Ekonomi14 Eylül 2004 00:00
Daha açığı olmaz... - Yiğit Bulut
Şimdi çok açık olacağım; dünya üzerinde hiçbir yerde dolara yılda yüzde 10-100 arasında gelir olmaz, Türkiye'de olur. Hatta bu halk 'haftada 1 milyar dolar faiz' öder, ithalat ile de 'büyüme' diye uyur. Daha açığı mı? İşte son noktası: Türkiye'yi işgal etsen, bütün halkı köle edip çalıştırsan yılda ancak bu kadar doları cebe indirirsin!claritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cenakamagra kamagra wikipedia kamagra gel
Bugün izninizle son dönemde yazdığım yazılardan bazı önemli bölümleri birleştirmek ve bir sonuca varmayı denemek istiyorum...
Alıntı 1: '...Tablo 1: Tarih Ekim 1875... Sadrazam Mahmud Nedim Paşa Osmanlı'nın kurtuluş yolunda en önemli adımı olan 'Faizde tenzilat' kararını açıkladı... Bu açıklama yapıldığı yıl bütçe toplamı
25 milyon, iç ve dış faiz ödemesi 30 milyon liraydı...
Tablo 2: Tarih Mart 1876... Osmanlı devleti, borç ödemelerinin tamamını durdurduğunu açıkladı. 'Ödemekle bitmeyen faiz-borç sarmalında' alınmış en doğru karardı...
Tablo 3: Tarih Mayıs 1876... Borç ödememe kararı ilk sonuçlarını vermeye başladı. 'Başkaldıran boyunduruk altındaki Osmanlı'ya' ilk isyan kışkırtmalar sonucu Balkanlar'da başladı. Sadrazam Nedim Paşa azledildi... Ayaklanma Harbiye öğrencileri arasında da yayıldı, Dolmabahçe Sarayı sarılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirildi... Bu darbe sonucu Osmanlı hazinesi Düyun-u Umumiye'ye teslim edildi...
Tablo 4: Türkiye'de halen de süren hâkim politikaların temeli, 1978'in temmuz ayında, Dünya Bankası'nca hazırlanan raporla atıldı. Raporun imzalayıcıları Kemal Derviş ve Sherman Robinson idi. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiye'nin 1978'e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel ve küçük ölçekli sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü...
Tablo 5: 1980'de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçemizin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar dolara dayandı... Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel
(iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50'sini aktarır hale geldi... 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan '1977 raporu yazarına' teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF'ye en borçlu üç ülkeden biri oldu...'
Alıntı 2: '...Güzel Türkiyem büyüyor, hem de aslanlar gibi büyüyor.Yalnız bir sorun var; 'bu büyümeyi finanse etmesi ve alacaklı 3 -5 bin kişiye haftada 1 milyar dolar faiz ödemeye devam etmesi için, IMF'den taze kaynak sağlamalı, yani borç batağının içine biraz daha gömülmeli'. Bu işi de eylül ayı bitmeden nasıl olsa halledecek. Uzun lafın kısası; çark dönüyor ve hangi parti gelirse gelsin çarktan bir dişli dahi kıramıyor. Aynen AKP'nin de yapamadığı gibi. Ha, işin bir de diğer tarafı yani 'beklenti havuzunda yüzen' piyasalarımız var. Orada da daha yolun çok başındayız. Nereden mi biliyorum?
Yabancı ve yabancı kılıklı yerlilerden. Daha 'takasçıkları' 10 milyar dolar bile olmamış. Hatırlarsanız 2000 Ocak ayında 15 milyar dolardı...'
Alıntı 3: '2004 bütçemizin yüzde 46-50 arası bir bölümü faiz harcamasına gidecek. Ne kadar korkunç bir tablo: 70 milyonluk dev bir ülke ve yıllık bütçesinin yarısı faiz denen, reel ekonomiye girmeyen bir kaleme gidiyor. Peki bu faizi alanlar, parayı ekonomik çarka sokup, ülkeye yarar sağlayamazlar mı? Sağlayamazlar. Neden? Sebebi gayet açık;
70 katrilyon faiz kalemini cebe indiren sadece 3-5 bin tüzel-gerçek kişi de ondan. 70 milyon/3-5 bin: bu oranın yüzde 50'lik bir pay aldığı bir ortamda ekonomiye giren paradan söz etmek mümkün değil'
Sonuç: Dün sabah yeterince açık konuşamayınca Enis Berberoğlu; 'Bugün formunda değilsin' diyerek, konuyu en can alıcı noktaya çekti. Şimdi çok açık olacağım; dünya üzerinde hiçbir yerde dolara yılda yüzde 10-100 arasında gelir olmaz, Türkiye'de olur. Hatta bu halk 'haftada 1 milyar dolar faiz' öder, ithalat ile de 'büyüme' diye uyur. Daha açığı mı? İşte son noktası: Türkiye'yi işgal etsen, bütün halkı köle edip çalıştırsan yılda ancak bu kadar doları cebe indirirsin!
