Ekonomi Tıkırında - Korkuy Borotav
Türkiye'nin krize sürüklendiği 2000 yılının ilk yedi ayının dış açığı 5.9 milyardı; bu yılın rakamı 10 milyar dolarla 2000'in yıllık açığını şimdiden aşmıştır. 2000 Temmuzu'nda dış açık 360 milyon dolardı; rekor turizm gelirlerine rağmen 2004 Temmuzu'nun açığı 700 milyon dolardır. Yıl sonunda cari işlem açığının daha da büyümüş olacağı anlaşılmaktadır.symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilorenovation vejle site renovakamagra link kamagra gel
Türkiye ekonomisinin ufkunda belirsizlikler yoğunlaşmakta iken, TV kanallarında boy gösteren medya iktisatçıları koro halinde, Timur Selçuk 'un eski bir şarkısının nakaratını tekrarlıyorlar: ''Ekonomi tıkırında...'' Onları izledikçe Bourdieu'nün önerisini hatırladım. Türkiye ekonomisinin, hatta toplumunun kaderine topluca hükmetme iddiasını taşıyan bu insanların dünya görüşlerini belirleyen toplumsal veya psikolojik etkenler nelerdir? Bu sorunun yanıtını, iletişimcilere, sosyologlara, sosyal psikologlara bırakalım. Ben, bugün, medya pompalamasıyla şişirilen iyimserliğin niçin gerçekten ''yapay'' olduğunu göstermeye çalışacağım. Türkiye ekonomisinin 2004 güzünde önemli dış denge, dış kaynak sorunlarıyla karşı karşıya bulunduğu saptaması karşısında, ''iyimserlik pompacıları'' nın üç tepkisi vardır: ''IMF ile stand by imzalanmak üzeredir''; ''AB ile ilişkilerimiz iyiye gitmektedir'' ve ''Cari açıktaki artış önemli bir sorun değildir'' ...
Biz de tartışalım: Dış açık önemli midir? Ve önemli ise, IMF/AB ilişkileri bu derde deva mıdır?
****
Türkiye'nin krize sürüklendiği 2000 yılının ilk yedi ayının dış açığı 5.9 milyardı; bu yılın rakamı 10 milyar dolarla 2000'in yıllık açığını şimdiden aşmıştır. 2000 Temmuzu'nda dış açık 360 milyon dolardı; rekor turizm gelirlerine rağmen 2004 Temmuzu'nun açığı 700 milyon dolardır. Yıl sonunda cari işlem açığının daha da büyümüş olacağı anlaşılmaktadır. Temmuzda, cari açığı kapatan ana kalemlerin en büyüğü rezervlerdir ve ödemeler dengesinin net hata/noksan kalemi eksiye dönmüş; 1.4 milyar dolarlık kayıtdışı para çıkışı gerçekleşmiştir. Dış borç göstergeleri tehlike eşiklerini aşmaktadır. Türkiye ekonomisi, örneğin Brezilya gibi hem cari işlem fazlası , hem de yüksekçe bir büyümeyi birlikte gerçekleştirecek yapısal özelliklerden yoksundur. Ekonomi küçülmedikçe, cari işlem fazlaları ile dış borç servisine katkı yapılabilmesi, artık, mümkün değildir. ''Cari açık sorun değildir'' diyenlerin tek ciddiye alınacak savları, dalgalı kur rejiminin döviz kurlarında ani patlamalara karşı güvenceli olduğudur. Ne var ki, ani veya zamana yayılmış bir hareketin nihaî sonuçları arasında çok da fark yoktur.
*****
Peki soralım: IMF ile imzalanacak bir stand by anlaşması, bu soruna çözüm müdür? IMF'den net ''taze para'' gelmeyeceğini, Ali Babacan bile itiraf etti. Şu anda geçerli ödeme planına göre, AKP iktidarı Temmuz 2004 ile 2006 arasında IMF'ye 22.2 milyar dolar anapara ve faiz ödeyecektir. En hafif yük 2004'ün Ağustos-Aralık ayları arasındadır ve 2.6 milyar dolara ulaşmaktadır. Yedi ayda 10 milyar doların üzerinde cari işlem açığı veren bir ekonominin önümüzdeki beş ayda bu yükün nasıl üstesinden geleceği belli değildir. 2006'nın IMF taksitleri, 11.4 milyar dolara yükselmektedir. AKP'nin yeni stand by anlaşması ile yapmaya çalıştığı, borç taksitlerinin önemli bir bölümünü 2007 ve sonrasına yıkarak önümüzdeki iki yılı kurtarmak ve erken bir seçimle ''malı götürmeye'' çalışmaktır.
IMF'ye borçlu ülkeler listesinin (borç toplamı/ülke kotası oranına bakarsak) en başında Türkiye gelmektedir. IMF kredi portföyünün yaklaşık yüzde 20'si Türkiye'ye tahsis edilmiştir. Yeni ve önemli miktarlarda IMF kredileri mümkün olamaz. ''Borcumu ödemede güçlük çekiyorum; yeniden yapılandırın'' anlamına gelecek bir başvuruya karşılık verilebilir; ama, o kadar... Şimdiki pazarlığın, AKP iktidarına nefes aldıracak, olası bir borç krizini erteleyecek bir yeni ödeme planı üzerinde olduğu anlaşılıyor. Kısacası, stand by anlaşması ile ekonominin güçsüzlüğü belgelenmiş olacaktır.
****
Gelelim AB ilişkilerine... Diyelim ki, Türkiye ile ilgili ''ilerleme raporu'' nda olumlu öğeler ağır basacaktır; hatta aralıkta müzakere takvimine geçiş kararı alınacaktır. Bunların âcil ekonomik sorunlara katkısı ne olabilir? Bu sürecin on beş yıldan önce tamamlanmayacağını söyleyen Fischer 'in uyarısını göz ardı edip, ''AB'den gelecek kaynaklar'' safsatası ile borsayı biraz daha şişirip, sessizce kaçıp gitmenin hazırlığı içinde olanlar mı vardır?
****
Bu ortamın daha fazla süremeyeceği açıktır. Dört ay önce bu köşede sorduğum bir soruyu tekrar edeyim: ''Balon sönecek mi, patlayacak mı?''