dediği başkanlık ya da 'yarı' başkanlık sisteminin, Adalet Bakanı Cemil Çiçek ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu'nun iddia ettiği gibi, ne istikrarı sağlaması, ne de Türkiye'nin önünü açması mümkün değildir.
Türkiye'nin yaşadığı sıkıntıların nedeni, parlamenter rejimin aksaması değildir. Sıkıntılar daha çok, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işletilememesinden doğmaktadır. Örneğin, parti içi demokrasi eksikliği önemli bir sıkıntı kaynağıdır.
Başkanlık sistemi ise demokrasi eksikliğini daha da derinleştirecektir.
ABD'deki başkanlık modeli, başarısı eyalet sistemine bağlı olan bir sistemdir. Türkiye'de taklidi, federasyona geçişi zorunlu kılar. Nitekim, merhum Özal'ın başkanlık sistemini gündeme getirdiği sırada 'federasyonu tartışmalıyız' demesi tesadüf değildir.
Fransız modeli yarı başkanlık sistemi ise iki başlı yürütme yapısıyla Türkiye'deki uygulamasında çatışmayı körükler. Geçmişteki Özal Cumhurbaşkanı-Demirel Başbakan örneğinde olduğu gibi, yürütmenin iki başının ayrı partiden olması halinde ülkenin yönetilmesi iyice çıkmaza girer.
Dünyadaki öteki örneklere gelince, hepsi otoriter 'başkancı' rejimlere dönüşmüştür. Başkanlar, seçilmiş kralları oynamaktadır. Türkiye'de, Başkanlık sistemi böylesi bir rol için arzulanmaktadır.
Türkiye'nin yapması gereken kendisine 'kral seçmek' değildir. Tam aksine, demokrasiyi geliştirmek ve bütün kurumlarıyla çoğulcu ve katılımlı bir temele oturtmaktır. Bu yapılmadıkça, Cumhurbaşkanını halkın seçtiği parlamento yerine doğrudan halka seçtirmenin, yürütmeyi iki başlı hale getirmenin dışında hiçbir sonucu olamaz.