Alıntı 1: '...Tablo 1: Tarih Ekim 1875... Sadrazam Mahmud Nedim Paşa Osmanlı'nın kurtuluş yolunda en önemli adımı olan 'Faizde tenzilat' kararını açıkladı... Bu açıklama yapıldığı yıl bütçe toplamı
25 milyon, iç ve dış faiz ödemesi 30 milyon liraydı...
Tablo 2: Tarih Mart 1876... Osmanlı devleti, borç ödemelerinin tamamını durdurduğunu açıkladı. 'Ödemekle bitmeyen faiz-borç sarmalında' alınmış en doğru karardı...
Tablo 3: Tarih Mayıs 1876... Borç ödememe kararı ilk sonuçlarını vermeye başladı. 'Başkaldıran boyunduruk altındaki Osmanlı'ya' ilk isyan kışkırtmalar sonucu Balkanlar'da başladı. Sadrazam Nedim Paşa azledildi... Ayaklanma Harbiye öğrencileri arasında da yayıldı, Dolmabahçe Sarayı sarılarak Sultan Abdülaziz tahttan indirildi... Bu darbe sonucu Osmanlı hazinesi Düyun-u Umumiye'ye teslim edildi...
Tablo 4: Türkiye'de halen de süren hâkim politikaların temeli, 1978'in temmuz ayında, Dünya Bankası'nca hazırlanan raporla atıldı. Raporun imzalayıcıları Kemal Derviş ve Sherman Robinson idi. Hükümetler bu rapora uymayı kabullenmezken, 1980 darbesiyle uygulamaya konulan bu raporla, Türkiye'nin 1978'e kadar başarıyla süren kalkınmacı, bireysel ve küçük ölçekli sermaye birikimlerine dayalı yapısı, büyük ölçekli çokuluslu sermaye ilişkilerinin kontrolünde serbestleşmeyi savunan bir dinamiğe dönüştü...
Tablo 5: 1980'de yok denecek kadar az olan borç stokumuz, her yıl bütçemizin yüzde 40-50'sini vermemize rağmen 300 milyar dolara dayandı... Türkiye, 70 milyonu ile çalışıp 3-5 bin gerçek-tüzel
(iç-dış) kişiye gelirinin yüzde 50'sini aktarır hale geldi... 2001 yılında borsa ve kurdaki hareket sonrası, Türkiye IMF tarafından atanan '1977 raporu yazarına' teslim edildi ve dünya üzerinde görülmemiş bir dolar faizini tefecilere aktarmaya başlarken, IMF'ye en borçlu üç ülkeden biri oldu...'
Alıntı 2: '...Güzel Türkiyem büyüyor, hem de aslanlar gibi büyüyor.Yalnız bir sorun var; 'bu büyümeyi finanse etmesi ve alacaklı 3 -5 bin kişiye haftada 1 milyar dolar faiz ödemeye devam etmesi için, IMF'den taze kaynak sağlamalı, yani borç batağının içine biraz daha gömülmeli'. Bu işi de eylül ayı bitmeden nasıl olsa halledecek. Uzun lafın kısası; çark dönüyor ve hangi parti gelirse gelsin çarktan bir dişli dahi kıramıyor. Aynen AKP'nin de yapamadığı gibi. Ha, işin bir de diğer tarafı yani 'beklenti havuzunda yüzen' piyasalarımız var. Orada da daha yolun çok başındayız. Nereden mi biliyorum?
Yabancı ve yabancı kılıklı yerlilerden. Daha 'takasçıkları' 10 milyar dolar bile olmamış. Hatırlarsanız 2000 Ocak ayında 15 milyar dolardı...'
Alıntı 3: '2004 bütçemizin yüzde 46-50 arası bir bölümü faiz harcamasına gidecek. Ne kadar korkunç bir tablo: 70 milyonluk dev bir ülke ve yıllık bütçesinin yarısı faiz denen, reel ekonomiye girmeyen bir kaleme gidiyor. Peki bu faizi alanlar, parayı ekonomik çarka sokup, ülkeye yarar sağlayamazlar mı? Sağlayamazlar. Neden? Sebebi gayet açık;
70 katrilyon faiz kalemini cebe indiren sadece 3-5 bin tüzel-gerçek kişi de ondan. 70 milyon/3-5 bin: bu oranın yüzde 50'lik bir pay aldığı bir ortamda ekonomiye giren paradan söz etmek mümkün değil'
Sonuç: Dün sabah yeterince açık konuşamayınca Enis Berberoğlu; 'Bugün formunda değilsin' diyerek, konuyu en can alıcı noktaya çekti. Şimdi çok açık olacağım; dünya üzerinde hiçbir yerde dolara yılda yüzde 10-100 arasında gelir olmaz, Türkiye'de olur. Hatta bu halk 'haftada 1 milyar dolar faiz' öder, ithalat ile de 'büyüme' diye uyur. Daha açığı mı? İşte son noktası: Türkiye'yi işgal etsen, bütün halkı köle edip çalıştırsan yılda ancak bu kadar doları cebe indirirsin!