Ekonomi6 Eylül 2004 00:00

Dış Açık mı? Dış İpotek mi? - Erol Manisalı

Cari açık bir ülkenin dış dünya ile iktisadi ilişkilerinin bir sonuç belgesidir. Dış ilişkiler düzeninin ''net bakiyesini'' verir. Eksiler kan kaybı anlamına gelir. Nasıl kalp rahatsızlığı bir insanda sigaranın, aşırı kilonun, yanlış beslenmenin, stresin ve hareketsizliğin bir sonucu ise cari denge (ve açık) de buna benzer. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenadiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards

Ülkenin iç politikasındaki yanlışların, dış ilişkilerindeki bozuklukların sonucunu da cari denge (ve açık) adeta bir tansiyon aletinin verdiği dijital sonuçlar gibi gösterir.

Bu basit tanımlama yanlış olmamakla birlikte eksik ve yetersizdir. Aynı zamanda statik bir analizdir. Çünkü günümüzde dış denge ve iç denge 30, 40 yıl öncesine oranla bütünleşmişlerdir. Ülke içindeki siyasi, iktisadi, sosyal ve askeri parametreler (ve dengeler) de cari dengeyi daha fazla belirler duruma gelmiştir.

Tony Blair ve Bush Irak'ı ve enerji bölgelerini işgal etmeyi planlarken ''şirketlerinin oligarşik egemenliğinin gölgesinde, ülkelerinin dış çıkarlarını (ve dengelerini) da düşünüyorlardı'' . Dolayısıyla dış denge, cari denge ve dış ticaret açığı gibi kavramları ele alırken bunları ''kur politikası, dış ticaret politikası gibi teknik, akademik ve entelektüel sınırlar içinde düşünemeyiz'' . Böyle düşünmek, bir kalp hastasına, ''Tansiyon ilacı alırsan her şey hallolur'' demek kadar yanlış olur.

Türkiye'nin dış ticaret açığı dev boyutlarda ilerlerken, cari açık (ve dış borç) hızla büyürken bunun önlemlerini düşünmek demek ''tansiyon ilacının ötesinde'' yapısal değişikliklerin düşünülmesi ve yapılması demektir.

Esas meseleler...

1) Bir taraftan 1995'ten beri Türkiye'nin ekonomisini (ve siyasetini) gümrük birliği ile AB'nin ipoteği altına sokarken ''bu dev açıklar'' önlenemez. Çünkü ilişki (ve ticaret) düzeni tek yanlı kurulduğu için ticaret açığa artacak, cari açık artacak ve dış borç artacak demektir.

Bu tek yanlı ticari ve iktisadi yapılanma AB lehine olduğu için AB'nin üyeleri ve şirketleri kazanacaktır. Bu köşede bunu defalarca anlatmaya çalıştım. 2001 ekonomik krizi de artan dış ticaret açıkları da çok büyük ölçüde AB ile gümrük birliği vasıtasıyla kurulan tek yanlı ilişki yüzünden oldu. Bu nedenle yerli sanayi ve tarıma, pamuktan bilgisayara, iletişimden lüks arabaya, yoğurttan içme suyuna kadar yabancı tekeller Türkiye'yi sömürmeye başlamışlardır.

2) Bir taraftan kendi ulusal tarım politikanız, kendi ulusal sanayi politikanız olmayacak; Tekel gibi, Süt Endüstrisi Kurumu gibi, THY gibi, iletişim ve haberleşme gibi, TÜPRAŞ gibi en kârlı kurumları önce işlemez hale getireceksiniz; sonra özelleştirme adı altında Batı'nın dev tekellerine devredeceksiniz; onlar Türkiye pazarına egemen olup ticari düzeni kendi çıkarları doğrultusunda yerleştirecekler; sonra da ''Cari açık artıyor'' diye feryat edeceksiniz.

- Dış ticaret açığa gereksiz yere yıllık 25-40 milyar dolara fırlayacak;

- Cari açık olağanüstü düzeye, 2004'ün ilk 6 ayında 10 milyar dolara yükselecek;

- Bu gereksiz yere yaratılan açıkların sonucu dış borç dev boyutlara ulaşırken kalkıp ''önlem alıyoruz diye acil kalp hastasına tansiyon ilacı vermekle yetineceksiniz'' .

İki Türkiye'nin sonucu...

Türkiye'nin geldiği değil ''azınlıktakiler tarafından getirildiği bu durum sahte Türkiye'nin marifetidir'' . Türkiye'yi Batı kapitalizmine tek yanlı bağlayan gayri milli sermaye çevreleri, onların ortakları durumuna gelen İslamcı siyaset, ''Türkiye'yi Batı ipoteği altına sokarken'' bu sonucu özellikle hazırlamıştır.

Türkiye'nin Batı ipoteği altına alınmasını ''kendi iç hesaplaşmaları bakımından isteyen'' bu çevreler için ''dış açık vazgeçilmez bir garantidir'' . Ancak bu dış açıklar ile Türkiye'yi AB'nin ve ABD'nin ipoteği altında tutarak kendi iç hesaplaşmalarında Batı'yı arkalarına alabilirler.

- Cumhuriyet rejimine karşı çıkanlar için,

- Ulusalcı politikalardan hoşlanmayanlar için,

- Çağdaş uygarlığa ve toplumcu demokrasiye karşı duranlar için, bu açıklar vazgeçilmez silahlardır.

Batı'nın şirketlerine önce Türkiye'yi işgal ettiriyorlar; Brüksel'in, Washington'un, IMF'nin, Vatikan'ın, Fener Patrikhanesi'nin Türkiye'nin iç işlerine her alanda müdahale etmelerinin altyapısını ''onlarla birlikte hazırlıyorlar'' ve ondan sonra dış ticaret açığı çok fazla, cari açık arttı, önlem alalım bari, diyorlar.

Dış dengeyi, dış ticaret açığını, cari açığı düzeltmek istiyorsak Türkiye'de ulusal sanayi, tarım, ticaret, dış ticaret, eğitim, kültür, savunma politikalarının birlikte bulunması ve uygulanması gerekir. Türkiye'nin tek yanlı bağlardan kurtulması ve uygar ve çağdaş bir ülke gibi hareket etmesi gerekir.

Yani toplumsal ve toplumcu demokrasinin, halkçı ve cumhuriyetçi politikaların getirilmesi gerekir. Yoksa ''Türkiye'yi Batı ipoteği altında tutmak isteyen çevrelerin güdümünde kaldığımız sürece'' dış açıklar ve dengesizlikler bu ipoteğin vazgeçilmez sonuçları olacaktır. Aynen AB'nin vereceği ''koşullu görüşmelere başlama tarihinden bekledikleri gibi'' ...

Çünkü o da ''gayri milli çevrelerin AB'den bekledikleri bir ipotek'' niteliğindedir. Aynen cari açıkta olduğu gibi...

Hazır konu AB'ye gelmişken, işin güncelliği dolayısıyla bir cümle eklemek istiyorum; acaba Türkiye'nin AB tarafından bekleme odasına hapsedilerek iğfal edilmesi, kandırılması ''zina'' tarifine girmez mi? Bunu herhalde AB'nin değil de bizim düşünmemiz gerekiyor.