Dünya14 Haziran 2005 00:00

'Doğu'nun Kadınları' - Nuray Mert

En acısı, bu girişimin, geçmişi ve geleceği ipotek altına alınan insanlar arasında rağbet bulmasıydı. Özgüven kaybı, ayağınızın altındaki zeminin kayması, tarihi travma, güçlü olanla özdeşleşme güdüsü, otoritenin içselleştirilmesi veya başka ne derseniz deyin, bu rağbetin bedeli herkes için çok ağır oldu. Bir yanda, ne geçmişi ne geleceği olduğunu düşünen ve bu nedenle, varolmak için Batı'ya ilişmeye çalışan, Batı dışındakiler, diğer yanda kendi dışındaki tüm zenginliklere gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayan Batı dünyası. cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Şair Bejan Matur'un öncülüğünde, İstanbul Belediyesi'nin desteğiyle, Hilmi Yavuz'un isim babalığı yaptığı festival 11-17 Haziran tarihleri arasında, Cemal Reşit Rey Salonu'nda, bir dizi panel, film gösterileri ve konser etkinliği olarak gerçekleşiyor. 'Duyduk duymadık demeyin' diyorum, zira, açılış gecesi, ünlü Lübnanlı sanatçı Jahide Wehbe'nin konserini, kaçıran çok oldu. İlgilenenler, devamın kaçırmasınlar.
Festival kadın ve sanat odaklı, bense her iki dünyaya da oldukça uzağım. Buna karşın, yüzünü, bugüne kadar ısrarla sırtımızı döndüğümüz 'Doğu'ya çeviren her girişimi son derece anlamlı buluyorum. Yok, ne Doğu ne de Batı'nın özcü kategoriler olarak algılanması ve dünyaya, sanata, kadına bu çerçeveden bakılmasından yana değilim. En temel meselelerde, coğrafya ve tarih insanları tarif ve tasnif etmekten aciz. Ama insanların tarih içinde biriktirdikleri farklı şeyler, farklı zenginlikler var. Buna ister 'medeniyet' deyin, ister 'miras', ister başka bir şey, ama inkâr edilir tarafı yok. Aydınlanma sonrası Batı merkezli düşünce, Batı dışındaki insanlığı tarihin dışına itti, geçmişini çöplüğe atıp, geleceğini vesayet altına almaya girişti. En acısı, bu girişimin, geçmişi ve geleceği ipotek altına alınan insanlar arasında rağbet bulmasıydı. Özgüven kaybı, ayağınızın altındaki zeminin kayması, tarihi travma, güçlü olanla özdeşleşme güdüsü, otoritenin içselleştirilmesi veya başka ne derseniz deyin, bu rağbetin bedeli herkes için çok ağır oldu. Bir yanda, ne geçmişi ne geleceği olduğunu düşünen ve bu nedenle, varolmak için Batı'ya ilişmeye çalışan, Batı dışındakiler, diğer yanda kendi dışındaki tüm zenginliklere gözlerini kapatıp, kulaklarını tıkayan Batı dünyası. Bu dünya, kendinden sıkıldıkça, kendini tüketip, bitirdikçe, zaman zaman, farklılık, zenginlik adına, kılığına kıyafetine, müziğine, ev dekoruna, Batı dışından bir şeyler takıp takıştırıyor, hepsi bu. Sonuçta, insanlık büyük bir fukaralık yaşıyor ve henüz tam ayırdında değil.
Biz bu fukaralığı en derinden ve en trajik yaşayan bir tarih ve coğrafyanın insanlarıyız. Batı modernliği karşısındaki yenilgimizi, feci bir travmaya dönüştürdük. Doğulu olduğumuza veya daha doğrusu, Batılı olmadığımıza işaret eden her şeyden, marazi bir rahatsızlık duyuyoruz. Bu coğrafyada, tarih boyunca biriken her şeye karşı alabildiğine mesafeliyiz. Medeniyet ve mirasa sahip olmak adına yola çıkanların çoğunun da, bu zenginliğe mesafesi en az reddedenler kadar uzak. Özgüvenden uzak bir öfkenin dilinden konuşuyorlar.
Kadın konusu, başlı başına belalı bir konu.
Batı merkezci oryantalizmin, kendi dışındaki dünyaya boyun eğdirme harekâtında, kadın başından beri sembolik ve merkezi bir rol oynamıştı, nitekim bugün ikinci büyük oryantalist dalga, aynı dili yeniden canlandırıyor. Batı dışında yaşayan kadınlar, ya 'kurban' ya da bu kurbanları kurtarma harekâtının yürütücüleri rolünü kabul etmek durumunda.
Kadın konusu başlı başına çok tartışmalı bir konu, ama tüm tartışmaların en başında, tüm insanlık hallerini ve sorunlarını Batı'nın tarif ve tasnif
etmesi iddiasının sorgulanması gerekiyor.
İnsanlığın, biriktirdikleri sadece zenginlikler değil, aynı zamanda sorunlar. Bunların ortak olanları olduğu kadar farklı olanları var. Her kültür dünyası kendi içine kapansın, kendi sorunları ile haşır neşir olsun demiyorum. Ama tüm insanlığın meselelerine, herkes kendi bulunduğu yerden de bir baksın, söyleyeceği farklı bir şey varsa söylesin, bu tüm dünyada yaşayanlar için büyük bir fırsat olur diyorum. 'Doğu'nun Kadınları' festivalinde neler konuşulur bilmiyorum, ama çıkış noktası önemsenmeye değer diye düşünüyorum.